Karar
Haber akışına dön

Reyting Uğruna Kadına Şiddet: Estetize Edilen Sahneler Neye Yol Açıyor?

Reyting Uğruna Kadına Şiddet: Estetize Edilen Sahneler Neye Yol Açıyor?

Televizyon dizilerinde reyting uğruna estetize edilen kadına yönelik şiddet sahneleri, şiddetin normalleştirilmesine ilişkin tartışmaları yeniden gündeme taşıdı. Güneşin Doğduğu Yer dizisinde bir kadın karakterin tren raylarına itildiği sahnenin tepki çekmesinin ardından uzmanlar, şiddetin romantikleştirilerek ve sonuçları göz ardı edilerek sunulmasının izleyicilerde duyarsızlaşmaya ve şiddetin olağan görülmesine yol açabileceği uyarısında bulundu.

Türkiye'de kadına yönelik şiddetle mücadele sürerken, televizyon dizilerindeki şiddet sahneleri de kamuoyunda tartışılmaya devam ediyor. Özellikle kadın karakterlerin fiziksel ve psikolojik şiddete maruz bırakıldığı sahnelerin anlatım biçimi, bu içeriklerin izleyiciler üzerindeki etkisine ilişkin soruları gündeme getiriyor.

DİZİ FRAGMANINDAKİ SAHNE TEPKİ ÇEKTİ

BirGün'den İlayda Kaya'nın haberine göre, tartışmaların son örneklerinden biri yeni sezonda yayımlanan Güneşin Doğduğu Yer dizisinin 8. bölümüne ait ikinci fragmanda yaşandı. Tanıtımda kadın bir karakterin tren raylarına doğru itilerek fiziksel şiddete maruz bırakılması, sosyal medyada tepkilere neden oldu.

Görüntülerin yayımlanmasının ardından bazı izleyiciler boykot çağrısında bulunurken, Radyo ve Televizyon Üst Kurulunu (RTÜK) göreve davet etti. Tepkilerin ardından söz konusu sahneler tanıtımdan çıkarıldı.

Dizilerde şiddetin hangi bağlamda gösterildiği, şiddet uygulayan karakterlerin nasıl konumlandırıldığı ve bu davranışların sonuçlarının izleyiciye aktarılıp aktarılmadığı tartışmanın temel başlıkları arasında yer aldı.

“ŞİDDET BEDELSİZ ALGILANIR”

Önce Çocuklar ve Kadınlar Derneği'nden Psikiyatrist Ezgi Gevher Avcı, şiddet sahnelerinin görsel açıdan çekici hale getirilmesinin izleyicinin algısını etkileyebileceğini belirtti.

Avcı, şiddetin sunuluş biçiminin önemine dikkat çekerek şu değerlendirmeyi yaptı:

“Şiddet karizmatik bir karakterle, görsel bir şölen olarak sunulduğunda, beyin onu bir tehdit olarak değil bir haz ve heyecan deneyimi olarak işler.

Şiddetin sonuçları olan acı, kayıp, hasar görünmediğinde şiddet bedelsiz algılanır. Bunun yanında izleyici çoğu zaman şiddeti uygulayan karakterle özdeşim kurar. Şiddet kahramanın elinde haklı, güçlü ya da çekici göründüğünde, sorun çözme yöntemi olarak meşrulaşır. Bir davranışın ödüllendirildiğini ya da cezasız kaldığını görmek, o davranışı model alma olasılığını artırır.”

ÇOCUKLAR VE ERGENLER İÇİN DUYARSIZLAŞMA RİSKİ

Şiddet içeriklerine tekrar tekrar maruz kalmanın bazı izleyicilerde duyarsızlaşmaya yol açabileceğini ifade eden Avcı, bu etkinin kişiden kişiye değiştiğini söyledi.

Özellikle çocukların ve ergenlerin daha kırılgan gruplar arasında bulunduğunu belirten Avcı, şöyle konuştu:

“Tekrarlanan görsel maruziyetle fizyolojik tepkilerin zayıfladığı görülüyor. Buna ‘duyarsızlaşma’ diyoruz. Duyarsızlaşma gördüğümüz kişilerde duygusal olarak tutum değişikliği daha kolay yaşanır. Gerçek şiddet mağdurlarına karşı empati azalabilir, yardım etme isteği geç devreye girebilir. Şiddet görsellerine maruz kalan izleyicilerin dünyayı daha şiddet dolu bir yer olarak algıladığı ve şiddeti ‘olağan’ saymaya başladığı görülmüştür. Bu etki herkes için aynı değildir. Yaş, aile ortamı, kişinin geçmiş travmatik yaşantıları ve izlediği içeriği paylaşabileceği birisinin olup olmaması burada belirleyicidir. Çocuklar ve ergenler bu açıdan kırılgan gruptur”

“MESELE ŞİDDETİN NASIL VE NE AMAÇLA GÖSTERİLDİĞİDİR”

Televizyonda şiddet sahnesi izlemenin tek başına bir kişiyi şiddet uygulamaya yöneltmeyeceğini vurgulayan Avcı, belirli risk faktörlerine sahip kişiler açısından içeriklerin farklı sonuçlar doğurabileceğini ifade etti.

Avcı, medyada şiddetin ayrıntılı biçimde gösterilmesinin olası etkilerini şu sözlerle anlattı:

“Ancak öfke kontrol sorunu, şiddet geçmişi olan kişiler için riskler vardır. Sahne kişiye bir ‘senaryo’ sunar. Ne yapılacağını, nasıl yapılacağını, nasıl gizleneceğini öğretir.

İkincisi, ‘taklit etkisi’ denen olgudur. Taklit etkisi, medyada ayrıntılı işlenen bir şiddet ya da intihar olayının ardından benzer olayların artmasıdır. Ayrıntılı yöntem verilmesi, dürtü denetim sorunları yaşayan kişinin repertuarına eklenir, bu açıdan sakıncalıdır. Mesele şiddetin gösterilmesinden öte nasıl ve ne amaçla gösterildiğidir”

“MEDYANIN SORUMLULUĞU ŞİDDETİN GERÇEK BEDELİNİ GÖSTERMEKTİR”

Dizilerde şiddetin romantik ilişkilerin olağan bir parçası gibi sunulmasının, izleyicilerin bu davranışları değerlendirme biçimini etkileyebileceğini belirten Avcı, cezasızlık algısına da dikkat çekti.

Avcı, şiddetin sonuçlarının görünür kılınması gerektiğini belirterek şunları söyledi:

“Çünkü insanlar neyin olağan ve neyin bedeli olan bir davranış olduğunu gördükleri örneklerden öğrenir. Bir dizide kıskançlık sevgi işareti gibi sunulduğunda, tokat atan karakter sonrasında affedilip romantikleştirildiğinde, kadın mağdur değil ‘hak etmiş’ gibi gösterildiğinde izleyiciye şu mesajlar verilir. Bu davranış sevgidir, bunun sonucu yoktur, kadın buna katlanır. Bu, davranışın sosyal ve hukuki bir bedeli olmadığı inancını güçlendirir.

Öte yandan; şiddet mağduru kadınların yaşadığını şiddet olarak tanımlamasını ve yardım istemesini zorlaştırır. Gerçek hayattaki cezasızlık örnekleriyle birleştiğinde bu algı daha da pekişir. Medyanın sorumluluğu şiddeti hiç göstermemek değil, onun gerçek bedelini göstermektir. Mağdurun acısını, failin hesap vermesini ve yardım yollarının var olduğunu.”

ARAŞTIRMA: DİZİLERİN YÜZDE 86'SINDA KADINA YÖNELİK ŞİDDET VAR

Televizyon yapımlarındaki şiddet içeriklerine ilişkin veriler de tartışmanın bir başka boyutunu oluşturuyor.

BAREM Araştırma'nın Kasım 2024'te gerçekleştirdiği “Dizi ve Filmlerde Şiddet Sahnelerine Dair Algılar Araştırması” kapsamında, 2014-2024 yılları arasında seçilen 94 televizyon dizisi incelendi.

Araştırmada yer alan verilere göre incelenen dizilerin tamamında fiziksel ve ekonomik şiddet, yüzde 97'sinde psikolojik şiddet, yüzde 34'ünde ise cinsel şiddet unsurları tespit edildi.

Araştırmanın diğer bulguları şöyle sıralandı:

Dizilerin yüzde 86'sında kadına yönelik şiddet yer aldı.

Şiddet sahnelerinin yüzde 49,46'sı orta, yüzde 32,26'sı yüksek yoğunlukta değerlendirildi.

Sahnelerin yüzde 52,69'unda şiddet açık ve ayrıntılı biçimde gösterildi.

Fiziksel şiddet türleri arasında yüzde 52,3 ile yumruklaşma öne çıktı.

Sahnelerin yüzde 6,7'sinde ateşli silah kullanımı görüldü.

ŞİDDET SAHNELERİ NEDENİYLE EN AZ 15 YAPIMA YAPTIRIM

Haberde aktarılan bilgilere göre, yılbaşından itibaren kadına yönelik şiddet, psikolojik baskı ve zorbalık içerikleri nedeniyle en az 15 yapıma yaptırım uygulandı.

Şiddet sahneleri nedeniyle eleştirilen yapımlar arasında Halef Köklerin Çağrısı, Veliaht, Eşref Rüya, Daha 17 ile Güller ve Günahlar da yer aldı.

Halef Köklerin Çağrısı dizisinde kadınların aile içindeki geleneksel baskılara maruz bırakıldığı sahneler tartışma konusu oldu. Özellikle kadın karakterin bir erkek akrabası tarafından odaya kilitlenmesi ve ev işlerini yapmaya zorlanmasının aile büyüklerince geleneksel kurallarla gerekçelendirilmesi eleştirildi.

Veliaht dizisinde ise erkek karakterin eşini zorla otomobile bindirerek yüksek hızda araç kullanması ve tehdit etmesinin ardından yaşananların romantik bir ilişki bağlamında sunulması tepki çekti.

Eşref Rüya dizisindeki bazı sahneler, şiddetin anlaşmazlıkları çözmek için kullanılan bir yöntem olarak gösterildiği gerekçesiyle eleştirildi. Kadın karakterin darbedilerek silahla tehdit edildiği sahne de bu kapsamda gündeme geldi.

Daha 17 dizisinde kız çocuklarına yönelik akran zorbalığı ve psikolojik baskı içeren sahneler tartışılırken, Güller ve Günahlar dizisinde kadın karakterin ekonomik ve psikolojik baskıyla karşı karşıya kaldığı aile içi ilişkiler eleştirilerin odağında yer aldı.

OYUNCULAR SENDİKASI: BELİRLEYİCİ OLAN ŞİDDETİN NASIL ANLATILDIĞI

Oyuncular Sendikası da konuya ilişkin değerlendirmesinde, kadına yönelik şiddetin bir hikâyede yer alması ile bu şiddetin nasıl anlatıldığının birbirinden ayrılması gerektiğini vurguladı.

Sendika, senaryo aşamasından çekim sürecine kadar yapımın bütün aşamalarında sorumluluk bulunduğuna dikkat çekerek şu açıklamayı yaptı:

“Bir sahnenin nasıl yazıldığı, nasıl üretildiği ve oyuncuya hangi koşullarda oynatıldığı birbirinden ayrı düşünülemez. Kadına yönelik şiddet maalesef hayatın bir gerçeği.

Ancak burada belirleyici olan, şiddetin nasıl anlatıldığı ve izleyiciye nasıl sunulduğudur.

Kadına yönelik şiddeti içeren bir sahne senaryoya yazıldığı anda süreç başlamış olur. Bu nedenle öncelikle senaryo yazım aşamasında şiddetin nasıl ele alındığı, hangi amaçla ve nasıl bir anlatının parçası olarak kurulduğu sorgulanmalıdır. Şiddeti yalnızca hikâyenin olağan bir unsuru gibi ele alan yaklaşımlardan vazgeçilmelidir. Oyuncunun bir sahneyi oynamayı reddetme hakkı vardır. Ancak bu hakkın çalışma ilişkisi içinde ne ölçüde kullanılabildiği ayrı bir meseledir. Oyuncular, çoğu zaman çalışma koşullarını ve yükümlülüklerini ayrıntılı biçimde belirleyen, tek taraflı hükümler içerebilen kelepçe sözleşmelerle çalışmaktadır. Bu sözleşmeler, oyuncunun belirli bir sahneyi reddetmesi halinde cezai şartlarla karşı karşıya kalmasına yol açabilmektedir.

Dolayısıyla oyuncunun yalnızca ‘Bu sahnede oynamak istemiyorum’ diyebilmesi, pratikte her zaman mümkün değildir.

Oyuncunun çalışma koşulları, itiraz ve ret hakkı sözleşmelerde güvence altına alınmalıdır.

Öte yandan üretim sürecinin ekonomik ve idari koşullarını belirleyen, projeye yön veren yapımcıların sorumluluğu da göz ardı edilemez. Yapımcı, kadına şiddeti içeren sahnelerin projesinde yer almamasını tercih edebilir ve bu yönde üretim sürecini şekillendirebilir. Şiddetin ekranda nasıl temsil edildiği kadar, o görüntüleri ortaya çıkaran üretim sürecinde çalışan oyuncuların haklarının ve güvenliğinin korunması da önemlidir.”

Okumaya devam et

Pusholder

Senin gündemin

Okuma seçenekleri

Push AIÖzet

PusholderKaynakta oku
karar.com