Hürriyet
Haber akışına dön

Ruhun Hakikati...

Ruhun Hakikati...

“Sanki zemin sabit değilmiş gibi. Bu düşünceyi hemen reddetti... Fakat his kaldı.”

Sol avucunu masanın ahşabına bastırdı. Ahşap soğuktu, pürüzsüzdü, kıpırtısızdı. Gözlerini bir an kapatıp avucunun altındaki o sertliğe tutundu; aklı ona her şeyin yerli yerinde olduğunu söylüyordu. Sonra elini kaldırdı. Fakat parmak uçları hâlâ bir sandalda, durmuş bir suyun üzerinde süzülüyormuş gibi hafifçe karıncalanıyordu. Çay bardağını tutmak için uzandı. Bardağın tabağa dokunurken çıkardığı o küçücük tıkırtı, kulağına lüzumsuz bir yankıyla çarptı. Bardağı kaldırmadı; parmaklarını çekip dizlerinin üzerine koydu. İçeride, tam kaburgalarının altında, görünmez bir sarkaç ritmini kaybetmişti. Ne durabiliyordu ne de tam anlamıyla sallanıyordu. Yürümek istese ilk adımda dengesini kaybedecekmiş gibi bir güvensizlik, diz kapaklarından yukarı doğru ağır ağır tırmandı... İşte modern insanın asıl trajedisi burada başlıyor. Akıl raporu hazırlar, olayı kapatır ancak beden ve duygu ikna olmaz. Zihin mantıklı nedenler bulsa da insanın içine bir kez düşen o tekinsizlik kolay kolay terk etmez odayı. İşte o zaman ne mi olur? Çayın tadı hafifçe değişir... Çok tanıdık bir sokakta yürürken adımlar nedensizce ağırlaşır... Yanındaki insanla konuşurken gözlerin bir an boşa düşer... Telefon ekranına bakarken bile içten içe bir askıda kalmışlık hissi büyür. Gündelik hayat psikolojisinde bu durum; insanın kendi kurduğu “düzen” ile ruhunun “hakikati” arasındaki o görünmez mesafedir. Dışarıdan bakıldığında her şey tıkır tıkır işliyordur. Ama içeride bir yerlerde, zemin bir kez sallanmıştır ve insan artık bastığı yere eskisi kadar hesapsızca güvenemiyordur. Duyguyu hatırladınız mı?MORÖTESİ İLETİŞİM: IŞIN NUR CİCERALİ

BALIK sezonundan sonra sanatın da sezonu açılınca Ankara’nın havası bambaşka bir tada bürünür... Şimdilerde Kalecik’te bağbozumu da başladı... Değmeyin Ankara‘nın keyfine... Öyle bir lezzetlenir ki hava, yerel tabirle “Dadından yinmez” olur... Sadece Ankaralıların damaklarına yapışan bu lezzeti duyumsayabilmek için de haliyle Ankaralı olmak gerekiyor. Resim sanatçısı “Işın Nur Cicerali”nin; Taurus AVM, Platform A’da 24 Ekim Cumartesi günü başlayacak olan kişisel sergisinin adı “Communication in the Ultraviolet.” Nedenini merak edip yapay zekâya sordum... Cevabı şöyle oldu: Bazı kelebek türleri kanatlarındaki UV yansıtıcı veya emici pullar sayesinde birbirlerini tanır, tehlikeleri bildirir veya çiftleşme için sinyal verir. Bilim dünyasında ve ekoloji araştırmalarında “Communication in the Ultraviolet” ifadesi çoğunlukla bu doğal mekanizmaları inceler. Manifestoyu okuduktan sonra bu durumun aynı zamanda biyolog olan sanatçının ilham kaynağıyla örtüştüğünü gördüm... Sanatçının, Ankaralı oluşu ilk morötesi ışığı yakmıştı zaten... Bunun yanında hem kolejli hem ODTÜ’lü oluşu... Biz Ankaralılar için Communication in the Ultraviolet... Sergi 27 Kasım’a kadar sürecek... Morötesi’ni çıplak gözle görmeye gidin.SU BÖREĞİNİN ‘ANGORA’SI

UZUN zamandır memleketteydim ve döner dönmez Ankara’da yokken sürekli rüyalarıma giren “Su Böreği” ile geri dönüşümü kutlamak istedim... Ankara’da su böreği ile ilgili çok fazla seçeneğin olmadığını biliyorum. Çoğunlukla makinelerle açılan dondurulmuş ürünler var tezgâhlarda. Her eski Ankaralı Angora Pastanesi’ni ve ürünlerinin kalitesini bilir. Soluğu Turan Güneş Bulvarı’ndaki Angora’da aldım. “Maalesef bitti” dediler... O anlık hayal kırıklığını anlatamam. “Size çay ikram edelim, 15-20 dakikaya tazesi çıkar dediler” bittikçe yapıyorlarmış, bunu duyunca derin bir ohh çektim. Su böreği geldiğinde bir süre izleyip, fotoğraflarını çektim, kokladım... Anlayacağınız hasret giderdim. Bence son zamanlarda Ankara’da yediğim en doğru lezzetli el yapımı su böreğiydi. Tutkunsanız, tavsiye ederim.‘KUZEY’İN PİDESİ

ERYAMAN’da benim için sürekli keşif yapan çok eski bir dostum var. Adı Haluk. Yazın çocukları yazlığa gönderir ve güya bana köşeye koyayım diye butik ve aile işletmesi mekânlar bakar oysa ki o karnını doyurur... Ağzının tadını bildiğinden damağına güvenirim. Ben Ankara’da yokken aradı ve yediği pidenin fotoğrafını gönderdi. Telefonda sık konuşurduk... Her konuşmanın sonunda “Hadi gel de Kuzey Pide’ye gidelim” derdi. Geldiğimde merhaba demek için aradım. “Hadi çık gel” dedi. Metroya binip Eryaman’a gittim... Tam sevdiğim türden bir aile işletmesi. Fırında Recai Usta pide hazırlarken; eşi Leman Hanım güler yüzlü hali ve sıcak yaklaşımı ile serviste. Tüm malzemeler Trabzon’dan, tereyağı, peynir ve Rize Kavurması ile pide aklınızı başınızdan alacak. Eryaman’a kadar gitmeye değer.

Okumaya devam et

Pusholder

Senin gündemin

Okuma seçenekleri

Push AIÖzet

PusholderKaynakta oku
hurriyet.com.tr