‘Primetime’ 2000’li yıllarda ABD’de yayımlanan ve pedofilleri ifşa ederek reyting yarışında zirveye ulaşan ‘To Catch a Predator’ adlı realite şov programının sunucusu ve ekibi üzerinden sıkı bir medya eleştirisine soyunuyor. Filmde saplantılı kişiğiliyle yoldan çıkan hırslı sunucu Chris Hansen’ı canlandıran Robert Pattinson kariyerinin en iyi performansına imza atmış.
Ruhunu Şeytana Satanlar...

Amerikan NBC televizyonunda 2004-2007 yılları arasında yayınlanan ‘To Catch a Predator’ internet üzerinden çocukları istismar etmeye yeltenen pedofilleri kimi yemlerle tuzağa düşüren, ekran karşısında ifşa olmalarını sağlayan ve polisin devreye girmesiyle yakalanmalarına zemin hazırlayan bir programdı. Geçmişte Columbine katliamı ve 11 Eylül saldırısı gibi olaylarda araştırmalar yapan tecrübeli gazeteci Chris Hansen programın sunucusu ve ana yüzüydü. İşleyişse şöyleydi: Önce ‘Perverted Justice’ adlı bir oluşumun ana elemanı Xavier Von Erck, çevrimiçi sohbet odalarında sahte karakterlerle yazışıyor, randevu ayarlıyor, yem olarak da androjen bir görünüme sahip Del kullanılıyordu. Pedofil ev ziyaretine gittiğinde de devreye Hansen kameralar eşliğinde girip bir nevi failin yüzüne suçunu okuyor, peşi sıra da pedofil tutuklanıyordu. Yapımcılığını Andie Bender’ın üstlendiği program zaman içinde büyük ilgi görünce, kanal da onlar üzerinden daha büyük sulara açılmaya karar verdi.
Belgeselleriyle tanınan Lance Oppenheim ilk kurgusal uzun metrajı ‘Primetime’da bir zamanlar hayranlık duyduğu ama bir vesileyle yakından tanıdığında karakterine ilişkin büyük hayal kırıklığı yaşadığını söylediği Chris Hansen profili üzerinden genel bir medya eleştirisine soyunuyor. Film girişte bahsettiğim zincirle bir pedofilin yakalanma süreciyle açılıyor. Sonrasında genç bir oyuncu adayının nasıl bir projede çalışacağını bilmeden ekibe başvurma aşamasını izliyoruz. Ve nihayetinde Dan Plum adlı bu çaylak ‘Merhaba’ der demez Del’in yeni bir işte alet edilmeyi reddetmesiyle bir tuzağın içinde yem olarak kullanılıyor ve doğaçlaması çok beğenilerek takımın bir parçası oluyor. Öte yandan NBC’nin başkanı Jeff Zucker, Hansen’a “Programını sevmiyorum, inandırıcı gelmiyor ama ABD seviyor” diyor ve arkasından yeni yol haritalarını çiziyor: Bundan böyle çarşamba geceleri 21.00’de ‘primetime’da izleyici karşısına çıkacaklardır. Bu saat diliminde rakip ABC kanalında ‘Lost’ dizisi vardır.
Bütün sektörün çürümesi
Filmin Ajon Singh imzalı senaryosu, Luke Dittrich’in 2007’de Esquire dergisi için kaleme aldığı ‘Tonight on Dateline This Man Will Die’ adlı makalesinden yola çıkarak yazılmış. Yönetmen Oppenheim ve Singh bir biyografiden ziyade ön planda tutkulu, gözü reytingden başka bir şey görmeyen, hedefi doğrultusunda önüne çıkan her engeli ahlaki ve vicdani bir sorgulamayı önemsemeden aşmaya çalışan Makyavelist bir program sunucusu odağında ana resmi tasviri perdeye taşımayı hedeflemiş. ‘Primetime’ sadece Chris Hansen’ın değil, neredeyse bütün sektörün aynı çürümenin ve yozlaşmanın bir parçası olduğunu göstermeye çalışıyor.
Hansen adeta ruhunu şeytana satmış bir kişilik, endüstriyi tanımlarken meseleyi program yapmak değil, üsttekilere onu nasıl satacağını anlatmak şeklinde formüle ediyor. Aile hayatı kötü, iki küçük oğluyla iletişimi zayıf, eve nadir uğradığı gecelerden birinde onlara zorla programını izletiyor. Karısına çok da inandırıcı olmayan bir şekilde evlendiği zamanki adam olacağına söz veriyor! Daha da ötesi, yaptığı işin kutsallığına kendini iyice kaptırıyor. Ekibe yeni giren Dan Plum’a ‘mesleki tavsiyeler’de bulunurken “Bana oğullarımı hatırlatıyorsun” türünden hamasi bir yalan söylüyor. Ona 90’lı yıllarda Hindistan’da çocuk işçilerle ilgili yaptığı bir haberin kendisine Emmy ödülü getirdiğini ama bu programla hiçbir zaman ödüllendirilmediğini, beklenen takdiri görmediğini belirtiyor. Programda da bundan böyle sadece pedofilleri değil daha ileri düzeyde sapık ya da toplumsal anlamda ses getirecek failleri deşifre etmeye çalışıyor. Bu aşamada Xavier’in izini sürdüğü ve Teksas-Murphy’de resmi görevi (ajan, vali, savcı vs. olabilir) olan bir pedofilin varlığından bahsediyor. ‘Balina’ adını verdikleri bu kişi, programa seviye atlatacak yeni bir av olarak hepsinin gözünün hırs bürümesine yol açıyor. Ve nihayetinde şehrin polis şefini ve büyük bir timi yanlarına alarak operasyona girişiyorlar...
‘Primetime’ oluşturulan sistem içinde yozlaşanları birbirine bağlı bir zincir içinde anlatıyor. Patron programı sevmese de reyting için arkalarında duruyor, yapımcı da belli noktalardan sonra hırsına yenik düşüyor, üstüne üstlük kendisine gerekli değerin gösterilmediğini söyleyen rakip kanal ABC’den teklif alıyor. Bütün bu denklemde masumiyetin tek bir adresi var: Bu işe oyunculuktan para kazanmak ama asıl olarak ‘Screen Actors Guild’a (SAG/Oyuncular Sendikası) kabul edilip üyelik kartını almak için giren Dan Plum. O da nihayetinde ‘Bir kart için ruhunu satmaya değer mi’ noktasına geliyor. Bu arada Chris Hansen’ın Krysten adlı genç bir kadınla yaşadığı gizli ilişkinin National Enquirer dergisinde deşifre olması ve haberleştirileceğinin telefonda muhabir tarafından kendisine bildirilmesiyle ana karakterin şirazesinin daha da kaymasına neden olsa da programına ait hırstan geri adım atmıyor.
‘Primetime’ medyanın gösterişli yüzünün arkasındaki düzeni, bu işleyiş şeması içinde sömürenleri, sömürülenleri anlatıyor. Bu yönleriyle ‘Haberler’ (Broadcast News/Yön: James L. Brooks/1989), ‘Gece Vurgunu’ (Nightcrawler/Yön: Dan Gilroy/2014) ve 1976 tarihli Sidney Lumet klasiği ‘Şebeke’ (Network) gibi yapıtlar akla geliyor. Öte yandan yönetmen Oppenheim’ın tercihleri doğrultusunda film, konu edindiği programın yayımlandığı 2000’lerin televizyon dünyasının görsel estetiğine yakın bir tarz tutturularak çekilmiş. Görüntü yönetmeni David Bolen bu işin üstesinden grenli kadrajlarıyla başarıyla gelmiş. Bu aşamada bir zamanların ünlü deyişi “Lütfen televizyonunuzun ayarlarıyla oynamayın”ı hatırlatır ve filmi izlerken “Görüntüler niye böyle” diye sorarsanız cevabı “Eskinin havasını yakalamak” derim.
Robert Pattinson bu yıl ‘The Drama’ ve ‘The Odyssey’de karşımıza çıktı, 4 Aralık’ta vizyona girecek ‘Dune: Part Three’nin kadrosunda da var.
Zirve noktası
‘Dune’ serisinin son adımında nasıl bir performans ortaya koyacağını bilmiyoruz elbet ama ‘Primetime’da canlandırdığı ‘Mefisto’vari Chris Hansen karakteriyle gösterdiği performans bence kariyerinin zirve noktası. Yer yer karikatürize duran bir profili öylesine gerçekçi kılmış ki, canlandırdığı kişinin hırsını ve ‘karaktersizlik’ kokan karakterini gözlerinden bile okuyabiliyorsunuz. Yapımcı Andie Bender’da Merritt Wever, Del’de Phoebe Bridgers, Xavier’de Matthew Maher da çok iyiler ama ben Pattinson’dan sonra en çok Dan Plum’daki Skyler Gisondo’yu çok beğendim.
Son olarak yapım ekibi filmi çekmeden (tam adıyla) Christopher Edward Hansen’a hiçbir konuda danışmamış. Hansen da ‘Primetime’ı izledikten sonra kendisinin karanlık ve dürüst olmayan biri olarak tavsir edildiğini, gerçekte bunun doğru olmadığını söylemiş.
Diğer seçenekler
◊ Henri Marre ülkesinin bir kısmında Nazi işgalinin, bir diğer kısmında da Nazilerle işbirliği yapan General Philippe Pétain başkanlığındaki ‘Vichy Hükümeti’nin hüküm sürdüğü bir dönemde, meteliksiz bir biçimde Vichy’ye gider ve burada iş bulabilmek için çeşitli yolları dener. Yönetmen Emmanuel Marre ‘Devrinin Adamı’nda (Notre Salut), kaygan zemin üzerinde savrulan büyükbabasının ahlakın sınırlarını zorlayan öyküsünü yazdığı mektuplardan yola çıkarak senaryolaştırmış ve sinemaya taşımış. Bu yıl Cannes’da En İyi Senaryo ödülünü alan filmde başrolleri Swann Arlaud, Sandrine Blancke ve Jean-Baptiste Marre paylaşıyor.
◊ Genç ve hırslı bir oyuncu olan Matt Hagen, kariyerinin zirvesine doğru ilerlerken art arda yaşanan trajik olayların ardından kendini geri dönüşü olmayan bir fiziksel ve ruhsal değişimin ortasında bulur. Süreç içinde insanlığını kaybeden Hagen bilimi de kullanarak gücün karanlık tarafına geçer. ‘Clayface’ Batman’in mekânı Gotham City’nin kötü karakterlerinden Clayface’in hikâyesini anlatıyor. DC Studios yapımı, James Watkins imzalı filmin kadrosunda Tom Rhys Harries, Naomi Ackie, David Dencik ve Max Minghella var.
◊ Haftanın menüsündeki diğer yapımlar şöyle: ‘Aile Tarafından Aranıyor’ (Matloub Aaeleyan/Yön: Moataz El Tony), ‘Milyonluk Hurdacı’ (Yön: Ercüment Çavluer), ‘Yankıların İzinde’ (Yön: Mehmet Süleyman Üstek), ‘Sicrun’ (Yön: Erkan Demir), ‘Patiler: Büyük Macera’ (Barboskiny Adventure/Yön: Elena Galdobina), ‘Gupi ve Gülmeyen Kral’ (Yön: Arkın Aktaç).



