Cumhuriyet
Haber akışına dön

Saat Kaç, Kime Göre?

Saat Kaç, Kime Göre?

Avrupa’nın büyük bölümü bugün saatleri bir saat geri alarak kış saatine geçiyor. Türkiye ise 2016’dan bu yana saat değişikliğini uygulamıyor ve yıl boyunca kalıcı yaz saatinde kalıyor. Saatleri ayarlamak kolay; biyolojik saati, sabah ışığını ve güneşin ritmini aynı karara uydurmak ise değil.

Bristol’deki eski Corn Exchange binasının cephesinde, ilk bakışta bozulmuş sanılabilecek bir saat vardır. Akrebi tektir ama iki yelkovanı bulunur.

Biri Londra’yı, diğeri Bristol’ü gösterir. Çünkü 19. yüzyılın ilk yarısında saat, bugünkü gibi herkes için aynı şeyi söylemezdi. Öğle, güneşin bulunduğunuz yerde gökyüzünün en yüksek noktasına ulaştığı andı. Bristol saati Londra’nın yaklaşık 10 dakika gerisinden geliyordu, kimse de bundan özel bir huzursuzluk duymuyordu.

SONRA TRENLER GELDİ

Bir kentten diğerine yürüyerek ya da at arabasıyla gidildiğinde 10 dakikanın fazla önemi yoktu. Ancak demiryolu mesafeleri küçültünce saatler arasındaki fark büyümeye başladı. Aynı tren Bristol’den başka, Londra’dan başka bir zamanda kalkamazdı. Great Western Railway, 1840’ta tarifelerinde Londra saatini esas aldı. Trenler yalnızca insanları ve yükleri değil, ortak zamanı da ülkenin dört bir yanına taşıdı.

Bristol’de eski zaman hemen teslim olmadı. Saatin üzerine ikinci bir yelkovan eklendi. Böylece kent bir süre hem kendi güneşine hem Londra’nın emrine göre yaşadı. İktidarın zamanı bile tek elde toplamasına alışmak kolay değildi.

Demiryolu, 19. yüzyıl edebiyatında bu yüzden yalnızca bir ulaşım aracı değildir. Tolstoy’un “Anna Karenina”sında tren hızın, düzenin ve kaçınılmazlığın simgesine dönüşür. Perondaki saat kimsenin kederiyle ilgilenmez. Aşk gecikebilir, pişmanlık erkenden gelebilir ama tren tarifesi duygulara göre düzenlenmez.

Yaşamın edebiyata yaptığı tuhaf bir dipnot da vardır. Tolstoy, 1910’da çıktığı son yolculukta hastalanarak Astapovo istasyonunda trenden indirildi ve istasyon şefinin evinde öldü. Anna’nın kaderini raylarda mühürleyen yazarın kendi yaşamı da bir istasyonda son durağına ulaşmıştı. Romanlarında insanı zamanın önünde koşturan Tolstoy için sonunda tarife durmuştu.

BİYOLOJİK SAAT

Ne var ki kentlerin saatlerini eşitlemek, insanların içindeki saatleri eşitlemeye yetmedi. Beynimizde ışık ve karanlıkla ayarlanan biyolojik bir düzen bulunuyor. Uyku, uyanıklık, hormon salınımı ve beden sıcaklığı bu ritimle değişiyor. Toplumsal saat ile biyolojik saat birbirinden uzaklaştığında “sosyal jetlag” denen uyumsuzluk ortaya çıkıyor: Başka bir ülkeye gitmeden saat farkı yaşıyoruz.

Yaz ve kış saati tartışmasında aslında iki ayrı soru var. Birincisi, saatleri yılda iki kez değiştirmenin insan bedeni üzerindeki etkisi, ikincisi ise bu değişimden vazgeçilecekse yaz saatinde mi, standart saatte mi kalınacağı. İlkbahardaki bir saatlik geçişin uykuyu kısa süreli bozabildiğini gösteren çalışmalar, saat değişikliklerinin kaldırılmasını destekleyebilir. Ancak kalıcı yaz saatinin daha sağlıklı olduğunu göstermez. Uyku tıbbı kuruluşları, sabah ışığını koruduğu ve biyolojik ritimle daha iyi örtüştüğü için güneş saatine daha yakın olan kalıcı standart saati öneriyor.

Türkiye, saatlerin mevsimlerle gidip gelmesine 2016’da son verdi ancak tercihini kalıcı standart saatten değil, kalıcı ileri saatten yana kullandı. Kararın resmi gerekçesi gün ışığından daha fazla yararlanmak, Enerji Bakanlığı’nın açıkladığı hedef ise aydınlatmadan kaynaklanan elektrik tüketimini azaltmaktı. Yani uygulamanın çıkış noktası insanın biyolojik saati değil, enerji hesabıydı.

Tam da burada Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Saatleri Ayarlama Enstitüsü geliyor akla. Tanpınar’ın romanında saatleri ayarlamak giderek yaşamı, toplumu ve insanı ayarlama iddiasına dönüşür, bizde de saat ayarlandıktan sonra güneşin ve biyolojik ritmimizin kendiliğinden hizaya girmesi beklenmiş olmalı.

UYGULAMA YANLIŞ

Elbette saatleri yılda iki kez değiştirmemek savunulabilir ama buradan Türkiye’deki uygulamanın sağlık açısından doğrulandığı sonucu çıkmaz. Sabah ışığı, biyolojik saatin yeni güne ayarlanmasında önemli bir uyarandır. Işığın gecikmesi, özellikle biyolojik ritmi ergenlikle birlikte daha geçe kayan gençlerin erken uyanmasını ve ders sırasında yeterince uyanık kalmasını güçleştirebilir. Uyku tıbbı kuruluşlarının ortaokul ve lise derslerinin 08.30’dan önce başlamamasını önermesi boşuna değil.

Karanlıkta yapılan okul ve iş yolculukları, yaya ve sürücülerin görüş koşullarını da kötüleştirir. Bu durumun Türkiye’de kazaları ya da okul başarısındaki sorunları doğrudan artırdığını söyleyecek yeterli yerel kanıt yok ancak riski büyütebilecek koşullar oluşturduğu açık. Enerji hesabı yapılırken sağlık, eğitim ve güvenliğin de bilançonun öteki tarafına yazılması gerekir.

Türkiye kalıcı yaz saatinde kaldı. Güneşin de karara uyacağı düşünüldü herhâlde. Özellikle ülkenin batısında çocuklar okul servisini, çalışanlar otobüsü kış sabahlarının karanlığında bekliyor. Resmi saat sekizi gösterirken beden hâlâ gecenin sürdüğünü söyleyebiliyor. Devlet saati kararlı, güneş biraz muhalif. Akreple yelkovanı kararnameyle, kanunla ilerletmek mümkün. Gün doğumunu erkene almak ise şimdilik değil.

Bristol’deki iki yelkovan hâlâ iki ayrı zamana bakıyor. Biz de öyle: Biri duvarda, diğeri içimizde. Demiryolları kentlerin saatlerini eşitledi ancak insan bedeni istasyon saati değildir. Herkesle aynı anda uyanmak, bazen kendi zamanımıza geç kalmaktır.

Okumaya devam et

Pusholder

Senin gündemin

Okuma seçenekleri

Push AIÖzet

PusholderKaynakta oku
cumhuriyet.com.tr