Türkiye’de yüz yirmi dokuz devlet, yetmiş beş vakıf üniversitesi mevcut.
Sağlık Bilimleri Arpalığı

Aslında her üniversitenin kendine özgü bir yapısı, kimliği olsa da neticede hepsi az çok birbirine benzer. Ancak bunlardan biri var ki ne diğer hiçbirine benziyor, ne de diğer hiçbiri ona benziyor.
Sağlık Bilimleri Üniversitesi, SBÜ’den bahsediyorum.
Öncelikle, hani üniversite deyince aklımıza kampüs gelir ya, bu üniversitede kampüs yok. Onun yerine çok sayıda külliye var. Oradan başlayalım.
İki ana külliyeden biri İstanbul’daki tarihi Haydarpaşa Tıbbiyesi merkezli Hamidiye Külliyesi, diğeri Ankara’daki tarihi Gülhane Askeri Tıp Akademisi merkezli Gülhane Külliyesi. Birinciye bağlı on, ikinciye bağlı sekiz fakülte var.
Bunlardan başka, yurtiçinde Adana, Erzurum, Bursa, İzmir, Trabzon ve Kayseri Tıp Fakültesi Külliyeleri de mevcut.
Yani bu üniversiteye dokuzu tıp, ikisi diş hekimliği, ikisi eczacılık, ikisi hemşirelik olmak üzere yurtiçinde toplam yirmi dört fakülte bağlı.
Yukarıdaki sayıları verirken yurtiçi diye özellikle vurguladım. Çünkü bu üniversitenin Somali’den Sudan’a, Suriye’den Filipinler’e, KKTC’den Bosna Hersek’e, Özbekistan’dan Kırgizistan’a kadar bir dizi yurtdışı külliyesi de mevcut.
Bu kadarla bitmedi. SBÜ’nün yurtiçinde, yurtdışında toplam yirmi altı tane de Uygulama ve Araştırma Merkezleri var.
Bu da yetmedi. Sağlık Bakanlığına bağlı yirmi sekizi İstanbul, on ikisi Ankara, yirmi dokuzu diğer illerde olmak üzere toplam altmış dokuz eğitim ve araştırma hastanesi de bu üniversitenin hizmetinde.
Neticede sadece Türkiye’de değil, muhtemelen dünyanın başka hiçbir ülkesindeki hiçbir üniversiteye benzemeyen devasa bir garabet bu SBÜ.
Bu üniversite geçtiğimiz günlerde 226 profesörlük olmak üzere toplam 236 akademik kadro için ilan yayınladı.
İlanda ilk dikkati çeken kadro sayısının yüksekliği. Hacettepe Tıpta 302, Ankara Tıpta 299, Cerrahpaşa’da 257, Çapa’da 247 profesör olduğunu düşünürseniz durumu kıyaslayabilirsiniz. İlan bir nevi kamu kurumlarının toplu alım ihalesi ilanı gibi olmuş.
İlanda dahiliyeden genel cerrahiye, ürolojiden kardiyolojiye her branş var. Diyelim ki o kadar sene çalışıp doçent oldunuz ve yıllardır profesörlük kadrosu bekliyorsunuz. “SBÜ’nün bu kadar çok ihtiyacı varsa bana da düşer herhalde” diye incelemeye başladınız.
Bir de ne görüyorsunuz?
Misal, iç hastalıkları, gastroenteroloji doçentisiniz ve Adana Şehir Hastanesi’nde de profesör kadrosu açılmış. Önce bir heyecanlanıyorsunuz ama sonra yandaki “Aranan Şartlar” sütununu fark ediyorsunuz. Münhal kadroya müracaat etmek için gastroenteroloji doçenti olmanız yetmiyormuş, bir de “Burried Bumper sendromu konusunda çalışması olmak” gerekiyormuş. Hani sanki bütün Adana Burried Bumper sendromundan muzdaripmiş gibi!
Velev ki acil tıp doçentisiniz ve Ankara Sağlık Uygulama Araştırma Merkezi’nde açılan kadroyu gözünüze kestirdiniz. O iş öyle kolay değil. Daha önceden “Travmatik beyin hasarında glukoz/potasyum oranının prognozu tahmin etmede kullanımı konusunda” çalışmış olmanız şart. Yoksa, maazallah acil hastalara zarar verebilirsiniz!
Ya da İstanbul Ümraniye Sağlık Uygulama Araştırma Merkezi’nde açılan radyoloji profesörlüğü kadrosuna talipsiniz. Önce “Lomber pedikle laminar kenarlar arasındaki radyolojik mesafe” konusundaki çalışmanızı göstermelisiniz. Malum, Ümraniyeliler hep o mesafenin darlığından şikayetçi!
Diyelim ki Ankara Şehir Hastanesi’nde enfeksiyon hastalıkları profesörü olabilmeniz için doçentlik diplomanızın yanı sıra “Kardiyovasküler cerrahi kliniğinde cerrahi bölge Streptococcus pyogenes enfeksiyonları salgını” konuşunda çalıştığınızın da belgesini sunmanız lazım. Soru çalışmadığınız yerden geldiyse o SBÜ’nün değil, sizin sorununuz!
Bu akademik kadro ilanından bir dizi Levent Kırca parodisi çıkar ama daha fazlasını yazmaktan meslek adına hicap duyuyorum.
Peki sizce SBÜ profesör kadrosuna atamak için neden böyle kriterler istiyor?
Çünkü her bir kadroya kimin atanacağı önceden belli. Sadece işi kılıfına uydurmak için ilan veriliyor.
Adrese teslim kargo gibi. Adrese teslim kadro. SBÜ ulufe dağıtır gibi profesörlük dağıtıyor.
Peki bu kadroları kimlere dağıtıyor, diye de soracaksınız muhtemelen.
Bunun için ilk olarak SBÜ’nün 2015 yılında AKP döneminde sıfırdan kurulduğunu belirteyim. İkinci olarak da SBÜ’nün rektörlerini hatırlatayım. İlki kamuoyunda “Tayyip Erdoğan’ın özel doktoru” olarak bilinen eski AKP Milletvekili Cevdet Erdöl’dü. İkinci, şimdiki de kamuoyunda muhaliflere köpek zehirim önermesiyle tanınan, gene eski AKP Milletvekili Kemalettin Aydın. Gerisini siz düşünün.
AKP partizanca ve pervasızca kadrolaşmak için hiçbir engelle karşılaşmadı SBÜ’de. Hâlâ da öyle devam ediyor.
Bu profesör kadroları tabii ki liyakate değil sadakate göre dağıtılıyor. Yani öncelikle ve esas olarak yandaşlara, onlardan arta kalan olursa da “sus payı” olarak diğerlerine.
Sağlık Bilimleri Üniversitesi değil, Sağlık Bilimleri Arpalığı mübarek.
Yıllarca gece gündüz çalışıp alınlarının teriyle hak ederek kazananları tenzih ederek söyleyeyim; Cumhuriyet tarihi boyunca profesörlüğün bu kadar ayağa düştüğü bir dönem olmamıştı.



