Bir zamanlar “sokak çocuğu” olmak çok tehlikeli bir şey gibi görülürdü. Sokak çocuğuna dair tehlike anlatıları, çocukların sokaktan içeriye, odalara ve kapalı alanlara alınmasını meşrulaştırdı.
Şahap Eraslan: Bir Zamanlar 'Sokak Çocuğu' Olmak Çok Tehlikeli Bir Şey Gibi Görülürdü

Çocuğun evin içinde, okulda, kursta, arabada ya da kendi odasında olması güvenlik olarak anlaşıldı. Böylece çocuğun korunacağı düşünüldü. Oysa bugün belki de yeniden istememiz gereken şey, çocukların tekrar bir anlamda “sokak çocuğu” olabilmesidir. Burada sokak çocuğundan kastım ihmal edilen, sahipsiz bırakılan ya da tehlikeye terk edilen çocuk değildir.
Kastettiğim şey, çocuğun sokakta kendi yaşıtlarıyla oynayabilmesi, kendi deneyimlerini yapabilmesi, kendi kurallarını kurabilmesi, kendi çocukluk kültürünü oluşturabilmesi ve yetişkinlerin sürekli denetimi dışında bir çocukluk alanına sahip olabilmesidir. Sokak çocukluğu bu anlamda çok önemli bir değerdir. Bunun hayatımızdan çıkması, çocukluğun en canlı, en yaratıcı ve en gerçek taraflarından birinin kaybı anlamına gelir. Çocukluktaki komşuluk ve mahalle oyun alanlarına imkan tanınması…
Sokak bu anlamda yalnızca fiziksel bir mekân değildir. Sokak, yetişkin denetiminin azaldığı ve çocukların kendi dünyalarını kurabildikleri bir toplumsal alandır. Çocuk sokakta düşer, kavga eder, kaybeder, korkar, cesaret eder, arkadaşının sınırını aşar, kendi sınırı aşılır, küser ve yeniden barışır. Bütün bunlar bazen acı vericidir; fakat aynı zamanda deneyimdir. Çocuğu bütün risklerden korumaya çalıştığımızda onu yalnızca tehlikeden değil, deneyimden de koruyabiliriz.
Şahap Eraslan’ın yazısı



