Hürriyet
Haber akışına dön

Sandıkta Kazanan Hayatın Gerçekleri

Sandıkta Kazanan Hayatın Gerçekleri

AMERİKALILARIN başka ülkelerin seçimlerini bizim kadar yakından takip ettiklerini zannetmiyorum ama biz ABD seçimlerini yakından izliyoruz.

Normaldir. Amerika’daki bir gelişme hepimizin hayatını etkileyebiliyor.

ABD seçimlerinde Demokratların tarihî kazanımları var. Trump’ın ağır bir yenilgiye uğradığı da ortada.

Üstelik Cumhuriyetçilerin yıllardır güçlü olduğu eyaletlerde bile önemli değişimler yaşandı.

Bu seçimlerin dikkat çekici ilkleri de var.

Texas’ın ilk Latin kökenli kadın valisi Gina Hinojosa, Michigan’dan seçilen ilk Müslüman senatör Abdul El-Sayed ve New Mexico’da ülkenin ilk yerli Amerikalı kadın valisi Deb Haaland...

Gelişmiş bir demokraside bile bu ilkleri okuyunca insan şaşırmıyor değil.

Ama bu seçimlerin arkasındaki toplumsal bir gerçek de var.

Çünkü sandıktan yalnızca Demokratlar değil, hayat pahalılığına duyulan tepki de çıktı.

ABD’de seçmenlerin yüzde 90’ı hayat pahalılığının oy verirken önemli olduğunu söylüyor.

Ekonomiyi en önemli mesele olarak görenlerin oranı yüzde 39. Demokrasinin durumunu öne çıkaranlar ise yüzde 32.

Trump iki yıl önce ekonomiyi düzelteceği vaadiyle kazanmıştı. Şimdi aynı ekonomi onu kaybettiren nedenlerin başında geliyor.

Büyüme rakamları, borsa endeksleri, büyük ekonomik vaatler hepsi önemli.

Ama seçmenin ekonomisi markette, benzin istasyonunda, evinin kirasında başlıyor.

Mazot ve gübre maliyeti, başka bir eyaletteki ailenin ısınma gideri belli ki siyasetin sonuçlarını etkilemiş.

Elbette Trump’ın yönetim anlayışına, dış politikasına ve demokrasi konusundaki tutumuna yönelik tepkiler de var.

Ama bu seçimlerden çıkarılacak daha genel bir ders olduğunu düşünüyorum.

Sandıkta fikirler yarışıyor ama seçmen oyunu verirken kendi hayatını da o sandığa koyuyor.

Benim ABD seçimleriyle ilgili okumam böyle.

Donald Trump

YENİ BİR HİKÂYE YAZMAK MÜMKÜN

SON yıllarda izlediğim en iyi konuşmalardan birini yaptı İZTO Başkanı Mahmut Özgener...

Konuşması akıcıydı, görsellerle desteklenmişti.

Geçmişten daha çok gelecek vardı.

Sadece Oda’nın fikirleri değil; belli ki toplumsal bir ortak akıl da eklenmişti.

Hem durum tespiti vardı hem de çözüm önerileri...

Bir öncelik listesi yapılmıştı ama İzmir ve bölgenin uzun vadeli vizyonu da ortaya konmuştu.

Projelerin ve önerilerin tamamı ayakları yere basan yatırımlardı. Hepsi ihtiyaç duyulan, yapılabilir nitelikteydi.

En önemlisi de “Taşın altına elimizi koymaya varız, liderlik etmeye, birlikte çalışmaya, herkes için ortak akılda buluşmaya varız” mesajı vardı.

Özgener’in birçok projesini beğendim. Ama hepsini bir yazıya sığdırmak mümkün değil.

Ben özellikle üç başlığı öne çıkarmak istiyorum.

Çandarlı Limanı, entegre lojistik sistemi ve Çeşme Turizm Projesi...

ÇANDARLI İHRACATI VE YATIRIMLARI ARTIRIR

Özgener, Çandarlı Limanı’nın yeni koşullara göre değerlendirilmesini öneriyor.

Özellikle deniz üstü rüzgâr santrallerine hizmet verecek bir liman ve sanayi bölgesi oluşturulmasını istiyor.

Bence önemli bir yaklaşım.

Çünkü İzmir zaten rüzgâr enerjisi ekipmanları üretiminde güçlü bir sanayi birikimine sahip.

Bu birikimi liman altyapısıyla buluşturmak yeni yatırımların da önünü açabilir.

Özgener’in şu cümlesini not ettim.

“Çandarlı için yeni bir hikâye yazılmasına ihtiyaç var. Bizler de bu hikâyenin içinde olmaya varız.”

Mahmut Özgener

ENTEGRE BİR LOJİSTİK SİSTEMİ KURACAKLAR

İkinci önemli başlık lojistikti.

2025 yılında Türkiye limanlarında elleçlenen 553 milyon ton yükün 89.5 milyon tonu Aliağa bölgesindeki limanlardan geçmiş.

Ancak limanların güçlü olması tek başına yeterli değil.

Demir yolları, kara yolları, lojistik merkezler ve üretim alanlarıyla entegre bir sistem kurulması gerekiyor.

Özgener de Aliağa limanlarının altyapısının güçlendirilmesini, Çandarlı’nın yeni işlevine kavuşmasını ve Kemalpaşa Lojistik Merkezi’nin bir an önce açılmasını öneriyor.

“İzmir’in güçlü liman sistemini tek bir entegre ağ olarak çalıştırabilmesi gerekiyor” diyor.

Bu yaklaşımı önemsiyorum.

ÇEŞME’Yİ, TURİZMİNİ YENİDEN KONUŞMALIYIZ

Üçüncü başlık Çeşme Turizm Projesi...

Geçmişte çok tartışıldı. Çevresel etkilerinden yapılaşmaya kadar ciddi itirazlar gündeme geldi.

Özgener, projenin yeniden ele alınmasını öneriyor.

Ben de Çeşme’nin turizm potansiyelinin bugünkünden çok daha büyük olduğuna inanıyorum.

Ancak artık yalnızca daha fazla otel ve yatak kapasitesini konuşmamalıyız.

Daha uzun sezon, daha yüksek gelir, daha nitelikli turizm ve bölge halkına daha fazla katkı sağlayacak bir model üzerinde durmalıyız.

ORTAK AKILDAN ORTAK İRADEYE

MAHMUT Özgener’in konuşmasında en çok önemsediğim mesajlardan biri şuydu. “Ortak akıl dediğimiz şey herkesin aynı düşüncede olması değil, farklı düşüncelerin ortak bir hedef için buluşmasıdır.” Ama bir de ortak irade gerekiyor. Sadece sivil toplumda mı; asıl siyasette buna ihtiyacımız var. Kısa ama anlamlı... “Ortak akıldan ortak iradeye...”

Okumaya devam et

Pusholder

Senin gündemin

Okuma seçenekleri

Push AIÖzet

PusholderKaynakta oku
hurriyet.com.tr