WhatsApp’tan mesajlar alıyorum üç gündür.
Sarıgül’le İlgili Elinde Videolar Olan Şahsa

Tanımadığım kişi, Almanya numarasından günde birkaç kez atıyor bu mesajları.
Mesajlar şöyle:
- Sarıgül’ü tanıyor musunuz?
- Elimde videoları var.
- Videolar var elimde.
- Lütfen cevap verin.
Bu şahsa WhatsApp üzerinden değil buradan cevap vermeyi tercih ediyorum:
- Sayın mesaj atan kişi.
- Eğer elinizdeki videolar, suçla ilgiliyse hemen savcılığa başvurun.
- Eğer elinizdeki videolar, özel hayatla ilgiliyse bu benim ilgi alanıma girmez.
- Eğer elinizdeki somut bir haber konusuysa mesajda özetleyin, ben size dönerim.
Galiba “elimde video var” diyen her kişiyle yüz göz olmamayı öğrenecek kadar yaşadım şu hayatta.
TÜRKÜYLE DİKKAT ÇEKMEK
İSTANBUL’daki baro seçimlerinde...
Tonla slogan atıldı. Bir sürü pankart açıldı. Sayısız yumruk savruldu. Nutuk üstüne nutuk söylendi.
Hiçbiri ama hiçbiri...
Bir avukatın kürsüde söylediği “avukat türküsü” kadar prim yapmadı.
Kafasını gözünü yararak söylese de... Tiz perdeye çıktığında azıcık kulak kanatsa da...
Türküyle dikkat çekmek diye bir olguyu hayatımıza sokan avukat hanıma bin selam.
TRUMP İLE OBAMA ARASINDA BİR TERCİHE ZORLANSAM
TAMAM, kabul.
Trump...
- Obama’nın zekice laf sokuşlarının karşısında... Pek avam kalıyor.
- Obama’nın etkili hitabetinin karşısında... Biraz yavan bir hitabete sahip.
- Obama’nın artistlik demokratlığının karşısında... Az biraz Ortadoğulu gibi.
Ama şunları da kabul edelim.
- Obama’nın stratejik sinsiliği karşısında... Patavatsızca dobra.
- Obama’nın kaypak zarafeti karşısında... Kaba saba bir içtenliğe sahip.
- Obama’nın eski ezberleri tekrarlaması karşısında... Obama gibilerin putlarını deviriyor.
Tercihe gelince...
İkisi arasında bir tercihe zorlansam.
Son tahlilde tabii ki TRUMP derim.
Sorry yani.
UTANARAK KEYİF ALDIĞIM ŞEYLER
m Çok kötü çekilmiş b sınıfı korku filmleri izlemek.
- “En güzel Temel fıkraları” isimli kitabı evirip çevirmek.
- “Öldüren Cazibe” filmine başyapıt muamelesi yapmak.
- James Bond serisiyle ilgili dedikodulara dalmak.
- İngiliz Kraliyet Ailesi’nde birilerinin tarafını tutmak.
- Sarıgül’ün paylaşımlarının altındaki yorumları okumak.
- Kedim Sekter’in fotoğraflarını yapay zekâyla maymuna çevirmek.
- Hindistan sokak lezzetleri belgesellerine dadanmak.
- Güllü cinayetinde olay yeri inceleme elemanı gibi davranmak.
- Kimselere çaktırmadan burçlar üzerinden kişilik analizi yapmak.
- İnşaat görünce dayanamayıp dakikalarca bakmak.
- Bir kafenin önünde oturup gelen geçeni izlemek.
- “Tavukları pişirmişem / Hacıyı da çarşıya göndermişem”i dinlemek.
ACAYİP ZORLAMA BİR ŞEY: ALTIN PORTAKAL KORTEJİ
1970’lerde olsaydım...
Cüneyt Arkın’ları, Türkan Şoray’ları, Kadir İnanır’ları, Belgin Doruk’ları, Tarık Akan’ları üstü açık arabalarda önümden geçerken görmek için...
Koşa koşa giderdim Antalya’ya.
2026 yılındayız.
Artık ne tepeden tırnağa karizma jönler var, ne de dört yapraklı yoncalar.
Videoları gördüm:
Altın Portakal sanatçı kortejinde yer alan en baba isim: İlyas Salman.
Var gerisini sen düşün.
“Bir gelenektir, sürdürelim” falan deniliyor olabilir.
Ama sürdürüldükçe eski güzelim kortejlerin hatırası zedeleniyor.
Bazı gelenekler sürdürüldükçe büyür, kökleşir, güzelleşir.
Bazı gelenekler ise sürdürme inadıyla küçülür, kökten uzaklaşır, tatsızlaşır.
Israr etmemek lazım yani.




