ABD merkezli Sceye, gökyüzünden mobil bağlantı sağlayan uçan baz istasyonuyla ABD-Japonya arasında 30 bin kilometre yol katetti. Bu süre boyunca standart telefonlara bağlantı sundu.
Sceye'nin Uçan Baz İstasyonu, ABD'den Japonya'ya 30 Bin Km Yol Katetti

ABD merkezli havacılık ve malzeme bilimi şirketi Sceye, Nisan ayında ilk stratosfer testini gerçekleştirdiği "uçan gemisi" Sceye SE2'yi ticari bir ürüne dönüştürme yolunda önemli bir aşamayı daha geride bıraktı. Gökyüzünde uçan bir baz istasyonu olarak tasarlanan SceyeCELL sistemini taşıyan hava aracı, geçtiğimiz günlerde ABD'den Japonya'ya uzanan ve tekrar ABD'ye dönen test uçuşunu başarıyla tamamladı. Yaklaşık 19.000 mil (30.600 kilometre) süren ve 30 gün boyunca devam eden görev, stratosferdeki platformların mevcut mobil ağları tamamlayabilecek bir altyapı olarak kullanılabileceğini ortaya koydu.
Sceye SE2 gibi yüksek irtifa hava araçları ve güneş enerjisiyle çalışan stratosfer platformları, uzun yıllardır özellikle telekomünikasyon alanında “uydu ile dron arasındaki eksik halka” olarak görülüyor. Teoride bu sistemler, atmosferin üst katmanlarında günlerce, hatta aylarca kalarak geniş alanlara internet bağlantısı sağlayabilir, doğal afetlerde kesintisiz iletişim kurabilir ve sürekli veri toplayabilir. Tabii bu konseptin gerçeğe dönüşebilmesi için uzun süreli uçuş dayanımı, enerji yönetimi ve stabil konum koruma gibi ciddi mühendislik engellerinin aşılması gerekiyordu. Sceye'nin 30 gün boyunca süren bu yolculuğu başarıyla tamamlaması, bu engellerin büyük ölçüde aşıldığının ispatı.
Sceye, Gökyüzündeki Baz İstasyonuyla Mobil Bağlantı Sundu
Sceye'nin Service Test 1 (ST1) adını verdiği görev, şirketin Japon telekomünikasyon operatörü SoftBank ile yürüttüğü çalışmaların bir parçası olarak gerçekleştirildi. Sceye SE2, Ağustos ayı ortasında Japonya'ya ulaştı ve burada yedi günden uzun süre boyunca Japonya tarafından yönetilen hava sahasında faaliyet gösterdi. Ardından Pasifik Okyanusu üzerinden ABD'ye geri döndü. Japonya'da gerçekleştirilen testlerde, standart akıllı telefonlarla sesli arama yapılabildiği, mesaj gönderilebildiği ve internet üzerinden video izlenebildiği gösterildi. Üstelik bunun için telefonlarda özel bir donanım ya da değişiklik yapılması gerekmedi.
Japonya'daki denemelerde platform, SoftBank'ın çekirdek şebekesine bağlandı. Çekirdek şebeke, kullanıcıların kimlik doğrulamasından bağlantıların yönetilmesine ve veri trafiğinin yönlendirilmesine kadar mobil iletişimin temel işlevlerini yerine getirdi. Böylece platform, tek başına çalışan bağımsız bir internet kaynağı olmak yerine mevcut mobil şebekeyi tamamlayan bir altyapı olarak görev yaptı.
Tek Bir Platformun Kapsama Alanı 500 Karasal Baz İstasyonuna Eşdeğer
Sceye'nin geliştirdiği sistemin temelinde, İngilizcede High Altitude Platform Systems (HAPS) olarak adlandırılan yüksek irtifa platformları bulunuyor. Bu sistemler atmosferin stratosfer katmanında faaliyet gösteriyor. ST1 görevinde kullanılan platform, yaklaşık 17 kilometre irtifada çalıştı.
HAPS sistemlerinin en önemli avantajı, yeryüzüne yakın olmalarına rağmen çok geniş bir alanı kapsayabilecek yükseklikte bulunmaları. Yüksek irtifada konumlanan bir platform, tek bir noktadan geniş bir coğrafyaya kablosuz bağlantı sağlayabiliyor. Sceye'nin açıklamasına göre şirketin tam ölçekli olarak devreye alınması planlanan platformlarından biri, kapsama alanı bakımından yaklaşık 500 karasal baz istasyonuna eşdeğer olacak şekilde tasarlanıyor. Bu, özellikle dağlık bölgelerde, denizlerde ve mevcut telekomünikasyon altyapısının kurulmasının zor veya maliyetli olduğu yerlerde önemli bir avantaj sağlayabilir.
Sceye SE2, Güneş Panellerinden Güç Alıyor
Sceye SE2, üst yüzeyine yerleştirilmiş güneş panelleri sayesinde gün içinde enerji üretiyor ve bu enerjiyi lityum-kükürt bataryalarda depoluyor. Yaklaşık 425 Wh/kg enerji yoğunluğuna sahip bu bataryalar, hava aracının kuyruk kısmındaki elektrikli pervaneyi besleyerek itiş gücünü sağlıyor. Bu yapı, platformun günlerce dış müdahale olmadan görev yapabilmesini mümkün kılıyor.
Sceye'nin Starlink'ten Farkı Ne?
Starlink tarafından geliştirilen Direct to Cell hizmeti temelde benzer bir amaca hizmet etmeyi hedefliyor. Ancak iki yaklaşım arasında önemli bir fark var: Starlink'in bu hizmette kullandığı uyduların alçak Dünya yörüngesine fırlatılması gerekiyor. Sceye SE2 gibi HAPS platformları ise Dünya yüzeyinden yalnızca 17 kilometre yüksekte çalışıyor. Bu yükseklik farkı, iletişimin nasıl gerçekleştirildiğini doğrudan etkiliyor. Alçak Dünya yörüngesindeki uydular genellikle yüzlerce kilometre yüksekte bulunduğu için sinyallerin daha uzun mesafe katetmesi gerekiyor. Stratosferdeki platformlar ise yeryüzüne çok daha yakın olduklarından, uygun koşullarda daha düşük gecikme ve daha güçlü bağlantı sunma potansiyeline sahip. Ayrıca uydu fırlatmak yerine atmosferde çalışacak platformlar kullanılması, altyapının kurulması ve işletilmesi açısından maliyet avantajı da yaratabilir.





