Hayır, bizdeki seçimlerden söz etmiyorum. Bizdeki ve dünyanın başka yerlerindeki seçimleri de etkileyecek seçimler bunlar.
Seçimlere Az Kaldı

Önce Brezilya’da ikinci tur… Trump’ın ve (M. Özuğurlu’nun ifadesiyle) “Silikon Vadisi göbelleri”nin cansiperane destekledikleri Bolsonaro’ya karşı Lula kazanırsa dünyanın soluna moral olacak. Moral bozucu olasılık dilimden uzak olsun.
Trump’ın eli her seçimin içinde. 27 Ekim’de İsrail’de de faşist Netanyahu’yu destekliyor. “Yanlış lideri seçmeyin” diye tehditle karışık uyararak.
Umarım Netanyahu da Macaristan’ın Orban’ı kadar yararlanır desteğinden!
Sonra 3 Kasım’da kendi seçimi var. Muhammed adıyla alay ederek, İslamofobik söylemle sürdürdüğü kampanya da işe yaramaz ve bir sol dalgayla ilerleyen Demokratlar karşısında yenilirse, o da Lula’nın kazanması ve Netanyahu’nun kaybetmesi gibi moral olur bize.
Trump’ın İslamofobik kampanyası derken bir şeye dikkat! Malum, bu konuda çok duyarlıyız! Avrupa’da bir lider benzer açıklamalar yapsın, maazallah Muhammed adıyla dalga geçsin, öyle kükrüyoruz ki yer yerinden oynuyor. Lakin iktidar cenahından Trump’a karşı tek laf edilmedi henüz!
İktidar şimdi sel felaketinin yaralarını sarmakla meşgul! Bugüne kadar dere kenarlarına dikilişine göz yumduğu binaları yıkıyor, zarar görenlere devletin müşfik elini uzatıyor! Bakanlar ve Vali Gül sürekli sahada; devlet ve iktidar adına!
Bir seçimde bu görüntü işe yarayacaktır. İnsanlar depremin ve selin yıktıklarının sorumluluğunu ikinci plana itip o yıkıntılar arasında öne çıkanlara meylederler.
Bu haftanın gündemi TBMM Genel Kurulu’na gelen fon yıkımını tamir kanunu teklifi olacak.
Teklif yasalaşınca, net yatırım tutarı 1 milyon altında olan yatırımcılar için bu tutarda, 1 milyon ve üzerinde olan yatırımcılar için ise en fazla 1 milyon ara ödeme yapılabilecek. İktidar, kendisi için de yıkım olan fon skandalından, ucu dokunacakların görülebileceği listeyi gizleyip “zarar tazmini” yoluyla çıkış bulmaya çalışıyor.
Kaçış yok, bu fon da sandığa girip sandıktan çıkacak!
Bir de muhalefet belediyelerine yönelik operasyonlar var… Bakalım o meşhur “mağduriyet” etkisi sandığa yansıyacak mı? Hani şu İmamoğlu’nun 13 bin 729 oy farkıyla kazandığı seçimin iptaline 800 binden fazla oy farkıyla verilen tepki gibi!
İmamoğlu’nun dört gün süren savunmasından neyi ne kadar duydunuz bilmiyorum. İktidarın muhalefetolog yazarları her şeyi dinlemiş, duymuşlar! Dün “Pişkin İmamoğlu’nunki ‘savunma’ değil ‘utanmazlık’”, “İmamoğlu şov bitti şimdi hesap zamanı” diye yazmışlardı.
Şov bitmiş! Keşke canlı yayınlansaydı da izleseydik; başladığını, bittiğini bilebilseydik!
Dünya kaynıyor. Asya’da, Avrupa’da, ABD’de hayat pahalılığı protestoları var. Fransa yanıyor. Bizim sokaklara onlarla karşılaştırarak bakarsanız burada hayat pahalı değilmiş gibi!
Bunu Türkiye’nin 150 yıllık “sandık alışkanlığı”na bağlayarak, vatandaş bir tepki verecekse seçimde verir diyenler var. Eh, 12 Eylül sonrası yapılan ilk seçim de bunu doğruladı.
Ancak dünya 1980’lerin dünyası değil. Bir ulusun seçimlerine vatandaşın oyu dışında birçok el uzanıyor. Hepsinin görünür görünmez gerekçesi de güvenlik/istikrar.
Uluslararası ilişkilerin klasik kuramları, güvenlik çerçevesini çizerken devletleri kaotik/anarşik bir uluslararası sistemde hareket eden “rasyonel” aktörler olarak görürlerdi. O rasyonel içinde biraz ahlak, değerler, vb. de vardı. Vatanseverliğin hükümetseverlik olmadığını anlamak ve anlatmak daha kolaydı.
Bugün oralardan epey uzakta; ahlakın, insan hakları ve demokrasi gibi değerlerin boşlandığı ve dünyanın yalan haberlerle yönlendirilerek korkuyla hükmedilmeye çalışıldığı bir dönemdeyiz.
Seçimler önemli tabii, ama seçimlere giderken hak, hukuk, adalet, özgürlük, demokrasi ve barış gibi değerlerin yükseltildiği bir mücadele örgütlenemezse sandıklardan iyilik çıkarmak zor!



