BİR zamanlar tedavi için dünyanın gelişmiş ülkelerine gitmeye çalışan Türkiye’den, bugün başka ülkelerin vatandaşlarının tedavi olmak için geldiği Türkiye’ye nasıl ulaştığımızı rakamlarla ortaya koyduk.
Şehirleşmede Büyük Değişim -1-

Şimdi vatandaşın hayatının bir başka temel ihtiyacına bakalım:
Konut!
İnsanın yaşadığı ev...
Mahalle...
Şehir...
Yol...
Köprü...
Metro...
Havaalanı...
Hastane...
Okul...
Altyapı...
Bütün bunların bağımsızlıkla ne ilgisi var diye sorulabilir.
Çok ilgisi var!
Çünkü güçlü devlet, yalnız sınırlarını koruyan devlet değildir.
Vatandaşına yaşayabileceği şehirler kurabilen, konut üretebilen, afetlerden sonra yıkılan şehirlerini yeniden ayağa kaldırabilen ve büyük altyapı yatırımlarını gerçekleştirebilen devlet de güçlü devlettir.
Türkiye’nin son 25 yılda yaşadığı en büyük değişimlerden biri şehirlerinde gerçekleşti.
Çocukluğumuzun ve gençliğimizin Türkiye’sini hatırlayalım.
İstanbul’un, Ankara’nın, İzmir’in ve Anadolu’daki pek çok şehrimizin çevresinde gecekondular vardı.
Plansız yapılaşma vardı.
Altyapısı olmayan mahalleler vardı.
Kömür sobaları vardı.
Dar yollar vardı.
Eski ve depreme dayanıksız binalar vardı.
Elbette bugün bunların tamamının ortadan kalktığını söylemiyoruz.
Hâlâ eski yapı stokumuz var.
Hâlâ depreme dayanıksız binalarımız var. Hâlâ dönüşmesi gereken mahallelerimiz var. Özellikle İstanbul’da yapılması gereken çok büyük bir iş önümüzde duruyor.
Ama Türkiye’nin konut üretme ve şehirlerini yenileme kapasitesi geçmişle kıyaslanamayacak ölçüde büyüdü. Bunun en görünür örneklerinden biri TOKİ’dir.
TOKİ’nin resmi verilerine göre 2002 yılından bugüne kadar ürettiği sosyal konut sayısı 1 milyon 700 binin üzerine çıktı. Yani yalnız bir kamu kuruluşunun ürettiği konutlardan söz ediyoruz.
Bunun özel sektörünü düşünün.
Müteahhitlerini düşünün.
Kooperatiflerini düşünün.
Kentsel dönüşüm projelerini düşünün.
Türkiye, milyonlarca yeni konut üretebilen dev bir inşaat ve şehircilik kapasitesi oluşturdu.
Bu kapasitenin önemini 6 Şubat 2023 depremlerinde bir kez daha gördük. On bir ilimizi etkileyen, yüz binlerce yapıyı doğrudan etkileyen büyük bir felaket yaşadık.
Şehirlerimizin önemli bölümleri yıkıldı.
Böyle bir felaketin ardından yalnız enkaz kaldırmak yetmez.
Yeni şehir kurmanız gerekir.
Yolunu yapmanız gerekir.
Suyunu getirmeniz gerekir.
Elektriğini bağlamanız gerekir.
Okulunu, hastanesini, meydanını ve çarşısını yeniden yapmanız gerekir.
Bir devletin gerçek kapasitesi biraz da böyle günlerde anlaşılır.
Deprem bölgesindeki yeniden inşa faaliyeti bunun için yalnız bir inşaat meselesi değildir.
Devlet kapasitesi meselesidir.
Kentsel dönüşümde de büyük bir hareket yaşandı.
Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığının stratejik planında yer alan verilere göre 2012’den itibaren Türkiye genelinde yaklaşık 2 milyon 200 bin bağımsız bölümün dönüşümü tamamlandı.
Yaklaşık 400 bin bağımsız bölümde ise dönüşüm süreci devam ediyordu.
Yalnız İstanbul’da dönüşümü tamamlanan bağımsız bölüm sayısı yaklaşık 800 bine ulaştı.
Ama yeterli mi?
Değil!
Özellikle İstanbul için çok daha hızlı hareket etmek zorundayız.
Çünkü bağımsızlık yalnız başka devletlere karşı bağımsızlık değildir.
Depreme karşı çaresiz kalmamak da devlet gücüdür.
Afet olduğunda başka ülkelerin gelip sizi kurtarmasını bekleyen değil, kendi vatandaşını kurtarabilen ve yıkılan şehrini kendi kaynaklarıyla yeniden kurabilen devlet olmak gerekir.
Şimdi başka bir rakama bakalım.
Türkiye’de yalnız 2025 yılında tam 1 milyon 688 bin 910 konut el değiştirdi.
Bunun 540 bin 786’sı ilk el konuttu.
Yani yüz binlerce yeni konut bir yıl içinde ilk kez sahibini buldu.
İstanbul’da 280 binin, Ankara’da 150 binin, İzmir’de 96 binin üzerinde konut satışı gerçekleşti.
Bu rakamlar Türkiye’deki konut piyasasının büyüklüğünü gösteriyor.
Fakat daha ilginç bir gelişme var. Türkiye’den artık yalnız Türk vatandaşları ev almıyor.
Dünyanın farklı ülkelerinden insanlar da Türkiye’de konut sahibi oluyor.


