Güney Sibirya'da bulunan iki sıra dışı gümüş takı, Türk tarihine ve eski Türk inançlarına ilişkin dikkat çekici bir araştırmaya konu oldu.
Rusya Federasyonu'na bağlı Hakasya'daki Koibaly mezarlığında bulunan takılar üzerinde gerçekleştirilen teknolojik incelemeler, eserlerin yalnızca işçilik açısından değil, taşıdıkları figür bakımından da oldukça özel olduğunu gösterdi.
Araştırmacılara göre takıların merkezinde yer alan kanatlı kadın figürü, eski Türk inanç dünyasının önemli figürlerinden Umay'ı temsil ediyor olabilir. Ancak bilim insanları bunun kesinleşmiş bir kimliklendirme değil, arkeolojik ve ikonografik verilere dayanan güçlü bir yorum olduğunun altını çiziyor.
1985'TE MEZARDAN ÇIKARILDI
Takılar aslında yeni keşfedilmedi. Arkeolog Sergei Skobelev başkanlığındaki ekip, eserleri 1985 yılında Hakasya'daki Koibaly mezarlığının 7 numaralı kurganında ortaya çıkardı. Abakan Nehri'nin sağ kıyısında bulunan mezarda yapılan kazılarda iki gümüş süs eşyası, mezar duvarına açılmış küçük bir bölmenin içerisinde bulundu. Eserlerin üzerindeki sıra dışı figür nedeniyle Skobelev, 1990 yılında yaptığı değerlendirmede tasvirin Umay ile bağlantılı olabileceğini öne sürdü. Aradan yaklaşık 40 yıl geçtikten sonra takılar bu kez modern teknolojik yöntemlerle yeniden incelendi. Pavel Volkov ve Oleg Mitko tarafından gerçekleştirilen araştırma, Archaeology, Ethnology & Anthropology of Eurasia dergisinin 2026 yılı sayısında yayımlandı.
KANATLI KADIN FİGÜRÜ DİKKAT ÇEKTİ
Takıların merkezindeki figür, araştırmanın en dikkat çekici bölümünü oluşturuyor. İnsan biçimindeki figür belirgin kadınsı özellikler taşıyor. Başının üzerinde hale benzeri bir unsur bulunurken iki yanında aşağı doğru uzanan kanatlar görülüyor. Figür ayrıca göğüs hizasında iki eliyle bir kap tutuyor. Araştırmacılar, bu duruşun eski Türk dünyasında görülen bazı antropomorfik taş heykellerdeki tasvirlerle benzerlik gösterdiğine dikkat çekiyor. Umay, eski Türk geleneklerinde özellikle annelik, doğurganlık, kadınlar ve çocukların korunmasıyla ilişkilendirilen önemli bir figür olarak biliniyor. Bu nedenle mezardaki kadın figürünün görünümü, gömü bağlamı ve eski Türk ikonografisi birlikte değerlendirildiğinde takılarda Umay'ın tasvir edilmiş olabileceği üzerinde duruluyor. Bununla birlikte Koibaly takılarıyla tamamen aynı sanat tarzı ve üretim tekniğine sahip başka bir eser henüz bilinmediğinden kimliklendirme kesin kabul edilmiyor.
TAKILAR ASLINDA KÜPE DEĞİLMİŞ
Yeni araştırmanın ortaya çıkardığı en şaşırtıcı ayrıntılardan biri ise eserlerin ilk üretildiğinde küpe olmadığı yönündeki bulgu oldu. Teknolojik analiz, takıların yaşamı boyunca birkaç kez değiştirildiğini gösterdi. İlk aşamada son derece yetenekli bir kuyumcu tarafından gümüş alaşımından iki benzer figür üretildi. Araştırmada kullanılan alaşımın yaklaşık yüzde 98'inin gümüş olduğu ve eserlerde oldukça gelişmiş telkâri ve metal işleme tekniklerinin kullanıldığı belirlendi. Daha sonraki dönemde ise başka bir zanaatkâr, küresel süsler ve kulak kancaları ekleyerek eserleri küpeye dönüştürdü. İşçilik farklılıkları nedeniyle araştırmacılar ilk parçaları yapan kişiyle onları küpeye dönüştüren kişinin aynı zanaatkâr olmadığını düşünüyor.
NESİLLER BOYUNCA SAKLANMIŞ OLABİLİR
Eserlerde tespit edilen yoğun kullanım izleri hikâyeyi daha da ilginç hale getirdi. Küpelerden birinin kanat bölümünün zaman içerisinde kırıldığı, daha sonra üçüncü bir zanaatkâr tarafından delikler açılarak telle onarıldığı tespit edildi. Araştırmacılara göre üretim, yeniden şekillendirme ve tamir işlemlerinin farklı kişiler tarafından gerçekleştirilmiş olması, takıların uzun süre kullanıldığına işaret ediyor.
Bu durum eserlerin sıradan birer süs eşyasından daha fazla anlam taşıdığı ihtimalini güçlendiriyor. Takıların aile içerisinde kuşaktan kuşağa aktarılan değerli birer yadigâr olmuş olabileceği değerlendiriliyor. Eğer üzerlerindeki figür gerçekten Umay'ı temsil ediyorsa, takıların maddi değerinin yanında kadınları ve aileyi koruduğuna inanılan sembolik veya dini bir anlam da taşımış olabileceği belirtiliyor.
MEZARIN SAHİBİ YÜKSEK STATÜLÜ BİR KADIN OLABİLİR
Mezar daha önce yağmalandığı için insan iskeletinin büyük bölümü günümüze ulaşmadı. Bu nedenle mezarda yatan kişinin biyolojik cinsiyeti doğrudan belirlenemedi. Ancak mezar eşyaları, araştırmacıları yüksek statülü bir kadın ihtimaline yöneltti. Mezarda bir ata ait kafatası ve uzun bacak kemiklerinin yanı sıra iki üzengi ve at koşum takımına ait demir parçalar bulundu. Buna karşılık erkek savaşçı mezarlarında daha sık rastlanan ok uçları, yay parçaları ve savaşçı kemerlerine ilişkin bazı unsurların bulunmadığı belirtildi.
ESKİ TÜRK DÜNYASINA AÇILAN YENİ BİR PENCERE
Araştırmacılar şimdi eserlerin hangi kültürel çevrede üretildiğini daha ayrıntılı biçimde ortaya çıkarmaya çalışıyor. Mezar uygulamalarındaki bazı özelliklerin Uygur Kağanlığı dönemindeki topluluklarla bağlantılı olabileceği değerlendirilirken, Koibaly mezarlığında Yenisey Kırgızları ve farklı dönemlere ait gömüler de bulunuyor. Bilim insanları takıların üretim tekniklerini ve sanat üslubunu Çin, Orta Asya, Batı Asya ve Orta Doğu'daki örneklerle karşılaştırmayı planlıyor. Yaklaşık 40 yıl önce Sibirya'daki bir mezardan çıkarılan iki küçük gümüş eser böylece bugün yalnızca eski kuyumculuk tekniklerini değil, Türklerin eski inanç dünyasında Umay'ın nasıl tasvir edilmiş olabileceğini anlamak için de önemli bir ipucu sunuyor.




