Diken
Haber akışına dön

Sırbistan Seçimleri: Demek Ki Otoriterlik Kader Değilmiş

Sırbistan Seçimleri: Demek Ki Otoriterlik Kader Değilmiş

SEVGİ UÇAN ÇUBUKÇU*

Sırbistan’da 25 Ekim 2026’da yapılan erken parlamento seçimlerinde, yaklaşık iki yıldır devam eden öğrenci protestolarından doğan Öğrenci Listesi, Aleksandar Vucic’in öncülüğündeki siyasal ittifakı, yaklaşık yüzde 53’e yüzde 39 oy oranıyla yenilgiye uğrattı. Böylece Sırbistan’da 2012’den bugüne siyasal yaşama hâkim Sırp İlerleme Partisi’nin (SNS) iktidarına ‘Dur’ denildi.

Bu, bir iktidar değişikliği olmanın ötesinde, toplumsal bir protesto hareketinin seçim yoluyla siyasal iktidar yolunun açılması bakımından çok önemli bir kırılma. İzlenmeye ve analiz edilmeye değer pek çok boyutu bulunan Sırbistan’daki seçim sonuçlarının siyaset bilimi açısından en önemli anlamı, otoriterleşme koşullarında demokratik değişimin toplumsal imkânlarını, toplumsal hareketlerin politik dönüşüm kapasitesini ve gençliğin politik özne olma süreçlerini yeniden düşünmemizi sağlaması.

Her şeyden önce şunu görmek önemli: Sırbistan’da uzun süredir gözlenen otoriterleşme süreci, toplumdaki bütün demokratik mücadele imkânlarını ortadan kaldıramamış olmalı. Elbette söz konusu seçim başarısı kendiliğinden bir demokratikleşmeye yol açmayacak; ancak hiçbir şey de eskisi gibi olmayacak. Zira yurttaşlar, yaşadıkları sorunları ortak bir politik meseleye dönüştürdü; farklı toplumsal talepler ortak bir demokratik mücadelede buluştu. Bununla birlikte, demokratikleşmenin gerçekleşmesini ve sürdürülebilirliğini, bu iktidar değişiminin ardından kurumların, hukuk düzeninin ve politik ilişkilerin nasıl yeniden inşa edileceği belirleyecek.

Sırbistan seçimleri otoriter rejimlerin topluma dayattığı ‘yenilmezlik’ duygusunu kırması bakımından çok önemli bir tarihsel eşiğe işaret ediyor.

1 Kasım 2024’te Novi Sad tren istasyonundaki beton duvarın çökmesi sonucu 16 kişinin hayatını kaybetmesi, ülkede büyük protestoları tetikledi. Öğrenciler başta olmak üzere, toplumun geniş bir kesimi, faciayı yalnızca bir kamu altyapısı sorunu olarak değil, devlet kurumlarının işleyişindeki denetimsizliğin, yolsuzluğun ve politik sorumsuzluğun bir sonucu olarak değerlendirdi. Öğrencilerin öncülüğünde gerçekleşen protesto gösterileri, kısa sürede üniversitelerin dışına taşarak çok daha geniş bir toplumsal itiraza dönüştü. Talepler, daha çok hesap verebilirlik, sorumluların tespiti, hukukun üstünlüğü ve şeffaflık temaları etrafında şekillendi. Başlangıçta ahlaki nitelik taşıyan bu kamusal itiraz, giderek kurumların işleyişini belirleyen siyasal güç ilişkilerini sorgulayan politik bir itiraza ve demokratik bir alternatif arayışına dönüştü.

Peki, Sırbistan’da bu politik itirazı ve iktidar değişimi talebini ortaya çıkaran koşullar nelerdi? Daha yakından baktığımızda durumu şöyle özetleyebiliriz:

Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı Demokratik Kurumlar ve İnsan Hakları Ofisi’nin raporlarına göre 2012’den itibaren iktidarda olan SNS yönetiminde, çok partili seçimler biçimsel olarak yapılmaya devam ederken siyasal rekabetin koşulları giderek eşitsizleştirildi.

Medyanın büyük bölümü iktidarın etkisi altına girdi.

Kamu kaynakları şeffaf olmayan biçimlerde ve siyasal baskı araçlarıyla iktidarın amaçları doğrultusunda kullanıldı.

Yargı bağımsızlığına yönelik müdahaleler, muhalefetin hareket alanının daraltılması ve demokratik kurumların zayıflatılması, siyasal rejimin belirleyici özellikleri hâline geldi.

Demokrasi kuramları derslerinin ilk cümlelerinden biridir: Seçimlerin yapılması, kendi başına demokratik bir düzenin varlığına işaret etmez. Asıl önemli olan, muhalefet partilerinin iktidar partisiyle eşit ve adil koşullarda yarışabilmesi ve iktidarın seçim yoluyla değişebilmesidir. Bu olguları ayrıntılı biçimde inceleyen ‘seçimli otoriterlik’ yaklaşımları, günümüz siyasal rejimlerinin otoriter yönelimlerini anlamak için önemli bir çerçeve sağlamanın yanında, arka planda şu soruyu da sordurur bize: Otoriterleşme koşullarında seçim yoluyla iktidar değişimi imkânsızlaşır mı? Tam da bu açıdan Sırbistan seçimleri çok önemli bir örnek. Siyasal rekabetteki eşitsizliğin derinleştiği bir düzende bile toplumsal muhalefetin genişleyebilmesi ve iktidarın seçim yoluyla değişebilmesi, otoriter iktidarın sürekliliğine mahkûm olmanın yarattığı kader duygusundan kurtulma imkânını gösteriyor.

Ancak bu kendiliğinden gerçekleşmiyor. Pek çok otoriter iktidarda olduğu gibi, Vucic yönetiminin de ‘istikrar’, ‘ulusal çıkar’, ‘ekonomik büyüme’ gibi kavramlarla çerçevelediği siyasal ve toplumsal meşruiyet, tren istasyonu faciasıyla birlikte tartışmaya açıldı. Devletin yurttaşların yaşamını koruma sorumluluğu ve kamu hizmetlerinin güvenilirliği sorgulandı.

Örneğin yolsuzluk, ekonomik kaynakların eşitsiz kullanımının çok ötesinde, yurttaşların güvenli yaşam hakkını, eşitliği ve adaleti etkileyen bir siyasal rejim sorunu olarak tanımlandı. Üniversite öğrencilerinin öncülük ettiği protestolar, toplumun geniş kesimlerinde biriken hoşnutsuzlukları ortaklaştırmayı başararak siyasal mücadelenin taşıyıcısı oldu. Böylelikle istasyondaki çöküş felaketinin politik etkisi, olayın kendisinin çok ötesine taşındı.

Sırbistan öğrenci hareketinin en önemli özelliklerinden biri, geleneksel lider merkezli örgütlenme modelinin dışında durması. Hareketin karar alma süreçlerinde üniversitelerdeki öğrenci kurulları ve genel meclisler belirleyiciydi. Öğrenciler doğrudan aday olmasa da seçimlere katılacak adayların belirlenmesinde bu kurullar etkiliydi.

Hareketin bu işleyişi, demokratik siyaset açısından iki önemli tartışmayı da beraberinde getiriyor.

İlki, temsil ve katılım ilişkisinin yeniden düşünülmesi gerekliliği. Çünkü burada söz konusu olan, demokratik siyasetin seçimlerde oy kullanmaya indirgenmesinin ötesine geçilerek yurttaşların siyasal kararların oluşumuna doğrudan katılabilmelerinin imkânlarını genişletmek. Gençliğin kurumsallaşmış siyasete yönelik bu radikal müdahalesi, doğrudan ‘temsili demokrasinin yapısal krizi’ne ayna tutuyor.

Siyasi elitlerin toplumun geniş kesimleriyle, özellikle de genç kuşakla arasındaki bağı neredeyse kopardığı aşikar; Avrupa demokrasilerindeki seçimlere katılım oranının düşüklüğü bu krizi ortaya koyuyor. Gençler, sandığın tek başına demokratik meşruiyet üretmeye yetmediğini, mevcut siyasi partilerin toplumsal talepleri karşılamakta yetersiz kaldığını gösteriyor. Dolayısıyla bu müdahale, demokrasinin biçimsel sınırlarını aşarak gerçek bir katılım ve temsil arayışının da bir sonucu.

İkincisi ise Sırbistan’daki yeni siyasal dönemin olası en önemli gerilim noktalarından biriyle ilgili: Böylesine yatay ve katılımcı bir örgütlenmeye dayanan hareketler, devlet yönetiminin hiyerarşik ve kurumsallaşmış yapısıyla nasıl ilişki kuracak? Hareketin ortaya koyduğu katılımcı demokratik kültür devam edebilecek mi? Bu soruların yanıtlarını henüz bilemiyoruz. Evet, seçim zaferi otoriterleşmeye karşı önemli bir demokratik müdahale niteliğinde. Kuşkusuz bu gelişmeyi destekleyecek en önemli süreç, demokratik kurumların yeniden inşası. Vucic liderliğindeki siyasal hareketin seçmen desteği de dikkate alındığında, bu sürecin kolay olmayacağını öngörmek zor değil. Sırbistan’da demokratik bir dönüşümün gerçekleşip gerçekleşmediği, seçim zaferi sonrasında inşa edilecek siyasal düzenin çoğulcu ve eşit yurttaşlığa, siyasal özgürlüklere ve toplumsal katılıma ne kadar alan açacağıyla anlaşılacak.

Siyaset bilimi açısından Sırbistan deneyiminin en önemli sorularından biri bu olmakla birlikte, şunu da vurgulamamız gerekir: Asıl kırılma yaratan boyut, yalnızca bir toplumsal hareketin iktidar değişimini gerçekleştirmesi değil, bu değişimin otoriter koşullarda, kimlerce ve hangi yöntemlerle gerçekleştirildiği. En önemlisi, Sırbistan örneği, otoriterleşmenin kaçınılmaz ve geri döndürülemez bir süreç olmadığını gösterdi.

Ayrıca Macaristan deneyiminden farklı olarak, otoriterleşmeye karşı siyasal alternatifin geleneksel bir muhalefet partisi aracılığıyla değil, toplumsal bir hareket üzerinden ortaya çıkması, ‘siyasal meşruiyet‘ meselesini merkeze taşıdı. Sırbistan seçimlerinin demokrasi kuramları çalışmaları bağlamında kritik sonucu şu olabilir: Demokratik siyasetin sınırları yalnızca siyasal kurumlarca belirlenmez; yurttaşların birlikte hareket ederek bu sınırları değiştirme kapasitesiyle de şekillenir.

Sonuç olarak, Sırbistan’da Öğrenci Listesi’nin bu seçim zaferi, otoriter rejimlerin topluma dayattığı ‘yenilmezlik’ duygusunu kırması bakımından çok önemli bir tarihsel eşiğe işaret ediyor. Başka örneklerde geleneksel muhalefet partilerinin gerilediği bir siyasal iklimde, Sırbistan örneği demokratik değişimin itici gücünün toplumsal hareketler olduğunu gösteriyor.

Gençlik hareketi, Novi Sad tren istasyonu felaketinin sorumlu adreslerini masaya yatırarak kamu yönetimindeki çürümeyi ahlaki ve politik bir meşruiyet krizine dönüştürdü. Üstelik bunu yatay örgütlenme modeli üreterek temsil sisteminin tıkanmışlıklarını aşan bir demokratik yöntemle otoriterleşmeye karşı hayata geçirdiler. Tabii ki bu müdahalenin başarısı ve kalıcı hale gelmesi, devlet mekanizmasının dikey hiyerarşisine karşı nasıl bir çoğulcu anlayışla demokratik ve katılımcı bir alternatif üretebilecekleriyle görülecek.

*Doç. Dr., siyaset bilimi ve kadın çalışmaları

Okumaya devam et

Pusholder

Senin gündemin

Okuma seçenekleri

Push AIÖzet

PusholderKaynakta oku
diken.com.tr