FRANSA’dan gelen görüntüleri izliyorum.
Sokağın Şiddetine Karşıyım

Yanan otomobiller, yağmalanan mağazalar, polisle çatışan göstericiler; Limoges’da tarihî belediye binası da ateşe verilmiş.
Böyle görüntüleri gördüğümde ne düşündüğümü saklayacak değilim.
Ben sokakta şiddete karşıyım.
Bir insanın hakkını ararken başka bir insanın hakkını çiğnemesini kabul etmiyorum.
Bir esnafın dükkanının yağmalanmasını, insanların otomobillerinin yakılmasını, kamu binalarının tahrip edilmesini herhangi bir haklı taleple açıklayamıyorum.
Peki bu insanlar neden sokakta?
Fransa’daki son olayların başlangıcında lise öğrencileri var.
Öğretmen eksikliği, okulların fiziki koşulları, eğitimde fırsat eşitsizliği gibi konulara öğrenciler bir süredir itiraz ediyor.
Sonra gösterilere başkaları katılmaya başladı.
Hayat pahalılığından şikâyet edenler, gelirlerinin eridiğini düşünenler, kamu hizmetlerinden memnun olmayanlar...
2018’de Fransa’yı sarsan Sarı Yelekliler hareketinin izleri de yeniden ortaya çıktı.
17 Ekim’de ülke genelinde yapılan gösterilere hükümete göre 550 bin, organizatörlere göre 800 bin kişi katıldı.
Üstelik gösterilere katılan yüz binlerce insanın tamamını şiddet olaylarıyla aynı kefeye koymak da doğru değil.
Bir okulun sorunlarıyla başlayan itiraz, nasıl oluyor da birbirinden farklı toplumsal kesimlerin ortak buluşma noktasına dönüşüyor?
Ama benim tavrım net.
Hiçbir haklı gerekçe sokak olaylarını meşru kılamaz.
BİR DE O DÜKKÂNIN SAHİBİNİ DÜŞÜNÜN
ŞİMDİ aynı görüntülere başka taraftan bakalım.
Sabah dükkânını açıp akşam evine dönmek isteyen bir esnafın, toplumsal öfkenin bedelini ödemesi neden gerekiyor?
Ya da o belediye binasını kullanan insanların?
Bana göre bir toplumsal talebin haklılığıyla o talep adına kullanılan yöntemlerin meşruiyeti birbirinden ayrı meseleler.
Bir öğrencinin daha iyi eğitim istemesi son derece anlaşılır.
Bir çalışanın geçim sıkıntısından yakınması da öyle.
Ama bunların hiçbiri bir başkasının malına, canına veya özgürlüğüne zarar verme hakkı doğurmuyor.
Fransa’nın güçlü kurumları, köklü bir demokrasi geleneği, sendikaları ve örgütlü bir sivil toplumu var.
Anlıyorum ama yine bir çelişki görüyorum.
Siyasi tercihlerin, ekonomik koşulların, kuşaklar arasındaki farklılıkların rolünü anlıyorum.
Ama belki bir başka soru daha sormalıyız.
İnsanlar yalnız ekonomik olarak mı sıkışıyor, yoksa seslerinin duyulmadığını da mı düşünüyor?
Çünkü ekonomik sıkıntılar rakamlarla ölçülebiliyor.
Ama insanların kendilerini ne kadar güvende hissettiklerini, geleceklerine ne kadar inandıklarını, karar mekanizmalarında ne kadar temsil edildiklerini anlamak da galiba siyasete düşüyor.
Toplumsal huzurun önemli bir bölümü işte bu duygularla ilgili.
SOKAĞI ANLAMAK SOKAĞI ONAYLAMAK DEĞİLDİR
BENİM Fransa’daki olaylardan çıkardığım not şöyle.
Şiddeti reddederken toplumsal rahatsızlığın nedenlerini araştırmak mümkün. Hatta gerekli.
Bir ülkenin yalnız ekonomik göstergelerini değil, insanların gündelik hayatını da izlemek gerekiyor.
- Gençler geleceklerinden ne bekliyor?
- Aileler çocuklarına nasıl bir hayat bırakabileceklerini düşünüyor?
- Çalışan insanlar emeklerinin karşılığını alabildiklerine inanıyor mu?
- Kurumlara duyulan güven ne durumda?
Bunlar yalnız Fransa’nın soruları değil.
Dünyanın pek çok toplumunda farklı biçimlerde karşımıza çıkan sorular.
Ben sokakların şiddetle anılmasını istemiyorum.
İnsanların sorunlarının konuşularak, müzakere edilerek, demokratik kurumlar içinde çözülmesini önemsiyorum.
Sokağın şiddetine karşı çıkmak başkadır, sokağın anlattıklarına kulak vermek başka.
İkisini birbirine karıştırmamak gerekiyor.
Çözümler demokratik ve siyasetin içinde olmalı her zaman.
YAŞIN ÖNEMİ YOK HEP DEVAM ET
83 yaşında Paul McCartney hâlâ sahnede. 68 yaşında Madonna müziği bırakmıyor. 64 yaşında Tom Cruise yeni maceraların peşinde. Onlara hayranlıkla bakıyoruz.
Ama Rolling Stone’da okuduğum Brian May haberi beni biraz düşündürdü.
79 yaşındaki Queen’in efsanevi gitaristi artık turneye çıkmak istemiyor.
Gerekçesi çok basit.
“50 yıl yeter.”
Brian May
Aslında son yıllarda bize tam tersi söyleniyor.
70’inde spor yap, 80’inde şirket kur, 90’ında maraton koşabilirsin deniyor.
Eskiden belli bir yaştan sonra insanlardan kenara çekilmeleri beklenirdi.
Şimdi ise durmamaları bekleniyor.
Brian May ise “Devam edebileceğin halde bırakabilmek de bir özgürlük” diyor.
Ben üretmenin insanı genç tuttuğuna inanıyorum.
Ama insanın bir gün “Yeterince yaptım” diyebilme hakkı da olmalı.
“Yaşın önemi yok, hep devam et” güzel bir cümle.
Ama küçük bir ilaveyle.
“Devam et... Eğer hâlâ istiyorsan.”


