Evrensel
Haber akışına dön

Sosyal Medya Yasağının Gerçek Yüzü

Sosyal Medya Yasağının Gerçek Yüzü

15 yaş altı çocuklara yönelik sosyal medya yasağı ve e-Devlet tabanlı yaş doğrulaması tartışma yaratıyor. Ancak amaç çocukları korumaktan çok dijital alanda kontrol ve gözetim ağı kurmak.

Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş’ın açıkladığı, 15 yaş altındaki çocuklara yönelik sosyal medya yasağı ve 15-18 yaş arasındaki kullanıcılara getirilecek kapsamlı kısıtlamalar bir süredir gündemde. Düzenlemenin 1 Kasım’da yürürlüğe gireceği, sosyal medya platformlarına ise 31 Mart 2027’ye kadar uyum süresi tanınacağı duyuruldu.

Yeni sistemde yaş doğrulaması e-Devlet üzerinden yapılacak, sürekli ekran kaydırma, içeriği başa sarma, ekran kaydı alma ve canlı yayın açma gibi özellikler kısıtlanacak ya da tamamen kaldırılacak. Ayrıca yalnızca takip edilen hesapların mesaj gönderebilmesi ve mesajlarda görüldü bilgisinin kapatılması gibi önlemler hayata geçirilecek.

İlk bakışta hiçbir yetişkinin itiraz edemeyeceği masum bir gerekçeyle sunulan bu adım gerçekten çocukların dijital risklerden korunmasını mı amaçlıyor, yoksa arkasında çok daha geniş kapsamlı bir gözetim ve kontrol mekanizması mı barındırıyor?

Yasaklar çözüm oluyor mu?

Çocukları koruma iddiasıyla hayata geçirilen bu tür kısıtlamaların pratikteki karşılığını yakın dönemde görmek mümkün.

Dünyada benzer bir yolu deneyen Avustralya, geçen yılın aralık ayında bir yasa yürürlüğe koymuştu. Ancak eSafety’nin yayımladığı raporlar, yasakların sahadaki gerçeklikle örtüşmediğini net bir şekilde gözler önüne serdi. Rapora göre, 10-15 yaş arasındaki çocukların yasaktan aylar sonra bile yasak öncesiyle aynı sıklıkta sosyal medya kullandığı görüldü. Yasak öncesinde hesabı olan gençlerin büyük kısmı, hesaplarını korumayı veya yeni hesap açmayı başardı.

Yasak öncesi çocukların yüzde 86’sı en az bir yaş kısıtlamalı platform kullandığını söylerken, bu oran yasaktan aylar sonra bile yüzde 81’in üzerinde kaldı ve gençlerin yüzde 58’i sosyal medyayı her gün kullanmaya devam etti. Bu tablo, katı yasaklama kararlarının dijital çağda teknik olarak uygulanamadığını ve gençlerin VPN gibi alternatif yöntemlerle bu engelleri kolayca aştığını gösteriyor.

Böylesi bir kısıtlama aynı zamanda gençlerin daha denetimsiz ve tehlikeli olarak adlandırılabilecek platformlara yönelmesinin de önünü açabiliyor.

Bir hak olarak anonimlik

Diğer yandan e-Devlet entegrasyonlu yaş doğrulama sistemleri ve yasal kimliklerin profillerle eşleştirilmesi, internetteki en temel haklardan biri olan anonimlik hakkını doğrudan tehdit ediyor. Dijital alandaki denetim mekanizmaları incelendiğinde, bu tür uygulamaların toplumu belirli kıstaslar üzerinden sınıflandırma ve denetleme aracı olarak işlev gördüğü görülüyor.

Ücretsiz sosyal medya platformlarından ücretli dijital hizmetlere kadar her alan, kullanıcı verilerinin ekonomik değere dönüştüğü algoritmalarla şekilleniyor. Tarihsel olarak toplum hakkında mümkün olduğunca fazla bilgi toplamak isteyen otoriteler için bu gözetim imkanları kaçırılmaz bir fırsat sunuyor.

Susan Buck-Morss’un vurguladığı gibi, “Küresel gözetim, insanı saklanacak hiçbir yer bırakmamakla tehdit ediyor.” Tam da bu yüzden internette anonim kalmak yalnızca bireysel bir tercih değil, ifade özgürlüğünün ve mahremiyetin kalkanı. Bu kalkanın “güvenlik” gerekçesiyle kaldırılması, iktidarların siyasi olarak öngörülebilir, kontrol edilebilir ve cezalandırılabilir bir alan yaratma arzusuna hizmet ediyor.

‘Çocukların korunmasının’ arka planı

Avrupa Parlamentosunun (AP) sosyal medya ve yapay zeka tabanlı sohbet botlarına erişim için 16 yaşını asgari zorunluluk belirleyen kararı da benzer tartışmaları alevlendirmişti. Çocukları tehlikelerden korumak her ne kadar haklı bir payda gibi görünse de bu argümanın altı eşelendiğinde karşımıza bambaşka bir tablo çıkıyor.

Birincisi, çocukların ve yetişkinlerin kişisel bilgilerini riske atmayan işlevsel bir yaş doğrulama yöntemi bulunmuyor. Beyana dayalı sistemler etkisiz kalırken yüz tanıma gibi biyometrik yöntemler yüksek hata payı barındırıyor ve yasal kimliklerle profil eşleştirme devasa bir fişleme mekanizmasına kapı aralıyor.

İkincisi, “Çocukların korunması” bahanesiyle çevrim içi yazışmaların izlenmesi talebi, internetin güvenliğini sağlayan uçtan uca şifreleme mekanizmalarına arka kapılar konulmasını gündeme getiriyor ve bu durum platformların saldırıya daha açık hale gelebilmesine yol açıyor.

Üçüncüsü, Roblox örneğinde görüldüğü üzere yasaklamalar çocukları korumak bir yana, onları daha az denetlenen, karanlık ve tehlikeli mecralara itiyor.

“Çocukların korunması” argümanı, endişeli ebeveynlerin desteğini almak ve olası itirazları bastırmak için kullanılan en tesirli kalkanlardan biri haline geliyor. Fakat pratikte ortaya çıkan tablo, çocukları korumaktan ziyade dijital alanda tam kontrol ve sansür rejimi inşa etmek anlamına geliyor.

Çocuklar sadece sosyal medyada mı ‘tehlikede’?

Tartışmanın bir diğer boyutu da bu yasağın yürürlüğe sokulması için sunulan “Çocukların korunması” gerekçesinin arka planında birçok çocuğun MESEM’lerden okul bahçelerine, çeşitli vakıflardan aile evlerine kadar istismara uğruyor, sömürülüyor ve öldürülüyor olması.

İSİG Meclisinin iş cinayetleri verilerine göre 2025-2026 eğitim-öğretim döneminde 95 çocuk çalışırken öldü. Raporlarda 2026 yılının ilk 9 ayında en az 65 çocuk çalışırken katledildi. Kısaca 2026 yılında “korunmadıkları” için çalışmak zorunda kalan 65 çocuk çalışırken can verdi.

TÜİK’in güvenlik birimine gelen veya getirilen çocuk istatistikleri 2025 verilerine göre 267 bin 794 çocuk mağdur olarak güvenlik birimlerine başvurdu. Aynı verilere göre güvenlik birimine gelen veya getirilen suça sürüklenen çocuk sayısı 196 bin 308 oldu.

SAMER Saha Araştırmaları Merkezinin 1 Temmuz-30 Eylül 2026 basına yansıyan çocuklara yönelik şiddet vakaları verilerine göre; 3 ay içerisinde 248 çocuğu ilgilendiren vaka basına yansıdı. Yüzde 57.7’si şüpheli şekilde ölü bulunan, yüzde 25’i darbedilen veya yaralanan ve yüzde 10.5’i cinsel istismara maruz bırakılan çocuklar da “15 yaş altı çocuklara sosyal medya yasağı” tartışmaları sürerken korunmayan kesimdeydi.

MEB istatistiklerine göre örgün eğitim dışında kalan öğrenci sayısı 1.5 milyonu aştı. 1 milyon 51 bini açık öğretime, 492 bin 277’si MESEM’e kayıtlı öğrencilerle liseye kaydolmayan 295 bin 924 çocuk da MEB gözetiminde olmadıkları için “Korunmuyor”.

Geçtiğimiz haftalarda ise Edirne’de Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının “Devlet korumasında değildi” diyerek haklarında açıklama yaptığı 13 göçmen çocuğun kaybolduğunu öğrendik.

Birkaç yıl önce ise dönemin Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Sema Ramazanoğlu’nun “Bir kere rastlanması, kurumları karalamak için gerekçe olamaz” diyerek koruduğu Ensar Vakfı ve KAİMDER’e bağlı yurtlarda 45 çocuk cinsel şiddet ve istismara uğramıştı. MEB ise geçtiğimiz eylül ayında, 2012-2015 yılları arasında çocukları istismar eden Ensar Vakfıyla bir protokol daha imzaladı.

Dayanışmaya çağrı!

31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.

E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...

Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...

Reklamsız Deneyim Reklamlara takılmadan sadece habere odaklan.

Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi

İndir, Oku, Dinle...

Şifresiz Giriş İmkanı E-posta adresinle şifresiz giriş yapabilirsin.

App Store'dan İndir

Google Play'den İndir

Okumaya devam et

Pusholder

Senin gündemin

Okuma seçenekleri

Push AIÖzet

PusholderKaynakta oku
evrensel.net