İngiltere Başbakanı Keir Starmer’ın Pekin temasları, 2018 yılında Theresa May’in ziyaretinden bu yana bir İngiliz Başbakanının Çin’e yaptığı ilk resmi ziyaret olarak dikkat çekmektedir. Transatlantik ittifakında artan gerilimler, küresel ekonomik yavaşlama ve İngiltere’nin karşı karşıya olduğu iç ekonomik baskılar devam ederken gerçekleşen bu ziyaret, Birleşik Krallığın Çin politikasına dair temel bir soruyu yeniden gündeme getirmiştir. Bu adım, değişen uluslararası koşullara verilen geçici bir uyum hamlesi mi, yoksa İngiltere’nin Çin politikalarında daha kalıcı ve stratejik bir yeniden konumlanmanın mı işareti?
Çin-İngiltere ilişkilerinin gelişimi, Birleşik Krallık’ın Ocak 1950’de Çin Halk Cumhuriyeti’ni tanımasıyla başlamıştır. 1972’de diplomatik ilişkilerin tesis edilmesi ve Hong Kong meselesinin 1997 yılında çözülmesi iki ülke arasında uzun vadeli işbirliğinin temelini oluşturmuştur. Ancak, 2016 Brexit referandumunun ardından, İngiltere’nin Çin ile işbirliğini derinleştirme kapasitesi sınırlanmış ve İngiltere hükümetleri üzerinde Çin’e karşı daha sert bir söylem benimsenmesi yönünde baskılar artmıştır. 2019-2020 Hong Kong protestoları ve 2020 Hong Kong ulusal güvenlik yasası ile ilişkilerde keskin bir soğuma yaşanmıştır. 2021'de Boris Johnson yönetiminin, Çin'i sistemik rakip olarak tanımlaması, ikili ilişkilerin düşüşündeki ivmeyi hızlandırmıştır. 2022’de Liz Truss’ın Çin’i tehdit olarak nitelendirmesi ve Rishi Sunak’ın Altın Çağ'ın sona erdiği yönündeki açıklamaları bu dönüşümü kurumsallaştırmıştır.
2024 yılında göreve gelen Starmer ise farklı bir Çin politikası izlemiştir. Starmer, güvenlik ve ekonomi arasında bilinçli bir ayrım yaparak, güvenlik kaygılarını önceliklendirmeyi sürdürürken, bu kaygıların ekonomik işbirliğini baltalamasına izin vermemeyi hedeflemiştir. Starmer’in yaklaşımı, ABD merkezli belirsizliklerin yarattığı dış baskılarla şekillenmiştir ve Çin, İngiltere açısından Amerikan siyasi belirsizliğine karşı bir denge unsuru olarak öne çıkmaktadır.
Çin ile ilişkilerin yeniden canlandırılması, hem ticari kazanımlar hem de Batı içindeki ayrışmaları yönetmeye yönelik daha geniş bir stratejinin parçası olarak değerlendirilmektedir. Starmer’in ve diğer Batılı liderlerin son dönemdeki Çin ziyaretleri, küresel sistemdeki dönüşüm anlatılarını anlamlı hale getirmektedir.
Sonuç olarak, Çin’in Batı'ya karşı kullandığı yeniden dengeleme söylemi ile Batı'nın Çin’e karşı kullandığı riskten arındırma söylemlerinin kesişim noktasına ulaştığı söylenebilir. Starmer’in ziyaretinin Çin açısından sembolik önemi yüksektir.




