Habertürk
Haber akışına dön

Strese Sükunetle Yaklaşmanın Yolu

Strese Sükunetle Yaklaşmanın Yolu

İş hayatının stresinden aile sorumluluklarına sükunetle yaklaşmanın bir yolu da koşmaktan geçiyor. Zihinsel dinginliğe her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyduğumuz günümüzde, sükunetin adreslerinden birinin koşu parkurları olduğunu kabul edenlerin sayısı her geçen gün daha da artıyor. Yaklaşan Cumhuriyet koşuları ve İstanbul Maratonu da koşmanın yalnızca bir spor değil; bir yaşam ritmi ve zihinsel arınma pratiği olduğu anlayışını pekiştirerek bu kültürün büyümesine katkıda bulunuyor

Habertürk.com Yayın Koordinatörü Mesut Toptan, nerede bir koşu veya bisiklet organizasyonu varsa mutlaka oradadır. Toptan ile en son katıldığı koşu yarışı üzerine ettiğimiz sohbet Türkiye'de koşu kültürünün yaygınlaşmasına uzanınca, iki büyük organizasyonun da arifesinde bu konuyu kaleme almak kaçınılmaz oldu.

Önümüzdeki günlerde koşu yarışları kategorisinde iki görkemli spor organizasyonuna tanıklık edeceğiz. Biri 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı'nın coşkusuyla yurdun dört bir yanında caddeleri dolduracak olan 'Cumhuriyet Koşuları'...

Diğeri ise 1 Kasım'da Asya ve Avrupa'yı bir kez daha adımlarla kenetleyecek olan, 48 yıllık köklü geçmişiyle 'İstanbul Maratonu'…

İki kıta arasında koşulan tek yarış olma unvanını taşıyan 'İstanbul Maratonu', Türkiye'de yükselen koşu kültürünün adeta vitrinini oluşturuyor.

Birleşmiş Milletler standartlarına göre dünyada bağımsız kabul edilen 195 ülke bulunuyor. 2025'te 126 ülkeden gerçekleşen rekor katılım, dünyadaki ülkelerin %64'üne tekabül etti. Bir önceki rekor ise 2014'te 118 ülkeyle kırılmıştı. Geçtiğimiz yıl tüm kategorilerde Türk ve yabancı, profesyonel ve amatör olmak üzere toplam 41 bin 416 kişi kayıt yaptırdı.

Türkiye'de koşu organizasyonları 'Cumhuriyet Koşuları' ve 'İstanbul Maratonu' ile sınırlı değil. Ülkemizde koşu sporu, 2010'lu yıllara kadar sabah saatlerinde sahil kenarında tek başına ter döken ya da okul bahçelerinde tur atan bireysel sporcuların rutininden ibaret görülüyordu. Bugün ise başımızı ne tarafa çevirsek, kentlerin ritmini değiştiren, dağların sessizliğini adımlarıyla bozan bambaşka bir toplumsal dinamikle karşı karşıya bulunuyoruz. Zira Türkiye Atletizm Federasyonu'nun denetimindeki profesyonel yol yarışlarından patika koşularına, yerel yönetimlerin halk koşularından özel markaların tematik serilerine kadar ülke genelindeki yıllık organizasyon sayısı 300'ü aştı. Bu da koşu sporunun artık sadece bir egzersiz biçimi değil; geniş toplulukları buluşturan, kent yaşamına ritim katan ve büyük bir spor turizmini besleyen bütüncül bir yaşam tarzı olduğunu gösteriyor.

Bu ivmenin en heyecan verici kollarından biri de şüphesiz ülkemizin engebeli ve büyüleyici coğrafyasında yükselen patika koşuları ve ultra maratonlar. Kapadokya'nın peribacalarından Likya Yolu'nun antik patikalarına, Kazdağları'nın bol oksijenli rotalarından Tuz Gölü'nün sonsuz beyazlığına uzanan bu yarışlar, profesyonel olsun, amatör olsun tüm sporculara sadece fiziksel bir dayanıklılık testi sunmuyor. Binlerce yıllık kültürel mirasın ve millî parkların içinden geçen bu rotalar, sporu unutulmaz bir ekoturizm deneyimine ve zihinsel bir maceraya dönüştürüyor. Her yıl binlerce yabancı sporseverin de bu büyüye kapılarak Türkiye'ye gelmesi ise konaklamadan yerel gastronomiye, ulaşımdan küçük esnafa kadar geniş bir yelpazede bölgesel kalkınma ve spor turizmi adına değer yaratıyor.

İşin sosyal ve birleştirici yüzünde ise kent sokaklarını şenlendiren halk koşuları duruyor. Birçok koşu etkinliği sporu tabana yayarken, özellikle kadın katılımcı oranındaki rekor artışlar toplumun spora bakışındaki niteliksel değişimi gözler önüne seriyor. Üstelik bu adımlar sadece kişisel başarılar için atılmıyor; 'Adım Adım' gibi platformlar sayesinde sivil toplum kuruluşlarına milyonlarca liralık kaynak aktarılarak eğitimden çevreye, çocuk sağlığından toplumsal dayanışmaya kadar birer faydaya dönüşüyor.

Kulvarlardan kent caddelerine ve dağ patikalarına uzanan bu dönüşümü besleyenler ise mahalle aralarında, sahil hatlarında hızla çoğalan bağımsız koşu kulüpleri.

Farklı mesleklerden, farklı yaşlardan insanların sabahın ilk ışıklarıyla buluşup birlikte ter dökmesi; koşuyu şehir insanı için stresle başa çıkma, sosyalleşme ve güçlü bir aidiyet duygusu geliştirme aracına dönüştürdü. Akıllı saatler, performans takip uygulamaları ve yeni nesil ayakkabı teknolojileriyle desteklenen bu sürecin arka planında büyük bir ekonomi de bulunuyor

42,195 km'lik 'İstanbul Maratonu'nda bir parkur rekoru hiç beklenmedik şekilde kırıldı. O rekoru, 2019'daki organizasyonda ön gruptaki favori atletlere belirli bir tempo sağlamakla görevlendirilen Kenyalı 'tavşan atlet' Daniel Kibet kırdı. Yarış öncesinde aldığı talimat gereği 30'uncu kilometrede yarışı bırakması gereken Kibet, koşu sırasında aldığı ani bir kararla maratona devam etti. 2:09:44'lük derecesiyle finişe ilk sırada ulaşan Kibet, hem şampiyon oldu hem de unutulmaz bir parkur rekoruna imza attı.

'İstanbul Maratonu'nun kadınlar kategorisindeki parkur rekoru ise 2018'de 2:18:35'lik derecesiyle şampiyon olan Kenyalı Ruth Chepngetich'e ait.

1 Kasım'da koşulacak olan 'İstanbul Maratonu'nda yaklaşık 45 bin sporcunun parkurda yer alması beklenirken, elit kategoride 6'sı tempocu olmak üzere 28 erkek ve 19 kadın atlet mücadele edecek.

Geçtiğimiz yılın kadınlar şampiyonu olan Etiyopyalı Bizuayehu Adera Gebre ile erkekler şampiyonu Etiyopyalı Dejene Debela da unvanlarını korumak için tekrar köprüye çıkacak.

'İstanbul Maratonu'nun 42,195 km'lik tam parkurda bugüne kadar erkeklerde 11, kadınlarda ise 1 Türk atlet şampiyonluğa uzandı.

ERKEKLER

• Hasan Saylan... 1979

• Necmettin Sağlam... 1980

• Süleyman Sılacı... 1981

• İsmail Karagöz... 1982

• Mehmet Yurdadön... 1984

• Mehmet Terzi... 1985

• Hanifi Atmaca... 1986

• Ahmet Altun... 1988

• Aydın Çeken... 1989

• Gazi Aşıkoğlu... 1990

• Cihangir Demirel... 1992

KADINLAR

• Serap Aktaş... 1994

Okumaya devam et

Pusholder

Senin gündemin

Okuma seçenekleri

Push AIÖzet

PusholderKaynakta oku
haberturk.com