Haberciliğe 2008 yılında muhabir olarak adım atan ve mesleğin duayen isimlerinden Mehmet Ali Birand’ın yayıncılık anlayışıyla yetişen Sultan Arınır; sahadan stüdyoya, haber spikerliğinden moderatörlüğe uzanan 18 yıllık tecrübesini paylaştı. Haber Global’de yayınlanan "Gündem" programıyla Türkiye ve dünya gündemini ekranlara taşıyan Arınır, habercilikte hız ile doğruluk arasındaki hassas dengeden ekran arkasındaki bilgi birikimine kadar merak edilen soruları yanıtladı.
Sultan Arınır: İYİ Bir Spiker Olmak, Prompter Okumaktan İbaret Değil

- Haberciliğe üniversitenin son yılında muhabir olarak başladınız ve zaman içinde muhabirlikten haber spikerliğine, program sunuculuğundan moderatörlüğe uzanan farklı görevler üstlendiniz. Kameranın önünde ve arkasında edindiğiniz bu farklı deneyimler, bugün haber sunma biçiminizi nasıl şekillendirdi?
Bir haber merkezinin kapısından ilk girdiğimde yıl 2008’di. Haberciliği, bugün duayen olarak andığımız isimlerden öğrenme fırsatım oldu. İlk yöneticim Mehmet Ali Birand’dı. Bir haberin nasıl ele alınacağını, son dakika yayınlarının nasıl yönetileceğini, ekranda nasıl durulacağını ve nasıl konuşulacağını o yıllarda öğrendim.
Sonrasında gündemi yakından takip ederek, haberin peşinden giderek ve olaylara derinlemesine bakmayı öğrenerek 18 yılı geride bıraktım. Bütün bu birikim, hem sahada hem de stüdyoda edindiğim deneyimle birleşince, en sıcak gelişmeleri bile soğukkanlılıkla aktarmamı sağladı.
Muhabirlik geçmişim, bugün en büyük avantajlarımdan biri. Çünkü bir görüntünün ya da birkaç satırlık bilginin arkasındaki hikâyeyi tahmin edebiliyor ve o bilgi üzerinden dakikalarca konuşabiliyorum. Doğal olmak, izleyicinin aklındaki soru işaretlerini gidermeye çalışmak ve gelişmeleri tarafsız bir şekilde aktarmaya çalışmak da yılların bana kazandırdıklarından.
- Haber Global’de “Gündem” programıyla Türkiye’nin ve dünyanın gündemini izleyiciyle buluşturuyorsunuz. Gün içinde sürekli değişen ve yeni gelişmelerle yön değiştiren bir gündemi ekrana taşırken sizin için en önemli mesleki refleks nedir?
Ben hâlâ habere karşı ilk günkü heyecanını koruyan bir insanım. Bence bu heyecanı kaybettiğinizde mesleğinizi de hakkıyla yapmanız zorlaşıyor. Canlı yayın sırasında bile göz ucuyla diğer haber kanallarını takip ederim. Elbette bir haberi ilk veren olmak isterim; ancak hızla doğruluk arasında çok hassas bir denge var. İlk olmak önemlidir ama teyit edilmemiş bir haberi ilk vermektense, doğrulanmış haberi doğru şekilde aktarmayı tercih ederim. Çünkü habercilikte asıl mesele yalnızca hız değil, izleyicinin güvenini kazanmaktır.
- Bir haber spikerinin yalnızca önündeki metni doğru ve akıcı biçimde aktarmasının ötesinde, haberi anlaması ve bağlamını doğru kurması gerekiyor. Sizce bir haber spikerini başarılı kılan en önemli özellikler nelerdir?
Biz ne yazık ki bir son dakika ülkesiyiz. Hiç iyi bir son dakika haberi gördünüz mü? Çok ender olur. Genellikle deprem, sel, yangın, ölüm gibi haberleri aktarmak ve bu yayınlarda saatlerce konuşmak zorunda kalırız. Arka arkaya uzmanlara bağlanır, doğru soruları sorarak yanıt almaya ve yayını kesintisiz sürdürmeye çalışırız. Takdir edersiniz ki bunu bilgi, birikim, tecrübe ve özgüven olmadan yapamazsınız.
Çok iyi bildiğiniz bir haberi bile ürkek gözlerle, sesiniz titreyerek anlatırsanız izleyici sizin yetkinliğinizden şüphe duyabilir. Dolayısıyla iyi bir haber spikerinin yalnızca güzel konuşması yetmez. Merak duygusuna sahip olması, çok okuması, araştırması, yakın tarihi bilmesi ve olaylar arasında bağlantı kurabilmesi gerekir. Canlı yayında özgüveninizi koruyabilmeniz, baskı altında soğukkanlı kalmanız, sesinizi ve beden dilinizi kontrol edebilmeniz de haber spikerliğinin olmazsa olmazlarıdır.
- Kariyeriniz boyunca haberin yanı sıra teknoloji, bilim, sosyal sorumluluk ve tartışma programları gibi farklı alanlarda da çalıştınız. Bu farklı konuları ekrana taşımak size habercilik açısından neler kattı?
Bugüne kadar yaptığım her programın haberciliğime mutlaka katkısı olmuştur. Olaylara daha geniş bir perspektiften ve çok yönlü bakmamı sağladı. Dünya değişiyor, habercilik de değişiyor. Haber spikerliği artık prompterda yazanı okumaktan ibaret değil. İran-ABD ilişkilerinin tarihini de bileceksiniz, A Milli takımlarımızın gidişatını da takip edeceksiniz. Siber güvenliği de anlayacaksınız, yapay zekânın beraberinde getirdiği riskleri de… Çünkü bazen birbirinden çok farklı görünen konular arasında güçlü bağlantılar olabiliyor. Bu bağlantıları kurabildiğinizde olayları daha doğru değerlendirebiliyor, daha derinlikli ve akılcı sorular sorabiliyorsunuz.
5.Günümüzde izleyici habere yalnızca televizyondan değil, sosyal medyadan ve çok farklı dijital platformlardan ulaşıyor. Hızın bu kadar arttığı bir ortamda doğru ve güvenilir bilgiyi izleyiciye ulaştırmak sizce nasıl bir habercilik yaklaşımı gerektiriyor?
Her okuduğuma inanmıyorum öncelikle. Çünkü devir tık kazanma, izlenme alma devri. İçeriği doğrulanmamış, yalnızca ilgi çekmek amacıyla abartılı manşetlerle sunulan haberlere sık rastlıyoruz. Bu nedenle sosyal medya okuryazarlığı her zamankinden daha önemli. Dijital platformlarda karşımıza çıkan içerikleri eleştirel bir gözle değerlendirmek, kaynağını sorgulamak ve doğruluğunu teyit etmek gerekiyor. Gazeteciler açısından da durum farklı değil. Hızlı olmak elbette önemli ama hız uğruna doğruluktan ödün veremeyiz. Bir bilgi çok sayıda hesap tarafından paylaşılmış olabilir; bu, onun doğru olduğu anlamına gelmez. Haberin kaynağını araştırmak, farklı kaynaklardan doğrulamak ve gelişmeleri bağlamından koparmadan aktarmak zorundayız. Çünkü bilgiye erişimin bu kadar kolaylaştığı bir çağda asıl mesele, doğru bilgiye ulaşabilmek ve o bilgiyi güvenilir biçimde aktarabilmek. İzleyicinin güvenini kazanmanın yolu da buradan geçiyor.
- Aynı zamanda genç iletişimcilere spikerlik ve sunuculuk dersleri veriyorsunuz. Öğrencilerinizden gelen sorulara baktığınızda, bugün ekranda olmak isteyen gençlerin en çok hangi konuda yanılgıya düştüğünü görüyorsunuz? Onlara mesleğe başlamadan önce mutlaka edinmelerini önereceğiniz üç özellik nedir?
Genellikle bize gelen sorular makyajımızla, giydiğimiz kıyafetlerle yani dış görünüşümüz ile ilgili oluyor. Elbette ekranda nasıl göründüğünüz önemli ama bu mesleğin asıl meselesi bu değil. Ekranda iyi görünmekle iyi bir haberci olmak aynı şey değil. Bazen gençler işin görünen tarafına odaklanırken arka plandaki emeği, bilgi birikimini ve hazırlık sürecini gözden kaçırabiliyor. Gençlere mesleğe başlamadan önce mutlaka edinmelerini önereceğim üç özellik var: Merak, disiplin ve özgüven.
Öncelikle meraklı olmalılar. Çok okumalı, araştırmalı, dünyada ve Türkiye’de olup bitenleri takip etmeliler. İkincisi, disiplinli olmalılar. İyi bir sunuculuk, kamera karşısına geçildiğinde başlamaz; hazırlıkla, çalışmayla ve kendini sürekli geliştirmekle başlar. Üçüncüsü de özgüven. Ancak özgüvenden kastım, kameranın karşısına geçip rahatça konuşabilmek değil. Bilginize güvenmek ve baskı altında kendinizi doğru ifade edebilmek. Ekran size bir görünürlük kazandırabilir ama o ekranda kalıcı olmanızı sağlayacak şey; bilginiz, emeğiniz ve mesleki birikiminiz olacaktır.
- 2009’da ilk kez kamera karşısına geçtiğiniz güne dönseniz, bugünkü Sultan Arınır o günkü Sultan Arınır’a ne söylerdi? Bunca yılın ardından bu meslekte sizi hâlâ heyecanlandıran ve ekrana bağlayan şey nedir?
Ben her gün yeni bir güne uyanıyor gibiyim bu işi yaparken. Kanala giderken o gün dünyada neler olacağını, beni nasıl bir yayının beklediğini bilmiyorum. Birbirinin aynısı günlerim olmuyor. Sanırım beni bu mesleğe bağlayan en önemli şey de bu: Öğrenmeye devam etmek ve her gün yeni bir hikâyenin parçası olmak.
Kendime ne söylerdim? Muhtemelen “Heyecanını hiç kaybetme, öğrenmekten hiç vazgeçme” derdim. Çünkü yıllar geçtikçe tecrübeniz artıyor, bazı şeyleri daha iyi yönetmeyi öğreniyorsunuz ama habere duyduğunuz heyecanı korumak bence çok önemli. Bugün hâlâ ilk günkü gibi merak ediyorsam, hâlâ yeni bir yayına başlarken içimde bir heyecan varsa, bu mesleği yapmaya devam etmek için en önemli nedenim bu.




