Türk Kızılay Kanunu Teklifi'nin Genel Kurul'daki görüşmelerinde muhalefet milletvekilleri kurumun denetimi, ticari faaliyetleri ve kamuoyunda zedelenen güvene ilişkin eleştirilerde bulundu. DEM Partili Onur Düşünmez, "Kamu yararına çalışan bir kuruma daha fazla ayrıcalık değil, daha fazla denetim gerekir" dedi. 6 Şubat depremlerinde Kızılay’ın çadır satmasını eleştiren Düşünmez, "Bu halk yapılan bu gözü dönmüşlüğü asla unutmayacaktır" ifadelerini kullandı.
TBMM Genel Kurulu, Başkanvekili Yusuf Beyazıt başkanlığında toplandı. Genel Kurul’da Türk Kızılay Kanunu Teklifi’nin görüşmelerine başlandı.
DEM PARTİLİ DÜŞÜNMEZ: KIZILAY’A DAHA FAZLA AYRICALIK DEĞİL, DAHA FAZLA DENETİM GEREKİR
DEM Parti Grubu adına konuşan Hakkâri Milletvekili Onur Düşünmez, teklifin yalnızca Kızılay'ın hukuki statüsünü düzenleyen bir metin olarak değerlendirilemeyeceğini, kurumun görev ve yetkilerini genişlettiğini ve yeni bir hukuki alan açtığını söyledi.
Genel Kurul’daki katılımın düşüklüğünü de eleştiren Düşünmez, "Yalnız 3 arkadaş oturuyor iktidar sıralarında, 3 arkadaşa konuşacağım. Öyle bir konuşmayı da açıkçası içime sindiremiyorum çünkü Kızılay gibi önemli bir kurumun kanununu yapıyoruz ama ciddiyetimiz 3 kişi" dedi.
Kızılay'ın bağımsızlık, tarafsızlık ve gönüllülük anlayışından uzaklaştırıldığını savunan Düşünmez, kurumun ticari faaliyetlerinin ve yönetim yapısının denetlenmesi gerektiğini belirtti. Düşünmez, 2019 yılında "Kızılay Yatırım Holding" adıyla kurulan yapı üzerinden çadır fabrikalarından maden suyu tesislerine, lojistik şirketlerinden sağlık kuruluşlarına ve gayrimenkul şirketlerine kadar uzanan bir ticari düzen kurulduğunu ifade ederek bu faaliyetlerin nasıl denetlendiğini sordu.
Kamu yararına çalışan bir kurumun daha fazla ayrıcalığa değil, daha fazla denetime ihtiyacı olduğunu belirten Düşünmez, "Kamu yararına çalışan bir kuruma daha fazla ayrıcalık değil, daha fazla denetim gerekir. Kamu yararı statüsünün karşılığı şeffaflık ve halkın parasının hesabını verebilmektir çünkü kamu kaynakları yönetenlerin değil, halkındır" diye konuştu.
KAN HİZMETLERİNDEKİ ÖDEMELERİ ELEŞTİRDİ
Düşünmez, Kızılay'ın kan hizmetleri kapsamında hastanelerden alması gereken ödemelere ilişkin düzenlemeyi de eleştirdi. Halkın gönüllü olarak bağışladığı kanların test ve hazırlık işlemlerinin ardından devlet ve üniversite hastanelerine teslim edildiğini, hastanelerin de taşıma ve test masraflarını belirlenen fiyatlar üzerinden Kızılay’a ödemekle yükümlü olduğunu belirtti.
Hastanelerin borçları nedeniyle Kızılay'ın alacaklarını tahsil edemediğini, yeni düzenlemeyle bu alacakların Sosyal Güvenlik Kurumu’nun hastanelere yapacağı ödemelerden doğrudan tahsil edilmesinin öngörüldüğünü söyleyen Düşünmez, "Başka bir yaşam için halkın verdiği kan üzerinden hesap yapıldığı yetmiyormuş gibi şimdi alacak derdine düşmüşler. ‘Hastanenin borcu niye var? Bunu halledelim’ diyen var mı? Yok. Hastaların ve hastanelerin kan temini sorununa dair bir çözüm getiriliyor mu? O da yok" dedi.
Düzenlemenin hastanelerin üzerindeki yükü artırabileceğini savunan Düşünmez, Kızılay'ın finansal açıklarının hastanelerin bütçesinden değil, doğrudan genel bütçeden karşılanması gerektiğini belirterek "Kan tedariki başta olmak üzere hiçbir sağlık hizmeti kâr amacı güdülmeden sunulması gereken temel bir kamusal haktır. Kızılay'ın finansal açıkları kamu hastanelerinin sırtından değil, şeffaf, denetlenebilir ve doğrudan merkezi bütçe ödenekleriyle çözülmelidir" ifadelerini kullandı.
6 ŞUBAT DEPREMLERİNDEKİ ÇADIR SATIŞINI HATIRLATTI
Kızılay'ın 6 Şubat depremlerindeki çadır satışını da eleştiren Düşünmez, depremzedelerin barınma ihtiyacının karşılanması gereken bir dönemde çadırların ticari işlem konusu yapılmasının toplumun kuruma duyduğu güveni sarstığını söyleyerek "6 Şubatta soğukta binlerce insan yaşam mücadelesi verirken ‘Buradan nasıl kâr ederiz’ hırsıyla hareket edildi ve depremzedelere çadır satıldı. Bu halk yapılan bu gözü dönmüşlüğü asla unutmayacaktır" dedi.
Kızılay'ın afetlerde toplumun her kesiminin güven duyduğu bir kurum olması gerektiğini belirten Düşünmez, kurumun kamuoyundaki imajının sorgulanması gerektiğini ifade ederek "Peki, bugün sokağa çıkıp ‘Kızılay Derneği’ denildiğinde insanların aklına ne geliyor? Güven mi, şeffaflık mı yoksa 6 Şubat depremlerinde satılan çadırlar, ‘huzur hakkı’ adı altında verilen maaşlar, derneğe ait taşınmazların komik rakamlara satılması ya da ‘Verdiğim kan nereye gidiyor?’ gibi konular mı?" diye konuştu.
Kızılay'ın iştirakinin Ahbap’a çadır satmasına ilişkin süreci de hatırlatan Düşünmez, "İnsanlar enkaz başında, soğukta ve açıkta çadır beklerken Kızılay'ın iştiraki Kızılay Çadır ve Tekstil AŞ'nin Ahbap'a 2.050 çadırı 46 milyon lira karşılığında sattığı ortaya çıktı, bu satış dönemin Kızılay Genel Başkanı tarafından da doğrulandı. Barınmanın hayati bir ihtiyaç olduğu, insanların yaşam mücadelesi verdiği bir felaketin ortasında çadırların ticari işlem konusu yapılması toplumun Kızılay’a duyduğu güveni ağır biçimde sarstı" ifadelerini kullandı.
Teklifin tümü üzerindeki görüşmelerin tamamlanmasının ardından maddelere geçilmesi oylamaya sunuldu ve kabul edildi. Genel Kurul, kanun teklifleri ile komisyonlardan gelen diğer işleri görüşmek üzere 15 Ekim Perşembe günü saat 14.00'te toplanmak üzere kapandı.





