Independent Türkçe
Haber akışına dön

Tdt Ankara Zirvesi: Türk Dünyasının Birliği Bakü Sınavından Geçiyor

Tdt Ankara Zirvesi: Türk Dünyasının Birliği Bakü Sınavından Geçiyor

Prof. Dr. Ekrem Kalan Independent Türkçe için yazdı

Türk dünyasının siyasi ve ekonomik geleceği bugün Ankara’da masaya yatırılıyor. Türk Devletleri Teşkilatı'nın (TDT) 13. Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi, “Türk Yüzyılı: Dilde, Fikirde, İşte Birlik” temasıyla toplanırken, liderlerin önündeki asıl mesele yalnızca ortak projeleri hayata geçirmek değil; farklı önceliklere ve beklentilere sahip devletleri ortak bir stratejik zeminde buluşturabilmek. Üstelik bu zirve, Türkiye ile Azerbaycan arasında son haftalarda yaşanan diplomatik gerilimin gölgesinde gerçekleşiyor. Dolayısıyla Ankara’daki buluşma, Türk dünyasının ekonomik bütünleşme iradesi kadar siyasi dayanışma kapasitesini de ortaya koyacak.

Orta Koridor’dan dijital ekonomiye: Beklentiler büyüyor

Zirvenin resmî gündemi, Türk Dünyası 2040 Vizyonu doğrultusunda siyasi iş birliğinin geliştirilmesi, ticaret ve yatırımların artırılması, ulaştırma ve enerji bağlantılarının güçlendirilmesi, dijital dönüşüm ve kurumsal yapılanmanın ilerletilmesi başlıklarında şekilleniyor. Ankara Bildirisi’nin kabul edilmesi, Türkiye’nin Azerbaycan’dan dönem başkanlığını devralması ve teşkilatın yeni genel sekreterinin belirlenmesi de toplantının öne çıkan kurumsal sonuçları arasında.

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

Ancak liderlerin önceliklerini belirleyen asıl unsur, ülkelerin coğrafi konumları ve ekonomik ihtiyaçları. Türkiye, Avrupa ile Asya arasındaki ulaştırma ve ticaret ağlarında merkezî konumunu güçlendirmeyi, Türk dünyasıyla ekonomik ilişkilerini stratejik bir ortaklığa dönüştürmeyi hedefliyor. Nitekim Türkiye’nin Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan ve Özbekistan ile ticaret hacmi 2025 yılında 17 milyar dolara yaklaştı. Bu rakam, iş birliğinin artık yalnızca tarihî ve kültürel yakınlık üzerinden değerlendirilemeyeceğini gösteriyor.

Kazakistan açısından Hazar geçişli Orta Koridor’un geliştirilmesi, Avrupa pazarlarına erişimin çeşitlendirilmesi ve enerji kaynaklarının batıya ulaştırılması öncelikli konular. Özbekistan ise artan üretim kapasitesini dış pazarlara taşıyacak ticaret, yatırım, ulaştırma ve dijital ekonomi iş birliklerine önem veriyor. Kırgızistan’ın beklentileri arasında bölgesel bağlantının güçlendirilmesi ve ekonomik iş birliğinin somut yatırımlara dönüştürülmesi bulunuyor. Türkmenistan ise gözlemci statüsüne rağmen enerji, ulaştırma ve ticaret alanlarında önemli bir potansiyel taşıyor. Devlet Başkanı Serdar Berdimuhamedov’un Ankara’da Türk iş dünyasıyla bir araya gelecek olması da bu ekonomik boyutun göstergelerinden biri.

Bu ülkelerin ortak beklentisi açık: Türk dünyası, coğrafi yakınlığını ekonomik avantaja dönüştürmeli. Bunun yolu ise yalnızca yeni anlaşmalar imzalamaktan değil, sınır geçişlerini kolaylaştırmaktan, gümrük işlemlerini hızlandırmaktan, lojistik maliyetleri düşürmekten ve mevcut ulaştırma altyapısını daha verimli kullanmaktan geçiyor.

Bu bakımdan Orta Koridor, zirvenin en stratejik başlıklarından biri. Bakü-Tiflis-Kars Demir Yolu Hattı’nın etkin kullanımı, Hazar’daki limanlar arasında koordinasyonun geliştirilmesi ve kesintisiz taşımacılık imkânlarının artırılması, Türkiye’den Türkistan’a uzanan ekonomik bağlantının güçlendirilmesi açısından önem taşıyor. Dijital ekonomi alanındaki ortaklık anlaşması ve TDT Dijital Tarım Veri Platformu da iş birliğinin yeni boyutlarını oluşturuyor. Uzay teknolojileri alanında ortak küp uydu projesi kapsamında yürütülen çalışmalar ise teşkilatın geleneksel iş birliği alanlarının ötesine geçme arayışını yansıtıyor.

Ankara Zirvesi’nden bütün bu alanlarda bir anda büyük ve bağlayıcı kararlar çıkmasını beklemek gerçekçi olmaz. Daha olası sonuç; mevcut projelerin hızlandırılması, ortak çalışma mekanizmalarının güçlendirilmesi, yeni kurumsal belgelerin kabul edilmesi ve önümüzdeki dönemin önceliklerinin belirlenmesidir.

Ankara-Bakü hattındaki gerilim: Zirvenin en hassas başlığı

Ankara’daki toplantının siyasi atmosferini belirleyen gelişme ise hiç kuşkusuz Türkiye-Azerbaycan ilişkilerinde son haftalarda yaşanan gerilim. Azerbaycan’daki okullarda kıyafet düzenlemeleri ve başörtülü öğrenci ve öğretmenlere ilişkin tartışmalar, Türkiye’deki bazı siyasi çevrelerin ve Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Oktay Saral’ın açıklamalarıyla iki ülke arasında diplomatik bir meseleye dönüştü. Bakü yönetimi, bu açıklamaları kendi iç işlerine müdahale olarak değerlendirdi. Azerbaycan Dışişleri Bakanlığı 21 Ekim’de 31 Türkiye Cumhuriyeti vatandaşını istenmeyen kişiler listesine aldığını ve ülkeye girişlerini yasakladığını duyurdu.

Ankara’nın gerilimi kontrol altına alma yönündeki adımlarına rağmen, krizin izleri zirveye taşınmış görünüyor. Oktay Saral’ın 26 Ekim’de Cumhurbaşkanı Başdanışmanlığı görevinden ayrılması ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 21 Ekim’de İlham Aliyev’le telefon görüşmesi gerçekleştirmesi, ilişkilerin daha fazla yıpranmasını önlemeye yönelik önemli gelişmelerdi. Buna karşın Azerbaycan Cumhurbaşkanı’nın Ankara Zirvesi’ne katılmayacağı, ülkesini Dışişleri Bakanı Ceyhun Bayramov’un temsil edeceği açıklandı.

Bakü’nün resmî açıklamasına göre Aliyev, önceden planlanmış programı kapsamında FIFA U-15 Dünya Kupası ve Festivali’nin Bakü’deki final ve kapanış törenine katılacak. Bu gerekçeyi yok sayarak katılmama kararını kesin biçimde bir diplomatik protesto olarak nitelemek doğru olmaz. Bununla birlikte, iki ülke arasında yaşanan gelişmelerin hemen ardından böyle bir temsil düzeyinin ortaya çıkması, siyasi açıdan göz ardı edilemeyecek bir görüntü oluşturuyor.

Tam da bu noktada 29 Ekim’de yaşanan iki gelişme önem kazanıyor. Aliyev’in Cumhuriyet Bayramı dolayısıyla Cumhurbaşkanı Erdoğan’a gönderdiği mesajda “Aziz Kardeşim” hitabını kullanması ve iki ülke arasındaki ilişkilerin müttefiklik düzeyinde bulunduğunu vurgulaması, siyasi diyalog kapısının kapanmadığını gösteriyor. Ayrıca Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın Ankara’da Azerbaycanlı mevkidaşı Ceyhun Bayramov’la görüşmesi, ikili ilişkilerin ve TDT bünyesindeki iş birliğinin diplomatik kanallardan ele alınmaya devam ettiğini ortaya koyuyor.

Bunlar henüz krizin sona erdiği anlamına gelmiyor. Ancak gerilimin kontrol altına alınması ve normalleşme sürecinin başlatılması bakımından olumlu işaretler olarak değerlendirilebilir.

Kardeşlik söyleminden kurumsal dayanışmaya

Türkiye ile Azerbaycan arasındaki ilişkiler, sıradan iki ülke arasındaki diplomatik ilişkilerden ibaret değil. 2021 tarihli Şuşa Beyannamesi ile müttefiklik düzeyine taşınan bu ortaklık, güvenlikten enerjiye, ulaştırmadan savunma sanayisine kadar geniş bir alanı kapsıyor. İki ülkenin çıkarları, özellikle Hazar geçişli ulaştırma ve enerji hatlarında birbirini tamamlıyor. Dolayısıyla Ankara-Bakü arasındaki siyasi soğukluğun yalnızca ikili ilişkilere değil, Türk dünyasının ekonomik bütünleşme hedeflerine de maliyet üretme ihtimali var.

Burada TDT’nin kurumsal niteliği önem kazanıyor. Teşkilatın geleceği, üyeler arasında hiçbir görüş ayrılığı yaşanmamasına değil, bu ayrılıkların ortak iş birliğini sekteye uğratmadan yönetilebilmesine bağlı. Nitekim Azerbaycan’ın lider düzeyindeki katılım eksikliğine rağmen dışişleri bakanı aracılığıyla zirvede temsil edilmesi ve dönem başkanlığını Türkiye’ye devretmesi, kurumsal işleyişin sürdüğünü gösteriyor.

Üstelik iki ülke arasındaki diplomatik temasların devam etmesi, normalleşme beklentisini güçlendiriyor. Bugünkü zirve kapsamında gerçekleşebilecek bir Erdoğan-Bayramov teması, ortak açıklamalar veya diplomatik kanallardan verilecek yapıcı mesajlar, Aliyev’in yokluğunun oluşturduğu siyasi mesafeyi azaltabilir. Daha kapsamlı bir normalleşme içinse iki liderin doğrudan görüşmesi ve karşılıklı hassasiyetlerin diplomatik zeminde ele alınması gerekecek.

Ankara Zirvesi’nden beklenen en önemli sonuç, kuşkusuz bütün bu başlıklarda ortak iradenin korunmasıdır. Türk dünyası artık yalnızca ortak tarih ve kültür üzerinden tanımlanan bir coğrafya değil; ticaret yolları, enerji bağlantıları, dijital altyapı ve güvenlik meseleleri üzerinden geleceğini şekillendirmeye çalışan bir siyasi ve ekonomik iş birliği alanıdır.

Ancak bu iddianın gerçekliği, en çok da kriz dönemlerinde ortaya çıkacaktır. Ankara’nın ev sahipliğinde Türkiye’nin dönem başkanlığını devralacağı bu zirve, Türk devletlerinin ortak çıkarları kişisel ve dönemsel siyasi anlaşmazlıkların üzerinde tutup tutamayacağını gösterecek.

Kardeşlik, yalnızca iyi günlerde tekrarlanan bir söylem değil, zor zamanlarda diplomasiye alan açabilme iradesidir. Ankara’dan çıkacak mesajın da bu olması gerekiyor: Türk dünyasının geleceği, anlaşmazlıkların yokluğunda değil, onları aşabilecek kurumsal aklın varlığında yatıyor.

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

Okumaya devam et

Pusholder

Senin gündemin

Okuma seçenekleri

Push AIÖzet

PusholderKaynakta oku
indyturk.com