Türkiye İşçi Partisi (TİP) Genel Başkanı Erkan Baş, parti yöneticilerinin katılımıyla TİP Kurtuluş Bildirgesi'ni kamuoyuna duyurdu. Toplantıyı geçen hafta yapmak istediklerini ancak partili iki öğrencinin "Yusuf Tekin istifa" pankartı asmalarının ardından tutuklanmaları nedeniyle ertelediklerini dile getiren Baş, dünya genelinde karşı devrimci bir sürecin yaşandığını ve halkların kazanımlarının hedef alındığını anlattı. Türkiye'deki mevcut yapının da bu uluslararası "kara ittifak"ın bir uzantısı olduğunu söyleyen Baş, şöyle devam etti:
Tip Genel Başkanı Baş: İktidar Eriyor Ama Muhalefeti De Etkisizleştiriyor

Son açıklanan rakamlara baktığımızda, dünyadaki en zengin yüzde 10 servetin yüzde 75'ini almış durumda. 2025 rakamlarını söylüyorum, 2026'yı da yakında açıklarlar ama istikrarlı bir artış var. Yani servet küçük bir azınlığın elinde birikiyor. Aynı şey Türkiye için de geçerli. Türkiye’de de en zengin yüzde 1, toplam servetin yüzde 35’inden fazlasını eline almış durumda. Türkiye’nin yüzde 50’si ise toplam servetin sadece yüzde 2,5’ine sahip. İnanılmaz bir uçurum oluşmuş durumda. AKP iktidarında zaman zaman veriler değişiyor mu? Değişmeyen tek şey var; tepedeki azınlık çok büyük bir servet biriktiriyor ve bu giderek artıyor. Bunun karşılığı olarak da milyonlarca insan yoksullaşmaya devam ediyor. Biz de doğal olarak daha çok yoksulluğu, açlığı, sefaleti konuşuyoruz ama neden olan zenginleşmeyi de tartışmak gerekiyor. Bunu konuşmadığımızda yoksulluğu nedeni üzerinden tartışamaz hale geliyoruz, sadece sonuçları itibarıyla yaşadıklarımızı konuşuruz.
"Temelde sistemin sürdürülebilmesi arayışı var"
Otoriterleşme, totaliterleşme, baskıcı rejim, antidemokratik uygulamalar, yargının bir sopaya dönüştürülmesi... Hepsinin temelinde bu sistemin sürdürülebilmesi arayışı var. Böylesi bir tabloda sadece basit bir iktidar değişikliği tartışması mı yapmalıyız, yoksa daha köklü bir biçimde sistem sorgulamasına da ihtiyaç var mı ya da bu sistemi sorgulamadan bu iktidarı değiştirmek mümkün mü sorusunu aslında Kurtuluş Bildirgesi ile beraber bir kez daha gündeme taşımak istiyoruz. Arayışımız, çabamız bu. Burada bu sürecin esas sorumlusu iktidardır. Türkiye’de yaşadığımız felaketin, rezaletin, skandalların tümünün odağında Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarı, Saray rejimi, Cumhur İttifakı var. Ama üzerine konuşmak ve düşünmek gereken bir muhalefet de var. Bu tablonun sorumlusu muhalefet değil ama bunun değişmemesinin nedenlerinden bir tanesi muhalefet kuşkusuz. Muhalefete dönük o sistematik saldırıları yok saymıyorum; iktidarın düzenli bir biçimde muhalefeti paralize etmesi, etkisizleştirmesi ya da muhalefeti bölmek üzerine son dönemde attığı hamleler kuşkusuz önemli. Ama mesele şu: İktidar eriyor, çürüyor ama muhalefeti de bu süreç içerisinde etkisizleştiriyor.
Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)
"İnsanların yalnız hissetmemelerini sağlamaya çalışıyoruz"
Adalet ve Kalkınma Partisi yarın umudu sunmuyor. Bunun önemli olduğunu düşünüyorum çünkü çok eski tarihlerde AKP’nin en önemli başarılarından bir tanesi belki buydu: Mevcut kötü durumu gösterip başka bir Türkiye’ye işaret ediyordu ve inandırıcılığı vardı. Hatırlayın; '2023' vardı, '2071' diyorlardı, güzel bir geleceğin hayalini kurdurarak iktidar oluyordu. İşaret ettiği sorunlar gerçekti; biz o zaman da buna ilişkin geliştirdikleri çözümlerin gerçek olmadığını söylüyorduk ama iktidar bu açıdan maharetliydi. Bu artık bitti. AKP artık kendisini büyüterek, güçlendirerek, kendisine gönül kazandıracak, yurttaşın aklını ve gönlünü alacak bir hamle gerçekleştiremiyor. Bunun yerine iktidar bütün enerjisini muhalefeti sindirmeye, çürütmeye, etkisizleştirmeye ve aslında sonucu olarak da toplumdaki tepkiyi, öfkeyi, isyanı bastırmaya odaklanmış durumda. 'İnsanları umutsuz, çaresiz bırakırsam, yalnız kalırlarsa bana mahkum olurlar' diye düşünüyor ve buna uygun adımlar atıyor. Biz de aslında bu Kurtuluş Bildirgesi ile bunun tam karşısında bir pozisyon almaya çalışıyoruz. Türkiye’nin kurtuluşuna giden bir yolu tarif etmeye çalışıyoruz. Bunun için insanların aslında yalnız olmadıklarını hissetmelerini sağlamaya çalışıyoruz. Başka bir bakış açısının egemen olduğu bir tabloda iktidarın yenilgisinin mümkün olduğunu ifade etmeye çalışıyoruz.
"Meseleyi seçim tartışmasına indirgiyorlar"
Burada muhalefetin sıkıştırıldığı bir alan daha var, onu da ifade edeceğim: Bütün meseleyi bir seçim tartışmasına indirgiyorlar. Türkiye’nin kurtuluşunu sadece seçimlere indirgeyen, sadece seçim matematiğine daraltan bir tabloyu da yeterli bulmuyoruz ya da sadece seçimlere kadar sabırla ilerleyecek bir sürecin bir seçim başarısı getirmeyeceğinin altını çiziyoruz. 'Elbette seçimler önemlidir' diyoruz ama önemli olan bugün, seçime kadar olan süreçte muhalefetin ne yaptığı, nasıl bir alternatif yarattığı, nasıl bir mücadele hattı belirlediğidir. Hatta daha açık konuşayım: Biz seçimlerin bir sonuç olacağı iddiasındayız. Bu iktidar yenilecek, ondan sonra seçimler bunun tescil edileceği alanlar olabilir. Yoksa 'seçim gününe kadar bekleyelim, sandıkta 50+1 alırız' anlayışının muhalefeti paralize ettiğini düşünüyoruz.
"Yurttaş, seçmene indirgenmiş durumda"
En önemli başlıklardan bir tanesi bununla bağlantılı: Türkiye’de toplumsal tepki ile örgütlü mücadele arasında çok büyük bir açı oluşmuş durumda. Bunu samimiyetle ifade ediyorum. Çok sık yurttaşla yan yana gelen, hem kişisel hem parti örgütümüzle halkla birlikte nefes alıp veren bir yerdeyiz. Orada gördüğünüz şey çok açık ve net: Büyük bir tepki var, büyük bir öfke var fakat kendisini ifade edecek kanallar bulamıyor. Mevcut muhalefet zemini o büyük enerjiyi etkin bir güce dönüştüremiyor. Kurtuluş Bildirgesi biraz da halkın kendi kaderini kendi eline alması çağrısı, onun yöntemlerini tartışma çağrısıdır. Bunun kolay olmadığının farkındayız. Türkiye’de siyaset maalesef seçmene, mitingdeki kalabalığa indirgenmiş durumda. Oysa yurttaşın siyasetin öznesi olduğu ve tam anlamıyla kurtuluşumuzu kendi ellerimize almamız gereken bir süreçteyiz.
"Moral çağrısı değil, örgütlenme çağrısı yapıyoruz"
Bu çağrıyla birlikte biz Türkiye İşçi Partisi olarak bu iktidara teslim olmayacak bir toplumsal kuvveti sahaya çıkarmayı amaçlıyoruz. Biz kendimizi böyle görüyoruz. Henüz istediğimiz ölçekte etkili olamasak da Türkiye İşçi Partisi'nin şunu kanıtladığını düşünüyoruz: Bu iktidara teslim olmaz. Belki bu iktidarı yenemedik bugüne kadar ama asla teslim olmadık, geri adım atmadık, boyun eğmedik. Elimizden geldiğince, gücümüzün yettiğince hayatın her alanında kararlı bir biçimde karşısında durmaya çalışıyoruz; bunu büyütmek amacındayız. Bu iktidara teslim olmayacak toplumsal kuvvetin büyütülmesi için bir örgütlenme çağrısı yapıyoruz; moral çağrısı yapmıyoruz, örgütlenme çağrısı yapıyoruz. İkincisi, halkı siyasetin öznesi kılacak bir tarzı egemen kılmak istiyoruz. İktidarı yenmek için kurucu bir siyasetin, kendi programımızın da ortaya konulması gerektiğini düşünüyoruz. Örneğin nasıl bir Türkiye kuracağız? Bunun daha ayrıntılı bir biçimde yurttaşla paylaşılması gerekir. Eğitim, sağlık gibi temel alanlarda barınma hakkı nasıl sağlanır, Türkiye’nin kaynakları toplum tarafından nasıl daha verimli kullanılabilir? Yani özetle sadece mevcut düzene itiraz eden, onun çizdiği hattın karşısında duran bir yaklaşımı aşmak istiyoruz. Yeni bir Türkiye, yeni bir siyasal programla daha etkili bir mücadele hattı öreceğiz
ANKA




