Cumhuriyet
Haber akışına dön

Toprağın Altındaki Hikâyeler

Toprağın Altındaki Hikâyeler

Arkeofili platformunun kurucusu Erman Ertuğrul, geçmişle ilgili merak edilenleri gün yüzüne çıkarıyor...

Kurduğu arkeoloji ve popüler bilim platformu Arkeofili ile tarih meraklılarının ilgisini çeken Erman Ertuğrul, şimdi ikinci kitabı “Arkeofili: Taşlar, Kemikler, Efsaneler” ile okuyucuların karşısında.

Ertuğrul, tıpkı ilk kitabında olduğu gibi bu kitabında da geçmişe ilişkin en çok merak edilen soruları bilime dayanan ama kolay anlaşılır bir dille yanıtlıyor.

Kitapta nelere yanıt bulacaksınız? Ölülerimizi gömmeye ne zaman ve neden başladık? Eski insanlar dinozor fosilleriyle karşılaşınca ne düşündü? Antik Yunan heykelleri neden çıplak? Garip biçimli kafataslarının uzaylılarla bir ilgisi var mı? Ne zamandan beri hayaletlerden korkuyoruz? Ertuğrul bu soruların yanıtlarını anlaşılır bir dille yanıtlıyor.

Erman Ertuğrul’la yeni kitabını konuştuk.

İlk kitaptan sonra bu kitapta yola çıkarken aklınızdan ne geçiyordu?

“Arkeofili: Arkeoloji Meraklısının Elkitabı” adlı ilk kitapta, geçmişe dair en merak edilen sorulara odaklanmıştım. Bunun nedeni biraz da sürekli bu soruların arkeologlara geliyor olmasıydı. “Arkeofili: Taşlar, Kemikler, Efsaneler” adlı ikinci kitapta, arkeoloji deyince ilk akla gelen soruların bir tık daha ötesine geçmeyi hedefledim.

Dolayısıyla yine merak edilen soruların altını bu sefer antik hikâyelere odaklanarak doldurmayı tercih ettim. Çünkü hem arkeologların hem de insanların asıl peşinde olduğu şey bu. Toprak altından çıkan bir taş ne kadar eski olursa olsun, onu değerli yapan şey hikâyesi. Bir antik heykeli, sadece estetik güzelliği için müzeye koymuyoruz. İnsanlar o konuda bilgisi olsun ya da olmasın o heykele baktığı zaman kafalarında bir hikâye oluşuyor. Müzelerde herkesin heykellerden bu kadar etkilenmesinin nedeni de bu.

Bütün bu kitapları ve Arkeofili internet sitesini kurarken aklınızdan geçen bir amaç var: Herkes için arkeoloji. Bu konuda size gelen tepkiler nasıl? Amaç nasıl gidiyor?

Arkeoloji iletişimi üzerine somut bir şeyler yapmaya başladığım 2014 yılından beri gelen tepkiler benim hayalimin çok ötesinde. Arkeoloji disiplininin diğer birçok disiplinde olmayan çok büyük bir avantajı var. O da toplumun bu alana olan bitmek tükenmek bilmeyen ilgisi. Ancak yakın zaman öncesine kadar arkeologların bu avantajı verimli kullanabildiklerine inanmıyorum. Doktora tezimde de ortaya koyduğum üzere toplumun arkeolojiye ilgisi yıldan yıla artıyor ancak arkeologlar bu ilgiyi beslemekte yetersiz kalıyor.

Dolayısıyla bu boşluğu komplo teorisyenleri rahatlıkla doldurabiliyor. Ancak arkeologların bilgilerini toplumla paylaştığı her çaba hemen karşılık bulduğunu görüyoruz. Yani benim “Herkes için arkeoloji” olarak tanımladığım bu bilgi paylaşımının tüm disipline yayılması gerektiğini düşünüyorum.

Kitabın adındaki “taşlar, kemikler ve efsaneler” üçlüsü sizin için neyi temsil ediyor?

Bu üçlü aslında binlerce yıl öncesinden günümüze ulaşan en yaygın şeyleri temsil ediyor. Özellikle tarihöncesi alanlarda, mesela Göbeklitepe’de arkeologların bulduğu tek şey taşlar ve kemikler. Sadece bunlara dayanarak, yapbozun parçalarını bir araya getirmeye ve geçmişe dair bir hikâye oluşturmaya çalışıyoruz.

Tabii bir de efsaneler var. Bugün efsane olarak bildiğimiz şeylerin aslında bir çıkış noktası var. Örneğin ejderhalar, hayaletler ya da bir bölgeye özel ateş püsküren bir canavar. Fantastik öğeler içeren birçok anlatının içlerinde bir de gerçeklik payı var. Özellikle son yıllarda bu konuya dair birçok bilimsel çalışma yapıldı. Mesela Herodotos’un anlattığı kanatlı yılanlar, aslında o zaman yaşayan insanların Kretase dönemi sürüngenlerine ait fosilleri yorumlama şekli olabilir.

İlk kitaba göre bu kitaba eklediğiniz ya da detaylandırdığınız kısımlar da var... Onlar hakkında bilgi alabilir miyiz? Bu ikinci kitap okura nasıl bir farklı deneyim sunuyor?

İlk kitapta, antik dönemde anlatılmış birkaç küçük hikâye ya da dedikoduyu yazmıştım. Mesela Herodotos Mısır’ı ziyaret ettiğinde piramitler zaten 2 bin yaşındaydı. Dolayısıyla tıpkı bugün bir kesimin piramitleri uzaylıların yaptığını iddia etmesi gibi, o dönem de piramitlere dair garip hikâyeler anlatılıyordu.

Bu anlatıların insanların çok ilgisini çektiğini gördüm. İkinci kitapta antik dönemlerde anlatılan hikâyelere daha çok yer verdim. Bunlardan belki de en ilginci, dönemin Picasso’su diyebileceğimiz Praksiteles adlı çok ünlü bir heykeltıraşın ilk büyük boyutlu çıplak kadın heykelini yapması. Praksiteles biri çıplak biri giyimli iki tane Aphrodite heykeli yapıyor. İlk satın alma hakkını İstanköylülere veriyor. İstanköylüler çıplak tanrıça heykelini ahlaksızca bulup diğerini alıyor.

Çıplak olanı ise bugün Datça’daki Knidos halkı alıyor. Ancak daha sonra bu heykel o kadar ünleniyor ki tarihteki ilk kültür turizmi örneklerinden biri diyebileceğimiz olayı başlatıyor ve Akdeniz dünyasının her yerinden insanlar bu heykeli görmeye geliyor. Hatta insanlar bu heykele aşık oluyor. Sonrasında tahmin edilebileceği gibi bu heykele dair birçok dedikodu ve hikâye anlatılıyor. İşte bu garip hikâyelerden birkaçı bu kitapta bulunabilir.

Kitapta analiz ettiğiniz buluntular arasında sizi en çok şaşırtan veya heyecanlandıran hangisi oldu? Taslak aşamasında okuttuğunuz ya da sözünü ettiğiniz bilgiler arasında ve bugüne kadar kitabı okuyanlar arasında en çok ilgi gören bilgi hangisi?

Uzun zamandır internet ortamında oldukça meşhur olan 3 bin 750 yıl önce yaşamış Ea-naşir isimli Mezopotamyalı bir tüccar var. Aslında daha çok kendisine yazılan şikâyet mektubuyla tanınıyor. Bilinen ilk müşteri şikâyeti olarak bilinen bu mektupta müşterilerinden biri kendisine kalitesiz bakır verildiğinden bahsediyor. Bu uzun sayılabilecek bir şikayet mektubu. İnternette ünlü olmasının nedeni ise Ea-naşir’in ilk dolandırıcı olarak nitelenmesi.

Ben bu kitapta Ea-naşir’in nasıl bir hayatı olduğuna ve günlük hayatının nasıl olduğuna odaklandım. Mesela o dönem bölgede güç dengelerinin değiştiği ve çatışmaların çok arttığı bir dönemdi. Devletler arası ticaret çok zorluydu ve yollarda ticari mallar gasp edilebiliyordu. Ea-naşir de sarayla ilişkili büyük bir tüccardı. Yani sadece bir kişiye göndereceği az miktarda bakırda sahtecilik yapmasını gerektirecek bir durumu yoktu. Evinde bu ünlü mektuptan çok daha fazlası vardı. Belki de kendini mahkemede savunabilmek için başka şikayet mektuplarını da saklıyordu. Çivi yazısıyla yazılmış bu tabletlerin içeriği de oldukça ilginç. Ayrıca bir nedenden dolayı evini bölmek zorunda kalmıştı. Belki de gerçekten işleri kötü gidiyordu. Sanırım Ea-naşir’in günlük hayatı ve sakladığı tabletlerin içerikleri en çok ilgi gören bilgilerden biri.

Anadolu coğrafyasında arkeolojiye ilişkin doğru bildiğimiz en büyük yanlış ne?

En büyük yanlışlardan biri, arkeolojinin “kazmak ve eser bulmak” olduğunu sanmamız. Oysa modern arkeolojide kazı, bir yıkımdır. Çünkü bir yeri bir kez kazdığınızda, o katmanı bir daha asla o haliyle göremezsiniz. Bu yüzden arkeologlar acil bir tehdit yoksa çoğu şeyi bilinçli olarak toprağın altında, gelecek kuşakların daha iyi tekniklerine bırakır. Yani “Neden şurayı hemen kazmıyoruz” diye düşündüğümüz çoğu yer, aslında korunduğu için kazılmıyor.

Anadolu, dünyanın en zengin arkeolojik coğrafyalarından biri. Ancak buranın değeri, ne kadar çok kazıp eser çıkarttığımızla değil, ne kadar doğru koruyup anlattığımızda yatıyor. Eserlerin, yapıların hikâyeleri önemli ve asıl amacımız geçmişte yaşamış insanların hikâyelerini, kültürlerini anlamak. Popüler bilim alanında yazılmış arkeoloji kitapları dilimize genellikle yabancı dillerden çevrildiği için Anadolu'nun yeri genellikle es geçiliyor. Oysa Anadolu’da gerçekleşen o kadar fazla önemli ve ilginç hikâye var ki bunları birçok kişinin daha önce duymadığını tahmin ediyorum. Bu kitapta en ilginç bulduğum anekdotlara sık sık yer verdim ve insanları şaşırtacağını umuyorum.

Bu kitabı bitiren bir okurun arkeolojik sit alanlarına ya da müzelere bakışı değişebilir mi?

Ben değişeceğine inanıyorum. Bu kitabı okuyan bir kişi, bir ören yerine ya da müzeye girdiğinde, bir esere baktığında, artık sadece o eserin estetik güzelliğiyle ile tatmin olmayacak. O eserin arkasındaki hikâyeyi merak edecek. Müzelerdeki sadece eserin adını ve tarihini yazan tabelalardan daha fazlasını talep edecek.

Bunu talep edecek kişi sayısı arttıkça müzeler de bu talebe karşılık vermek isteyecek. Çıplak Aphrodite heykeli gördüğünde, bunun o dönemde insanları nasıl etkilediğini bilecek, onun hakkında ne dedikodular anlatıldığını bilecek. Antik dünyanın yedi harikasından biri olan Efes’teki Artemis Tapınağı’nı ziyaret ettiğinde sadece kalıntılara bakıp geçemeyecek, bir çılgının şan şöhret uğruna bu tapınağı nasıl yaktığını bilecek. Tanrıçanın kendi tapınağının yanmasına izin vermesinin, Büyük İskender’in doğumuyla ilgilenmesi yüzünden olduğuna dair dedikoduları bilecek.

Okumaya devam et

Pusholder

Senin gündemin

Okuma seçenekleri

Push AIÖzet

PusholderKaynakta oku
cumhuriyet.com.tr