Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Muharrem Ekşi, Türkiye’nin insani diplomasi odaklı dış politika yaklaşımını ve küresel krizlerde üstlendiği rolü AA Analiz için kaleme aldı.
İnsani diplomasi, mazlum ve mağdurlara, insancıl hukuk çerçevesinde temel haklarını korumaya yönelik yardım sunma şeklinde tanımlanır ve Türk devlet geleneğinde Osmanlı Devleti döneminden itibaren varlığını sürdürmektedir. Türkiye, insani yardım diplomasisini 1868'de kurulan Türk Kızılay ile küresel düzeyde uygulamaya devam ediyor. 2020'de insani duruşu dış politikasının temel ilkesi olarak belirleyen Türkiye, uluslararası yardım endekslerinde ilk sıralara yükselerek dünyanın donör-bağışçı ülkesi olarak kabul edilmektedir.
Kriz çağında insani yardım diplomasisinin önemi artmıştır. Bu diplomasi türü, savaş, doğal afet, salgın, açlık ve yoksulluk gibi kriz durumlarında mazlumlara yardım ulaştırmak amacıyla uygulanmaktadır. İç savaş ve çatışma durumlarında ise barış diplomasisi olarak öne çıkmakta, duygusal bağlar ve dostluk köprüleri kurmaktadır. Artık günümüzde insani diplomasi, sürekli bir diplomasi türüne dönüşmüştür.
Türkiye, insani diplomasi uygulayarak uluslararası toplumda akıl ve gönülleri kazanmakta, yumuşak güç imajını yükseltmektedir. Libya, Suriye ve Gazze gibi kriz bölgelerinde arabuluculuk talepleri Türkiye’nin insani yardım diplomasisinin bir tezahürü olarak öne çıkmaktadır. Türkiye, BM’nin yardım ulaştırmada yetersiz kaldığı durumlarda, kendi insani yardım faaliyetleri ile ön plana çıkmaktadır. Gazze'de yürütülen insani diplomasi, Türkiye’nin uluslararası toplumda barış aktörü olarak rol almasını sağlamaktadır.
Sonuç olarak, Türkiye, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın "Nerede bir zulüm varsa mazlumun yanında, zalimin karşısında dimdik duruyoruz" ifadesi çerçevesinde, Libya’dan Suriye'ye, Somali'den Sudan'a kadar çok katmanlı bir dış politika izlemekte ve insani diplomasi ile küresel barışa katkı sağlamaktadır.





