Euronews Türkçe
Haber akışına dön

Türkiye'nin Mısır'a Doğu Akdeniz'de Sunduğu Teklif, Atina'yı Kızdırdı

Türkiye'nin Mısır'a Doğu Akdeniz'de Sunduğu Teklif, Atina'yı Kızdırdı

Libya Temsilciler Meclisi, Türkiye ile 2019'da imzalanan Deniz Yetki Alanlarının Sınırlandırılması Anlaşması'nı 20 Ekim'de onaylamıştı. Doğu Akdeniz'in en önemli güçlerinden olan Mısır'da bu olay tepkiyle karşılanmıştı.

Çarşamba günü Milli Savunma Bakanlığı Basın ve Halkla İlişkiler Müşavirliği tarafından gerçekleştirilen Haftalık Basın Bilgilendirme Toplantısı'nda Türkiye, Mısır'a bir anlaşma teklifi sundu.

Toplantının ardından Kahire yönetimine çağrı yapan MSB yetkilileri, "Mısır ile de karşılıklı menfaatler doğrultusunda deniz yetki alanlarının sınırlandırılmasına ilişkin anlaşma imzalamaya hazır olduğumuzu bir kez daha vurguluyoruz," dedi.

MSB yetkilileri, Mısır'ın Yunanistan yerine Türkiye ile anlaşması durumunda 15 bin kilometrekareden daha fazla deniz yetki alanına sahip olacağını vurguladı:

"Mısır’ın ülkemizle böyle bir anlaşma imzalaması halinde, Yunanistan ile yapabileceği muhtemel bir anlaşmaya kıyasla 15 bin kilometrekareden daha fazla deniz yetki alanına sahip olacağı değerlendirilmektedir. Ülkemiz, Doğu Akdeniz’deki meşru hak ve menfaatlerini uluslararası hukuk çerçevesinde korumaya devam edecektir."

Abdulati-Fidan görüşmesinde de gündeme gelmişti

Libya Temsilciler Meclisi'nin anlaşmayı onaylamasına en sert tepki veren ülkeler arasında Yunanistan, İsrail ve Mısır yer alıyor. Mısır, Türkiye-Libya anlaşmasını "egemenlik haklarının ihlali" şeklinde değerlendirmişti.

Türkiye ise son günlerde özellikle Mısır'ın anlaşmaya karşı tepkisini yumuşatmaya yönelik hamleler yapıyor. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'ın 23 Ekim'de İstanbul'da yapılan R4 (bölgesel dörtlü) toplantısı kapsamında Mısır Dışişleri Bakanı Bedir Abdulati ile yaptığı ikili görüşmede de bu konunun gündeme geldiği bildirilmişti.

Abdulati, Fidan ile yaptığı görüşmede, Mısır'ın Türkiye-Libya anlaşmasını kategorik olarak reddettiğini dile getirmişti.

Fidan ise Mısır'ın kaygılarını anlayışla karşıladıklarını ve bunların giderilmesi için görüşmelerin süreceğini söylemişti.

MSB'nin çarşamba günkü açıklamaları da bakanların görüşmesinden yaklaşık bir hafta sonra gelmiş oldu.

Yunanistan Dışişleri Bakanı'ndan tepki

Diğer yandan, Türkiye'nin Mısır'a sunduğu teklif, Yunanistan'ın tepkisini çekti.

Yunanistan Dışişleri Bakanı Giorgos Gerapetritis, New York'ta Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri António Guterres ile yaptığı görüşmenin ardından yaptığı açıklamada, Türkiye'nin teklifine değinerek, "deniz bölgelerinin ihale konusu olamayacağını" söyledi.

Yunan medya kuruluşu Protothema'nın haberine göre, Gerapetritis şu ifadeleri kullandı:

“Komşu denizci devletler arasındaki ilişkileri düzenleyen kurallar vardır ve bu kurallara saygı gösterilmelidir. Uluslararası denizcilik hukuku kurallarının, Birleşmiş Milletler üyesi devletlerin çoğunun taraf olduğu kurallar olması tesadüf değildir. Bu kurallara saygı, barış ve refah için vazgeçilmez bir koşuldur.”

Yunan Bakan ayrıca, "Mısır ile sahip olduğumuz ve her alanda gelişmekte olan stratejik, kardeşçe ilişkiyi vurgulamak isterim," dedi.

Doğu Akdeniz'de güç mücadelesi

Doğu Akdeniz, son yıllarda dünyanın en karmaşık jeopolitik rekabet alanlarından birine dönüştü. Türkiye, Yunanistan, Mısır ve İsrail arasındaki mücadelenin merkezinde doğalgaz yatakları, deniz yetki alanları, enerji nakil hatları, askeri güvenlik ve bölgesel nüfuz gibi konular var.

O tartışma başlıklarını şöyle özetlemek mümkün:

Deniz yetki alanları

Doğu Akdeniz'de deniz sınırlarının nasıl çizileceği, hangi ülkelerin enerji ve ticaret güzergâhlarını kontrol edeceği ve gelecekteki bölgesel düzenin kimler tarafından şekillendirileceği en önemli tartışma başlıklarından biri.

Anlaşmazlığın merkezinde "münhasır ekonomik bölge" (MEB) ve "kıta sahanlığı" kavramları var.

MEB, bir kıyı devletinin deniz kaynaklarının araştırılması, işletilmesi ve korunması konusunda belirli egemen haklara sahip olduğu deniz alanına deniyor. Genel kabule göre, bu alan, kıyıdan 200 deniz miline kadar uzanabilir. Ancak Doğu Akdeniz'de kıyılar birbirine yakın olduğundan ülkelerin hak iddia ettiği alanlar çakışıyor.

Kıta sahanlığı ise esasen deniz tabanı ve toprak altındaki kaynaklarla ilgili. Bu da deniz tabanına döşenecek kabloların, boru hatlarının ve sondaj faaliyetlerinin hukuki durumunu ilgilendiriyor.

Yunanistan; Girit, Rodos ve Meis gibi adaların da kıta sahanlığı ve MEB hakları olduğunu, bu hakların uluslararası deniz hukukuna göre dikkate alınması gerektiğini savunuyor.

Türkiye ise özellikle Anadolu kıyılarına çok yakın konumda bulunan Yunan adalarına geniş etki tanınmasının hakkaniyete aykırı olduğunu söylüyor.

Örneğin Meis, Türkiye kıyılarına yaklaşık iki kilometre mesafede bulunan küçük bir Yunan adası. Atina bu adanın deniz yetki alanı haklarının dikkate alınmasını isterken Ankara, adanın konumuna kıyasla orantısız bir deniz alanı yaratmasına karşı çıkıyor.

1982 Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi'nin 121. maddesi, belirli istisnalar dışında adaların da deniz yetki alanları oluşturabileceğini öngörüyor. Yunanistan bu sözleşmenin imzacısı. Türkiye ise sözleşmeye taraf değil. Bu durum, tarafların hukuki yaklaşımları arasındaki ayrışmayı daha da belirginleştiriyor.

Türkiye-Libya ve Yunanistan-Mısır anlaşmaları

2019'da Türkiye, Libya'nın Trablus merkezli hükümetiyle deniz yetki alanlarını sınırlandıran bir mutabakat imzalamıştı. Anlaşma, Girit ve diğer Yunan adalarına Ankara'nın kabul etmediği ölçüde deniz yetki alanı tanınmasını dışlayan bir sınır çizgisi öngörüyor. Libya'nın ekim ayında onaylamaya karar verdiği anlaşma da bu.

Ancak 2020'de Atina ve Kahire de kısmi bir deniz yetki alanı sınırlandırma anlaşması imzalamıştı.. Bu anlaşmada Yunan adalarının etkisi dikkate alınıyor ve Türkiye-Libya mutabakatıyla çakışan hak iddiaları ortaya çıkıyor. Üstelik Yunanistan, 22 Ekim'de, Mısır'la mevcut deniz yetki alanı anlaşmasını Kıbrıs yönünde doğuya genişletmeyi görüştüklerini açıkladı.

Kıbrıs sorunu

Ayrıca analistlere göre, Kıbrıs sorunu çözülmeden Doğu Akdeniz'deki deniz yetki alanı ihtilaflarının tamamını çözmek epey güç. Zira Türkiye, Kıbrıslı Türklerin deniz kaynakları üzerindeki haklarını savunurken, Güney Kıbrıs Yönetimi adanın uluslararası alanda tanınan hükümeti olarak hareket etmeyi sürdürüyor.

Doğalgaz kaynaklarının kontrolü

2009'dan itibaren İsrail açıklarında Tamar ve Leviathan, 2011'de Kıbrıs açıklarında Afrodit, 2015'te Mısır açıklarında Zohr gibi önemli doğalgaz sahaları keşfedildi. Türkiye de Doğu Akdeniz'de KKTC ile ortak çalışmalar arama çalışmaları yürütüyor.

Bu noktada İsrail, Tamar ve Leviathan gibi sahalardan gaz üretmek, ihracatı artırmak ve yeni pazarlara erişmek isterken, Mısır da kendi gazını üretmeyi, İsrail ve ileride Kıbrıs gazını işleyerek LNG merkezi olmayı hedefliyor. ABD Enerji Enformasyon İdaresi'nin (EIA) değerlendirmesine göre Mısır, bölgedeki mevcut LNG ihracat altyapısına sahip tek ülke. İsrail'in ürettiği gazın bir bölümü Mısır'a boru hatlarıyla taşınıyor.

Yunanistan da Doğu Akdeniz kaynaklarının Avrupa'ya taşınmasında enerji geçiş ülkesi olmayı hedeflerken, Türkiye ise kendi deniz yetki alanlarında arama yapmak, enerji ithalatını azaltmak ve enerji transit merkezi konumunu güçlendirmek istiyor.

Öte yandan, Türkiye, EastMed doğal gaz boru hattı gibi projeler nedeniyle dışarıda kalmaktan endişeli. 2020'de İsrail, Yunanistan ve Güney Kıbrıs; İsrail ve Kıbrıs açıklarındaki gazı Yunanistan üzerinden Avrupa'ya taşıyacak EastMed boru hattı için hükümetler arası anlaşma imzalamıştı. Ancak yüksek maliyet ve ihtilaflı deniz yetki alanları konusu, projenin hayata geçirilmesi önünde büyük engel teşkil ediyor.

Deniz altından elektrik geçişi

"Great Sea Interconnector" projesi de Türkiye'yi ilgilendiren bir diğer tartışma konusu. Deniz altından elektrik taşıyacak bağlantı projesi, ilk aşamada Yunanistan ile Kıbrıs'ı, daha sonraki aşamada ise İsrail'i birbirine bağlamayı hedefliyor.

Avrupa Komisyonu projeyi stratejik öncelik olarak görüyor. Ancak Türkiye, güzergâhın kendi kıta sahanlığından geçtiğini savunuyor. Yunanistan ise araştırmalar için Türkiye'den izin alınması gerektiği görüşünü kabul etmiyor.

İsrail-Türkiye rekabetiEnerjinin ötesinde bölgesel nüfuz mücadelesi de bölgedeki anlaşmazlıklarla etkili.

Nitekim İsrail ve Türkiye arasında doğrudan deniz yetki alanlarının sınırlandırılmasından kaynaklanan temel bir ihtilaf yok. Yine de İsrail'in Güney Kıbrıs ve Yunanistan'la geliştirdiği enerji ve savunma ilişkileri Türkiye'nin bölgesel konumunu etkiliyor.

Ayrıca Gazze ve Suriye konularındaki ciddi siyasi anlaşmazlıklar, bölgesel liderlik tartışmaları Doğu Akdeniz'deki rekabeti de derinleştiriyor.

Mısır'ın konumu: Türkiye'nin rakibi mi, ortağı mı?

Mısır, Doğu Akdeniz'deki en dikkat çekici diplomatik dengeyi kurmaya çalışan ülkelerden biri.

Kahire'nin Yunanistan ve İsrail'le enerji işbirliği bulunuyor. Ancak Türkiye'yle de son yıllarda kapsamlı bir normalleşme süreci yürütüyor.

2019'da Kahire'de Doğu Akdeniz Gaz Forumu (EMGF) kurulmuştu. Forumun amaçları arasında doğal gaz altyapısını geliştirmek, üretici ve tüketici ülkeler arasında işbirliği sağlamak ve yatırımları teşvik etmek yer alıyor. Üyeler arasında Mısır, İsrail, Yunanistan, Güney Kıbrıs, İtalya, Ürdün, Filistin ve Fransa var. Türkiye ise üye değil.

Türkiye'nin forum dışında kalması, Ankara'nın deniz yetki alanı anlaşmazlıklarıyla bağlantılı daha geniş bir diplomatik ayrışmayı yansıtıyor. Öte yandan, forumun kendi başına deniz sınırlarını belirleme veya büyük enerji projelerini hayata geçirme yetkisi yok.

Okumaya devam et

Pusholder

Senin gündemin

Okuma seçenekleri

Push AIÖzet

PusholderKaynakta oku
tr.euronews.com