İsrail’in Gazze’ye yönelik işgal ve katliamıyla başlayan yeni Orta Doğu denkleminde, Suriye ve Doğu Akdeniz özelinde yüksek gerilim yaşanıyor. İsrail, Yunanistan ve Kıbrıs Rum Kesimi arasındaki üçlü ittifak, Türkiye’yi hedef alan kapsamlı bir kuşatma stratejisini görünür kılarken; analistler, ABD ve İsrail bloğunun Türkiye’yi devre dışı bırakan bir enerji hattı inşa etmek istediğine dikkat çekiyor. İsrail’in terör örgütü SDG ve siyasi kanadı PYD/YPG ile bağını daha açık biçimde güçlendirmesi; PYD’nin elebaşılarından Salih Müslim’in “silahları bırakmayacaklarını” söylemesiyle birleşince, Türkiye’ye dönük terör tehdidinin sahadaki en somut göstergelerinden biri olarak değerlendiriliyor.
STRATEJİK KALDIRAÇ
Stratejistler, son haftalarda Suriye Ordusu’nun Halep’te terör örgütü SDG kontrolündeki mahallelere giden yolları kapatarak kuşatmayı sıkılaştırmasını, Şam’ın SDG üzerindeki baskıyı artırma hamlesi olarak yorumluyor. Suriye’deki gerilimin bir benzeri Doğu Akdeniz’de de yaşanıyor. Stratejistlere göre İsrail’in "Akdeniz'deki Davut Koridoru” olarak adlandırılabilecek planının kalbi tam da burada atıyor. Tamar, Leviathan ve Karish gibi dev açık deniz doğal gaz sahalarının keşfi, bölgeyi küresel enerji jeopolitiğinin merkezine taşırken İsrail, bu kaynakları yalnızca ekonomik bir rant değil, aynı zamanda stratejik bir kaldıraç olarak görüyor.
Prof. Dr. Köni: "Yunanistan-İsrail-GKRY üçlüsünün attığı adımlar bağımsız gibi görünse de, arka planda ABD, Fransa ve İngiltere'nin doğrudan etkisi var."
MISIR'IN HAMLESİ
Analizlerde İsrail ile Mısır arasında imzalanan 35 milyar dolarlık doğal gaz anlaşmasına da dikkat çekiliyor. İsrail basınında yer alan haberlere göre anlaşma, ABD Başkanı Donald Trump’ın “arabuluculuğuyla” imzalanırken, Siyonist rejimin Mısır üzerinden küresel pazara açılacağı da öne sürülüyor. Uluslararası İlişkiler Uzmanı Prof. Dr. Hasan Köni, son gelişmeler ışığında yaptığı değerlendirmede, “İsrail’in hedefi, gazı Avrupa’ya taşıyarak kıtanın enerji güvenliğinde kilit bir tedarikçi haline gelmek ve böylece jeopolitik önemini ve ittifaklarını güçlendirmek. Ancak kritik soru şu: Gaz Avrupa’ya hangi güzergahtan ulaşacak? Önerilen EastMed boru hattı projesi şu an teknik ve ekonomik zorluklar nedeniyle askıda" dedi.
KİM ÜSTLENECEK?
"Asıl LNG terminali Mısır’da. İsrail, gazı Mısır üzerinden göndermeyi planlıyor" ifadesini de kullanan Prof. Dr. Köni, şunları söyledi: "En ucuz güzergah ise Türkiye’den geçen hatta bağlanmak; ancak şu an ilişkiler iyi değil. Bu nedenle öne çıkan ana hat; Hindistan’dan başlayıp Arap Yarımadası, Ürdün, İsrail üzerinden Kıbrıs’a, oradan da Yunanistan’a uzanan koridor. Ancak bu hatların en büyük açmazı finansman. Bu kadar maliyetli projelerin parası nereden bulunacak, kim hangi şartla bu yükü üstlenecek?
ALTYAPI AVANTAJIMIZ VAR
Öte yandan Ankara ise Doğu Akdeniz gazının Türkiye üzerinden Avrupa’ya taşınmasının, en güvenli, istikrarlı ve ekonomik rota olduğunu savunmaya devam ediyor. Türkiye’nin halihazırda Rusya, Azerbaycan ve potansiyel olarak Doğu Akdeniz kaynaklarından gelen gazları entegre edebilecek gelişmiş boru hatları TANAP, TürkAkım ve LNG altyapısı bulunuyor.
ÇOK KUTUPLU STRATEJİ
Uluslararası İlişkiler Uzmanı Umur Tugay Yücel, çok katmanlı denkleme dikkat çekerken, “Türkiye, Batı ile ilişkileri tamamen koparmadan; Rusya, Çin, Körfez ülkeleri ve Afrika ülkeleriyle ilişkilerini geliştirerek çok kutuplu bir denge politikası izlemeli. Doğu Akdeniz’deki mücadelenin merkezinde artık sadece diplomasi veya enerji değil; bölgenin gelecek on yıllardaki güç dengesi ve kimin bölgesel bir merkez olarak yükseleceği meselesi yatıyor” değerlendirmesinde bulunuyor.
İsrail Başbakanı Netanyahu’nun Yunanistan ve Rum Kesimi liderleriyle yaptığı zirve sonrasında sarf ettiği sözler planlanan karanlık stratejinin Türkiye’ye yönelik meydan okuma boyutunu açık biçimde ortaya koydu.
GÜVEN SORUNU
Suriye ve Doğu Akdeniz özelindeki son gelişmelere ilişkin en sert uyarılardan biri ise Uluslararası İlişkiler Uzmanı Prof. Dr. Hasan Ünal’dan geldi. Prof. Dr. Ünal, Türkiye’nin geçmiş yıllardaki Suriye politikasında yanlış bir strateji izlediğine değinirken, "Türkiye açısından en kritik başlık Fırat’ın doğusundaki terör örgütü PKK/PYD varlığının tasfiyesi meselesi. Gelinen noktada adeta Suriye’den kovduğumuz Rusya ve hatta İran’ı bile geri getirmeye çalışıyoruz ama görünen o ki her iki ülke ile de aramızda güven sorunu var. Ahmet El Şara’ya ne kadar güvenebileceğimiz ise epeyce tartışmaya açık" diyor.




