Türkiye ekonomisine ilişkin göstergeler, büyümenin yönüne dair daha karmaşık bir tablo ortaya koyuyor. Üretimdeki daralma hız keserken tüketim tarafında yıllık artış korunuyor; ancak aylık veriler ekonomik aktivitenin ivme kazanmakta zorlandığını gösteriyor. Buna karşılık dış ticaret açığındaki gerileme, ağırlıklı olarak ithalattaki düşüşten kaynaklanıyor. Eylül ayına ait güven göstergelerinde görülen iyileşme de henüz üretim cephesinde aynı ölçüde karşılık bulmuş değil.
Türkiye Ekonomisinde Toparlanma Sinyalleri Zayıf Kaldı

Bu nedenle son veriler, ekonomide bir kırılmadan çok zayıf ve dalgalı bir toparlanma arayışına işaret ediyor. Üretimin yeniden hız kazanması, iç talebin sürdürülebilir biçimde güçlenmesi ve güven artışının reel ekonomiye yansıması, önümüzdeki dönemin temel belirleyicileri olacak.
Sanayi üretiminde daralma hız kesti
Sanayi üretim endeksi temmuz ayında yıllık bazda yüzde 0,3 geriledi. Haziran ayında yüzde 1,3 olan yıllık daralmanın temmuzda yüzde 0,3'e inmesi, üretimdeki negatif seyrin hız kestiğine işaret etti. Bununla birlikte sanayi üretiminin hâlâ yıllık bazda negatif bölgede bulunması, üretim cephesinde güçlü bir genişlemenin başlamadığını gösteriyor.
Üretimdeki temkinli görünümde finansman koşulları da belirleyici unsurlardan biri olarak öne çıkıyor. Yüksek faiz oranları, işletmelerin yatırım ve işletme sermayesi maliyetlerini artırırken yeni kapasite oluşturma kararlarının daha ihtiyatlı alınmasına neden olabiliyor. Bu durum, sanayi üretimindeki toparlanmanın neden daha kademeli bir görünüm sergilediğine ilişkin önemli bir çerçeve sunuyor.
Endeksin son bir yıllık hareketi de üretimdeki dalgalı görünümü ortaya koyuyor. Temmuz 2025'te yıllık değişim yüzde 4,9 seviyesindeyken ağustosta yüzde 7'nin üzerine çıkan üretim artışı, yılın son aylarından itibaren belirgin biçimde yavaşladı. Aralık 2025'te ve Ocak 2026'da yıllık değişim yeniden negatif bölgeye inerken, nisan ayında yüzde 6'nın üzerine çıkan artışın ardından mayısta sıfıra yaklaşan, haziranda ise yüzde 1,3'lük daralmaya dönen bir seyir görüldü. Temmuzdaki yüzde 0,3'lük gerileme bu dalgalı yapının devam ettiğini ortaya koyuyor.
Dolayısıyla temmuz verisi, sanayi üretimindeki düşüşün derinleşmediğini ancak üretim tarafında henüz istikrarlı bir yükseliş eğilimi oluşmadığını gösteriyor. Özellikle yılın ilk yarısında görülen aylık değişkenlik, üretimin ekonomik aktiviteye güçlü ve sürekli bir katkı sağladığını söylemeyi zorlaştırıyor.
Perakende satışlarda artış var, ancak ivme zayıflıyor
İç talebin önemli göstergelerinden perakende satışlarda da temmuz ayında daha sınırlı bir hareket görüldü. Perakende satış hacmi temmuzda aylık bazda yüzde 0,2 arttı. Bu oran, son bir yılın en düşük aylık artışı olarak öne çıkıyor.
Buna karşın yıllık değişim yüzde 10,4 seviyesinde bulunuyor. Böylece perakende satışlarda yıllık bazda artış devam ederken aylık hareketin oldukça sınırlı kalması, tüketim tarafındaki büyümenin hız kaybettiğini gösteriyor. Başka bir ifadeyle, geçen yılın aynı dönemine kıyasla satış hacmindeki yükseliş korunurken, bir önceki aya göre hareket alanı oldukça daralmış durumda.
Bu ayrışma ekonomik görünüm açısından önemli. Yıllık verinin pozitif olması iç talebin tamamen ortadan kalkmadığını gösterirken, aylık artışın yüzde 0,2'ye kadar gerilemesi tüketim ivmesinin temmuz ayında zayıf kaldığına işaret ediyor. Sanayi üretiminin yıllık bazda negatif olmasıyla birlikte değerlendirildiğinde hem üretim hem de perakende tarafında ekonominin daha sınırlı bir tempoda ilerlediği görülüyor.
Tüketim tarafındaki bu temkinli görünümde hanehalkının geleceğe ilişkin ekonomik beklentileri ve belirsizlikler de etkili oluyor. Gelir ve harcama kararlarına ilişkin belirsizliğin yüksek olduğu dönemlerde tüketicilerin özellikle ertelenebilir harcamalarda daha ihtiyatlı davranması, aylık satış ivmesinin sınırlı kalmasına yol açabiliyor.
Dış ticaret açığında aylık gerileme
Temmuz ayının bir diğer önemli gelişmesi dış ticaret tarafında yaşandı. İhracat 25,6 milyar dolar, ithalat ise 33 milyar dolar olarak gerçekleşti. Böylece dış ticaret açığı 7,3 milyar dolar oldu.
Haziran ayında ihracat 24,9 milyar dolar, ithalat 35,3 milyar dolar ve dış ticaret açığı 10,4 milyar dolar seviyesindeydi. Buna göre temmuzda ihracat aylık bazda 0,7 milyar dolar artarken, ithalat 2,3 milyar dolar geriledi. İki kalemdeki bu hareket sonucunda dış ticaret açığı bir ayda 3,1 milyar dolar azaldı.
Grafikteki seyir, dış ticaret açığının 2026'nın ilk yarısında yüksek seviyelerde seyrettiğini de gösteriyor. Ocak ayında 8,4 milyar dolar olan açık şubatta 9,1 milyar dolara, martta 11,2 milyar dolara yükseldi. Nisanda 8,5 milyar dolara gerileyen açık mayısta 5,7 milyar dolara kadar inse de haziranda yeniden 10,4 milyar dolara çıktı. Temmuzdaki 7,3 milyar dolarlık açık, hazirana göre daha düşük bir seviyeye işaret ediyor.
Ancak temmuzdaki iyileşmenin temelinde ihracattaki güçlü bir sıçramadan çok ithalatın gerilemesi bulunuyor. İhracatın 24,9 milyar dolardan 25,6 milyar dolara yükselmesine karşılık ithalatın 35,3 milyar dolardan 33,0 milyar dolara inmesi, açığın daralmasında ithalat tarafındaki değişimin daha belirleyici olduğunu gösteriyor.
İhracat tarafındaki görünüm değerlendirilirken küresel ekonomik aktivitenin seyri de önem taşıyor. Başlıca ticaret ortaklarında büyüme hızının zayıflaması, jeopolitik gelişmeler ve küresel ticaretteki belirsizlikler dış talebin seyrini etkileyebiliyor. Bu nedenle ihracattaki aylık artışın kalıcı bir eğilime dönüşüp dönüşmeyeceğinde yalnızca yurt içindeki üretim kapasitesi değil, dış pazarlardaki talep koşulları da belirleyici olacak.
Güven artıyor, kapasite kullanımı ise sınırlı hareket ediyor
Eylül ayına ilişkin göstergeler, ekonomide toparlanma beklentilerinin güçlendiğini ancak bunun üretim tarafında henüz belirgin bir ivmeye dönüşmediğini gösteriyor. Tüketici güven endeksi eylülde 91,9 seviyesine yükselerek son iki yılın en yüksek düzeyine çıktı. Endeks, Eylül 2024'te 78,2, Eylül 2025'te 83,9 seviyesindeyken Ağustos 2026'da 90,8 olmuştu. Böylece tüketici güveninde iki yıllık dönemde belirgin bir yükseliş yaşanırken, son bir ayda da artış devam etti.
Tüketici güvenindeki yükseliş, ekonomiye ilişkin beklentilerin önceki dönemlere kıyasla daha olumlu bir noktaya geldiğini gösterirken, üretim tarafındaki kapasite kullanım oranı daha sınırlı bir tablo ortaya koyuyor. Mevsimsel etkilerden arındırılmış kapasite kullanım oranı yüzde 74 civarında seyrediyor. 2024 ve 2025 dönemlerinde ağırlıklı olarak yüzde 75-78 bandında hareket eden kapasite kullanımının 2026 boyunca daha düşük bir bantta kalması, imalat sanayisinde mevcut kapasitenin hâlâ tam olarak devreye girmediğini gösteriyor.
Bununla birlikte eylül ayında kapasite kullanımında önceki aya göre sınırlı bir yükseliş görülmesi, üretim tarafında aşağı yönlü seyrin bir miktar dengelendiğine işaret ediyor. Ancak hareketin büyüklüğü, tek başına güçlü bir üretim ivmesinden söz etmek için yeterli görünmüyor. Tüketici güveninin 91,9'a yükselmesine karşın kapasite kullanımının yüzde 74 civarında kalması, beklentilerdeki iyileşmenin üretim kapasitesine henüz aynı ölçüde yansımadığını ortaya koyuyor.
Bu ayrışma, ekonomide toparlanma beklentilerinin reel aktivitedeki iyileşmenin önüne geçtiğini gösteriyor. Güven göstergelerindeki yükselişin üretim ve tüketime yansıması için ise daha kalıcı bir talep artışının oluşması gerekiyor.
Bu nedenle eylül göstergeleri, temmuz ayındaki sanayi üretimi ve perakende satış verilerinde görülen temkinli görünümün üzerine sınırlı bir güven artışı ekliyor. Tüketici tarafında güven yükselirken imalat sanayisinde kapasite kullanımı yatay ve düşük bir bantta seyrediyor. Dolayısıyla ekonomide toparlanma yönünde sinyaller güçlense de güven artışının üretim ve talepte kalıcı bir ivmeye dönüşüp dönüşmediği henüz netleşmiş değil.
Rezervlerdeki gerileme sürüyor
Ekonominin finansal görünümüne ilişkin göstergelerden biri olan TCMB rezervlerinde ise son dönemde aşağı yönlü hareket öne çıkıyor. Verilere göre brüt rezervler 2025 yılının ilk aylarında 200 milyar dolar seviyesine yaklaşırken, yıl içinde yükselerek 2026'nın ilk çeyreğinde 218,2 milyar dolara kadar çıktı. Bu seviyenin ardından rezervlerde belirgin bir gerileme yaşandı ve 4 Eylül itibarıyla brüt rezervler 184,2 milyar dolara indi. Böylece yıl içindeki zirve seviyeye kıyasla yaklaşık 34 milyar dolarlık bir düşüş gerçekleşti.
Rezervlerdeki hareket yalnızca brüt rezerv tarafında değil, swap hariç net rezerv göstergesinde de dikkat çekiyor. Grafikte 2025 boyunca dalgalı bir seyir izleyen swap hariç net rezerv, 2026'nın ilk aylarında yükselmesine karşın mart sonrasında gerileme eğilimine girdi. Mayıs ayında brüt rezervlerin 174,5 milyar dolar seviyesine kadar gerilemesinin ardından yaz aylarında yeniden yükseliş görülse de eylül başında brüt rezervlerin 184,2 milyar dolara çekilmesi, rezerv birikiminin kalıcı bir yükseliş eğilimine dönüşmediğini gösteriyor.
Bu tablo, reel ekonomi göstergelerindeki temkinli görünümün finansal tarafta da karşılığının bulunduğunu ortaya koyuyor. Sanayi üretimindeki daralmanın sürmesi, perakende satışlardaki aylık artışın sınırlı kalması ve kapasite kullanımının yüzde 74 civarında seyretmesinin yanında, TCMB rezervlerinin yıl içindeki zirvesinden gerilemesi ekonomideki toparlanmanın henüz güçlü ve istikrarlı bir zemine oturmadığını gösteren göstergelerden biri olarak öne çıkıyor.
Rezervlerdeki hareketin arkasında yalnızca yurt içi gelişmeler değil, küresel finansal koşullar da bulunuyor. Döviz piyasasındaki hareketler, sermaye giriş ve çıkışları, dış borç ödemeleri ve küresel risk iştahındaki değişimler rezervlerin seyrini etkileyebiliyor. Jeopolitik gelişmeler ve uluslararası piyasalardaki oynaklık da döviz likiditesi üzerinde baskı oluşturabilirken, bu nedenle rezervlerdeki değişimin iç ve dış finansal koşullarla birlikte değerlendirilmesi gerekiyor.
Son veriler, ekonomide hareketliliğin sürdüğünü ancak üretim ve talep tarafında güçlü bir ivmenin henüz oluşmadığını gösteriyor. Sanayi üretimindeki daralmanın hız kesmesine ve perakende satışların yıllık bazda artmasına rağmen aylık göstergeler toparlanmanın sınırlı kaldığına işaret ediyor. TCMB rezervlerinin yıl içindeki zirvesinden gerilemesi de finansal taraftaki görünümün yakından izlenmesini gerektiriyor.
Önümüzdeki dönemde toparlanmanın kalıcılığı, tüketici güvenindeki yükselişin üretim ve talep göstergelerine ne ölçüde yansıyacağıyla belirlenecek. Üretim ve talebin aynı yönde güçlenmesi, ekonominin daha güçlü ve sürdürülebilir bir toparlanma sürecine girmesi açısından belirleyici olacak.
Bu yazının başlığı yazardan bağımsız editoryal olarak hazırlanmıştır.




