Türkiye ile Irak arasında imzalanan bir yıllık petrol anlaşması, bölgede enerji ilişkilerinde yeni bir dönemin kapısını aralıyor. Irak ile ham petrol boru hattının etkin kullanımı için varılan anlaşma kapsamında, Kerkük-Ceyhan Boru Hattı üzerinden Türkiye’nin Akdeniz kıyısındaki Ceyhan terminaline günde en az 750 bin varil petrol gönderilmesi konusunda uzlaşıldı. Kapsamlı işbirliği kurulması halinde Irak’tan alınabilecek petrol miktarı 1 milyon varile ulaşabilecek.
Türkiye, Kerkük Petrolünde Yüzde 15 Pay Alıyor

Kerkük ve çevresindeki üretim sahalarındaki petrolü Ceyhan'a taşımak üzere inşa edilen Irak-Türkiye Ham Petrol Boru Hattı'nın ilk kısmı 1976’da devreye alındı. Türkiye sınırları içinde kalan bölümün mülkiyeti ve işletmesi BOTAŞ'a ait olan altyapı, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı verilerine göre yaklaşık 1000 km uzunluğunda stratejik bir enerji hattı özelliği taşıyor.
Yapılan anlaşma, mevcut hattın çok daha verimli bir şekilde çalıştırılabilmesi açısından büyük bir öneme sahip. Azerbaycan petrolüne halihazırda ev sahipliği yapan Ceyhan, farklı ülkelerin üretimlerini küresel piyasalara ulaştırdığı ana kilit noktalardan biri ve Irak petrolünün de düzenli akışla bu hatta dahil olması Türkiye’nin enerji hub’ı olma yolunda elini güçlendiriyor.
Türkiye'nin müzakere gücü artıyor
Türkiye ile Irak arasında imzalanan anlaşmanın, ikili ilişkilerde kronikleşmiş pürüzleri aşmanın ötesinde, küresel enerji jeopolitiğini kökten değiştiren stratejik kazanım olduğunu ifade eden Atlas Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyesi Şenay Yalçın, Hürmüz Boğazı'nda yaşanan bölgesel krizler ve Basra Körfezi'nde günlük yaklaşık 20 milyon varil petrolün sıkışma riskinin küresel piyasalarda güvenli karasal güzergahlara olan ihtiyacı arttırdığını belirtiyor.
“Irak-Türkiye Ham Petrol Boru Hattı’nın günlük 750 bin varillik kapasite güvencesiyle yeniden aktifleşmesi ve Ceyhan üzerinden günlük 1 milyon varil sevkiyatın hedeflenmesi, küresel arz güvenliği adına hayati öneme sahip” diyen Yalçın, hattın 1,5 milyon varil toplam kapasiteli çift hat altyapısıyla, Basra Körfezi'ndeki olası tıkanmalara karşı dünya pazarlarına en rasyonel kaçış koridoru sağladığını söylüyor. Yalçın bu durumun Türkiye’nin sadece fiziksel bir geçiş yolu olarak değil, Doğu ile Batı arasında fiyatlandırma ve ticaretin yönetildiği küresel bir enerji hub’ı olma stratejik hedefini perçinlediğini ifade ediyor.
Mersin Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölüm Başkanı Prof. Dr. Azime Telli’ye göre ise Ceyhan bu denklemde özel bir konumda bulunuyor. Kerkük petrolünün düzenli ve yüksek hacimli biçimde Ceyhan’a ulaşmasının; terminal, depolama, rafinaj ve deniz taşımacılığı kapasitesinin daha etkin kullanılmasını sağlayacağını söyleyen Telli, hattın güney Irak sahalarıyla bağlantısının güçlendirilmesi halinde yalnızca bir çıkış limanı değil, farklı kaynakların fiyatlandığı ve ticaretinin yönetildiği bölgesel bir enerji merkezine dönüşebileceğini vurguluyor.
Hacı Bayram Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Levent Ersin Orallı ise varılan anlaşma sonrasında güzergahın önemine dikkat çekerek, Irak petrolünün Basra Körfezi’nden deniz yoluyla taşımaya alternatif olarak Akdeniz’e ulaştırılmasının büyük öneme sahip olduğunu belirtiyor.
Türkiye açısından meselenin transit ülke olmak ile sınırlı olmadığını, Ceyhan, petrolün depolanabildiği, tankerlerle dünya pazarlarına sevk edilebildiği ve farklı piyasalara bağlanabildiği büyük bir enerji terminali haline gelebileceğini söyleyen Orallı, Irak petrolünün Ceyhan’a düzenli biçimde ulaşmasının, Türkiye’nin enerji lojistiği ve ticaret merkezi olma kapasitesini doğrudan güçlendirdiğini vurguluyor.
Kerkük petrolünde Türkiye imzası
Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Irak Başbakanı arasında imzalanan enerji işbirliği planının en önemli unsurunu ise Türkiye’nin resmi petrol şirketi TPAO’nun BP Energy Company of Kirkuk Limited (ECKL)’ın yüzde 15 hissesini devralacak olması oluşturuyor.
Anlaşma, TPAO’ya Kerkük geliştirme ve üretim sözleşmelerine erişim hakkı tanıyor. Son anlaşmaların tamamlanmasıyla, BP yüzde 43 hisseyle BP ECKL’nin işletmecisi olarak kalacak; ConocoPhillip yüzde 42, TPAO ise kalan yüzde 15 hisseye sahip olacak.
Irak’ın başlıca hidrokarbon üretim merkezlerinden Kerkük’teki Baba, Avanah, Bai Hassan, Jambur ve Khabbaz sahalarını kapsayan proje alanında ilk değerlendirmelere göre yaklaşık 3 milyar varil petrol eşdeğerinde hidrokarbon rezervi bulunduğu tahmin ediliyor. Türkiye bir süredir Kerkük’teki yukarı akış (upstream) üretimine de yatırım yapıyor. Böylece petrolün taşınması veya rafine edilmesinden önceki aşamalarda, yani rezervlerin bulunması, çıkarılması ve üretime hazırlanmasında da Türkiye’nin imzası bulunuyor.
TPAO’nun yüzde 15 hisse almasının yeni bir ticari yatırım olmasının çok ötesinde olduğunu söyleyen Londra Enerji Kulübü Başkanı Mehmet Öğütçü’ye göre bu adım, Türkiye’nin enerji arz güvenliği, Irak’la ekonomik ilişkileri, bölgesel jeoekonomik konumu ve TPAO’nun uluslararası bir enerji şirketine dönüşme hedefi açısından büyük öneme sahip.
“Dünyada başarılı ulusal petrol şirketleri yalnızca petrol ve doğal gaz arayan, üreten ve satan ticari kuruluşlar değildir. Aynı zamanda ülkelerinin dış politika kapasitesini, enerji diplomasisini, teknoloji birikimini, uluslararası yatırım gücünü ve uzun vadeli kaynak güvenliğini destekleyen stratejik araçlardır” şeklinde konuşan Öğütçü, Norveç için Equinor, Malezya için Petronas, Suudi Arabistan için Aramco, BAE için ADNOC ve Brezilya için Petrobras ne ifade ediyorsa, TPAO’nun da doğru yapılandırıldığı takdirde Türkiye açısından benzer bir işlev üstlenebileceğini söylüyor.
Enerji güvenliği için de dev bir adım
Enerji güvenliğinin çoğu durumda tedarikçileri çeşitlendirmek, yeni boru hatları kurmak veya depolama kapasitesini artırmak şeklinde ele alındığını, bunların önemli olduğunu belirten Öğütçü’ye göre gerçek enerji güvenliğinin bir başka boyutunu ise üretimin içinde bulunmak oluşturuyor.
“Bir varil petrolü uluslararası piyasadan satın almakla, o petrolü üreten sahada ortak olmak arasında büyük fark vardır. Üretimin ortağı olduğunuz zaman yalnızca enerji satın almazsınız. Rezervlere erişim sağlarsınız, üretim gelirinden pay alırsınız, teknik kapasite geliştirirsiniz, insan kaynağı yetiştirirsiniz, uluslararası ortaklık kültürü edinirsiniz ve kaynak ülkeyle daha derin bir ekonomik ilişki kurarsınız” şeklinde konuşan Öğütçü, bu yatırımın Türkiye’nin uzun vadeli enerji güvenliği bakımından da anlamlı olduğunu ifade ediyor.
Telli de benzer şekilde küresel enerji piyasalarında arz güvenliğinin günümüzde yalnızca kaynak ve tedarikçi çeşitlendirmesiyle değil, kaynağın üretildiği noktada, yani yukarı akış aşamasında söz sahibi olabilmekten geçtiğini savunuyor. Bu nedenle TPAO’nun Kerkük’teki operasyonel yapıya ortaklığı Türkiye’yi pasif bir ithalatçı ve transit ülke konumunun ötesine taşıyan niteliksel bir hamle ve üretim sahasında pay sahibi olmak; rezerv, üretim takvimi, yatırım kararları ve pazara erişim gibi enerji değer zincirinin kritik halkalarında kurumsal varlık göstermek anlamına geliyor.
Sınırlar aşıldı
Türkiye, Irak ile yaptığı son petrol anlaşması ve hisse satın alma girişimi yanı sıra enerjide son yıllardaki atılımlar ile de hem enerji güvenliğini sağlama hem de enerji merkezi olma yolunda ciddi adımlar atıyor. Buna göre Karadeniz’deki Sakarya Gaz Sahası’nın üretime başlaması, Türkiye’nin yerli doğal gaz üretimine önemli bir ivme kazandırırken, üretim yıllık 3,2 milyar metreküpe yükseldi. Halen günlük 9,5 milyon metreküpü aşan mevcut üretim yaklaşık 4 milyon hanenin ihtiyacını karşılayabilecek düzeyde bulunuyor. Bu kapasitenin 2028’e kadar 16 milyon haneye yetecek seviyeye çıkarılması amaçlanıyor. Son yıllarda sismik arama, derin sondaj ve operasyonel kabiliyetlerde kaydedilen ilerleme ile uluslararası sahalarda da aktif rol üstlenmeye başlayan Türkiye, geçtiğimiz aylarda da Somali’de kıyı dışı petrol sondajına başlamıştı.
Denizlerde yürüttüğü doğal gaz ve petrol arama çalışmalarını desteklemek amacıyla güçlü bir enerji filosu oluşturan Türkiye’nin envanterinde dört derin deniz sondaj gemisi - Fatih, Yavuz, Kanuni ve Abdülhamid Han - ile iki sismik arama gemisi - Barbaros Hayrettin Paşa ve MTA Oruç Reis- yer alıyor. Bu filoyla birlikte Türkiye denizlerde kendi imkanlarıyla arama ve üretim yapabilen sınırlı sayıdaki ülkelerden biri haline geldi.
TPAO artık küresel bir oyuncu olma hedefinde
TPAO, yurt dışı yatırımlarında yalnızca yeni rezerv arayışına değil, farklı risk ve getiri profillerine sahip projelerden dengeli bir portföy oluşturmaya yöneliyor. Son olarak TPAO, Bulgaristan'ın Karadeniz'deki Khan Tervel sahasındaki petrol ve doğal gaz arama ruhsatına yüzde 33 payla ortak oldu.
TPAO’nun Azerbaycan’dan Kazakistan’a, Libya’dan Somali’ye uzanan girişimlerinin, Türkiye’nin enerji politikasındaki dönüşümü gösterdiğini, şirketin artık yalnızca yurt içinde petrol ve doğal gaz arayan değil; farklı coğrafyalarda ortaklık kuran, risk alan ve üretimden pay edinmeye çalışan uluslararası bir enerji oyuncusu olmayı hedeflediğini vurgulayan Öğütçü, şirketin farklı ülkelerde yürüttüğü arama, üretim ve ortaklık faaliyetlerinin, enerji güvenliğini giderek daha geniş bir coğrafyada ele alındığını gösterdiğini belirtiyor.
Irak yatırımını, TPAO’nun ilk sınır ötesi girişimi olmadığını, şirketin uzun yıllardır farklı coğrafyalarda arama, üretim ve ortaklık faaliyetlerinde bulunduğunu belirten Öğütçü, Azerbaycan’da Azeri-Çırak-Güneşli sahaları ile Şah Deniz Doğal Gaz Projesi’ndeki iştirakleri ile TPAO’nun Hazar enerji denkleminde kalıcı yer edinmesini sağladığını, bu varlıkların Bakü-Tiflis-Ceyhan Petrol Boru Hattı ve Güney Gaz Koridoru gibi Türkiye açısından stratejik projelerin ekonomik zeminini de güçlendirdiğini ifade ediyor.
“Libya’da deniz ve kara alanlarına yönelik girişimler, Türkiye’nin Doğu Akdeniz stratejisiyle enerji politikasının nasıl kesişebileceğini gösteriyor. Libya yalnızca hidrokarbon potansiyeli açısından değil, Türkiye’nin Kuzey Afrika’daki ekonomik ve siyasi varlığı bakımından da önem taşıyor. Bulgaristan ve Karadeniz havzasındaki iş birlikleri ise Karadeniz’de oluşan yeni doğal gaz jeopolitiği açısından dikkate değerdir. Türkiye’nin kendi deniz alanlarındaki Sakarya Gaz Sahası başarısı, bölgesel teknik ortaklıklar ve sınır aşan jeolojik yapıların daha iyi anlaşılması bakımından TPAO’nun elini güçlendirebilir. Somali ile geliştirilen hidrokarbon iş birliği de şirketin Afrika açılımında yeni bir sayfa oluşturuyor” şeklinde konuşan Öğütçü, tüm bu örneklerle TPAO’nun yalnızca Türkiye sınırları içinde faaliyet gösteren klasik bir kamu petrol şirketi olmaktan çıkarak, farklı ülkelerde risk alan, ortaklık kuran ve uluslararası bir portföy geliştirmeye çalışan milli enerji şirketine dönüşmesi anlamına geldiğini söylüyor.
Bu yazının başlığı yazardan bağımsız editoryal olarak hazırlanmıştır.
Başlıklar :



