Şimdi size anlatacağım olaydaki gazetecilerin hepsi arkadaşlarım. Onlarla da yaptıkları gazetecilikle de gurur duyuyorum.

Murat Ağırel’i bilirsiniz, değil mi? Murat yalnızca benim dostum değil, Yeniçağ ailesinin de evladıdır. Yıllarca kalemini ve emeğini Yeniçağ okurları için ortaya koymuştur.

Ismarlama haber yapmaz. Gazetecilik heyecanını bir an olsun kaybetmez. Kendisine Uğur Mumcu’nun araştırmacı gazeteciliğini ölçü alır; o anlayışın hakkını verebilmek için çalışır, sorar, araştırır, peşini bırakmaz.

İşte o Murat, henüz yayımlamadığı bir haberi araştırırken 'tutukluluğa sevk bilgi notuyla' yeniden gözaltında..

Fon haberleri nedeniyle zaten ev hapsindeydi. Ayağında elektronik kelepçe vardı. Bu kez Sarıgül ailesinin de yer aldığı bir kara para aklama soruşturmasında evinden alındı.

Savcılığın açıklamasına göre şikayetçiler, belgeleri Ağırel’e iletmişti. Meslektaşlarının ve Onlar TV'de tanıdığınız ekibi Şule, Barış Pehlivan, Barış Terkoğlu ve Timur Soykan'ın anlattığına göre ise Ağırel, kendisine ulaşan iddiaları yayımlamadan önce doğrulamaya çalışıyordu. Henüz ifadesi bile alınmadan, savcılığın bilgi notunda tutuklama talebiyle sevkinin “düşünüldüğü” yazıyordu. Ha onu da alkış tutan bir isimden öğrendik!

Gözaltındayken paylaştığı mesaj, yaşadıklarının en çarpıcı özeti:

“Yaptığım haber nedeniyle gözaltına alınmaya alıştım ancak yapmadığım haber nedeniyle gözaltına alınmak ilk defa nasip oldu. Hamdolsun!”

Bu cümledeki acı alayı bir kenara bırakıp soralım: Bir gazeteci, kendisine ulaştırılan bir iddiayı nasıl araştıracak?

Belgeyi kimden isteyecek, kiminle konuşacak, doğruluğunu nasıl sınayacak? Bütün bunları yaparken soruşturmanın şüphelisine dönüşecekse haberini nasıl hazırlayacak?

DOĞRULAMADAN YAZMA, DOĞRULAMAYA DA KALKIŞMA!

Gazeteciden beklenen bellidir: Önüne gelen her iddiayı yayımlamayacak. Belgeye bakacak, kaynağı sorgulayacak, hakkında iddia bulunan kişiye yanıtını soracak.

Peki, tam da bunları yaparken özgürlüğünden oluyorsa?

O zaman gazeteciye söylenen şuna dönüşüyor: Doğrulamadan yazma, ama doğrulamaya da kalkışma!

Spotlight filmini duydunuz ya da izlediniz mi? Son iki haftada bu filmi sık sık düşündüm, yaşananlara örnek olarak konuştum.

ABD’nin köklü gazetelerinden Boston Globe’un araştırma ekibini anlatan filmde gazeteciler, Boston Başpiskoposluğu’nun çocuk istismarı yapan rahipleri yıllarca nasıl koruduğunu ortaya çıkarır.

Filmin gerilimi, belgelerin doğrulandığı, tanıklarla konuşulduğu, kilisenin kapısının çalındığı süreçte büyür. Muhabir bir an önce yazmak ister; ekip bekletir. Çünkü büyük bir iddiayı haberleştirmek, büyük bir sorumluluk gerektirir.

Ağırel’in ne yaptığını tartışırken de bakmamız gereken yer burası. Kendisine gelen belgeleri incelemek, iddianın taraflarıyla görüşmek ve doğruluğunu araştırmak, gazetecinin işidir. Bu faaliyetlerin ötesinde bir suçlama varsa onu destekleyen somut delillerin ortaya konulması gerekir.

Savcılığın elinde kamuoyunun bilmediği deliller olabilir. Bunları yargılama sürecinde göreceğiz. Ancak tutuklama gerekçesini sormak için yargılamanın bitmesini beklemek gerekmiyor.
Bir başka gaz-eteciden! Fuat Uğur isminden 'tutuklanması..'haberini avukatlarından önce okumamız gerekmiyor.

Onlar içeride, vurguncular dışarıda… Hak mıdır bu?
Üstelik mesele yalnızca Murat değil.

Şaban Sevinç ve Mustafa Balcı, “halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” suçlamasıyla tutuklandı. İsmail Saymaz ev hapsinde. Bahadır Özgür, “soruşturmanın gizliliğini ihlal” suçlamasıyla gözaltına alındı. Bahadır'ı aldık ama aynı gün Ağırel'i ifadede orada bıraktık.

Fatih Ergin’i de unutmayalım. Fatih de X’te yaptığı bir paylaşım nedeniyle tutuklu.

Onlar içeride; hırsızlar, arsızlar, vurguncular dışarıda…

Hak mıdır bu?

Gazetecilerin yazdıkları, sordukları, araştırdıkları üzerinden böylesine ağır bedeller ödediği bir ülkede, kamuoyunun adalete güvenmesini nasıl bekleyeceğiz?

Gazeteci elbette yanılabilir. Eksik araştırabilir, yanlış bilgiye ulaşabilir. Bunun için düzeltme vardır, yanıt hakkı vardır, hukuki sorumluluk vardır. Ancak araştırma faaliyetinin kendisi suçlama konusu olduğunda bunun etkisi yalnızca gazeteciyle sınırlı kalmaz.

Halkın, okurun yani sizlerin haber alma özgürlüğü, hakikate körlük ve gerçeğin giderik silikleştiği bir düzen oturur.

Ülkede meslek bu haldeyken bir gazeteci cezaevine girerken kaç kaynağın sustuğunu bilemeyiz. Kaç belgenin çekmecede kaldığını, kaç kişinin konuşmaktan vazgeçtiğini de…

GAZETECİ SUSARSA KAMU VİCDANI SUSAR!

Bu kural hiç değişmez, dürüst insanlar kamuoyunun gerçeğe ulaşmasını, insanların gördüklerini anlatmasını, yolsuzluk iddialarının aydınlatılmasını bekler.

Gazetecinin soru sormaktan, kaynağın konuşmaktan korktuğu yerde hangi gerçeğe ulaşabiliriz?

Murat Ağırel’in, Fatih Ergin’in ve tutuklu bütün meslektaşlarımızın serbest bırakılmasını, haklarındaki suçlamaların tutuksuz yargılamayla ele alınmasını istiyoruz.

Haber yapmak suç değildir. Haberi doğrulamaya çalışmak hiç değildir.