Gürsel Tokmakoğlu Independent Türkçe için yazdı
Üretici Çift Köklülük: Kimlik-Güç İlişkisinin Çok Ölçekli Yeniden Kuruluşu

Bu makale, kimlik ile güç arasındaki ilişkinin günümüzde aldığı biçimi kavramak üzere “üretici çift köklülük” kavramını önerir. Kavram, merkezi süreklilik (doğulan ve güçlenilen yerde kök salmak) ile küresel etkileşim kapasitesinin (değer üretilen ve yenilik yaratılan yerde kök ifade etmek) birbirinin koşulu olarak kurulduğu bir çerçeve sunar. Geçerlilik, üretilen tanınma ve etkileşim gücüyle ölçülür; ancak bu ölçüt, süreklilik, kohezyon ve negatif dışsallıklarla dengelenir. Mevcut felsefe ve sosyal bilim birikiminin parçalı kaldığı noktada tamamlayıcı bir işlev üstlenen kavram, sosyal değişimi ölçekler arası üretken eklemlenme olarak okur ve daha adaptif ülke tipleri ile siyasi bakışlar için analitik bir zemin sağlar.
Giriş: Sorun ve boşluk
Modern sosyal teori, kimliği ya kökene bağlı bir süreklilik ya da akışkan bir inşa olarak ele alma eğilimindedir. Birincisi ulus-devlet merkezli meşruiyet anlatılarını, ikincisi ise küreselleşme literatürünün akışlar ve manzaralar (scapes) vurgusunu üretir (Appadurai, 1996). Her iki yaklaşım da gücün ne yalnızca doğulan yerde yoğunlaştığı ne de tamamen kökten kopuk bir hareketlilikten doğduğu güncel durumu yeterince yakalayamaz. Felsefede kökü olan kozmopolitizm (Appiah, 2006) ve çok ölçekli kimlik tartışmaları, sosyal bilimlerde ise transnasyonalizm ve çok ölçekli yönetişim çalışmaları (Brenner, 2004; Vertovec, 2009) ilgili parçaları ortaya koyar. Ancak bu parçalar genellikle ayrı durur: etik-normatif, betimleyici veya kurumsal odaklı kalır. Merkezi süreklilik ile küresel etkileşim kapasitesinin birbirinin koşulu olarak kurulması ve geçerliliğin güç-tanınma üzerinden sıkılaştırılması yeterince bütünlüklü değildir. Üretici çift köklülük, bu boşluğu doldurmayı hedefler.
Teorik zemin
Kökleşme tartışması, Deleuze ve Guattari’nin (1987) arborescent (ağaçsı) ile rizomatik yapı ayrımından beslenir. Arborescent model belirli bir kök ve süreklilik üzerinden güç üretir; rizomatik model ise çoklu bağlantılarla çalışır. Gerçeklikte çoğu aktör her iki özelliği de taşır. (Felsefede arborescent (ağaçsı/ağaç formlu) model, bilginin, toplumun ve iktidar ilişkilerinin hiyerarşik, merkezi, dikey ve doğrusal bir yapıda örgütlenmesini ifade eder. Bu kavram, Fransız düşünürler Deleuze ve Guattari tarafından geliştirilmiştir. Düşünürler, geleneksel Batı düşüncesini ve toplumsal yapıları eleştirmek için bu metaforu kullanırlar.)
Giddens’ın (1990) küreselleşme analizi zaman-mekân uzaklaşmasını vurgular; ancak yerel sürekliliğin küresel etkileşimle nasıl karşılıklı güç üretebileceğini açık bırakır. Çok ölçekli yönetişim ve diaspora çalışmaları ölçekler arası etkileşimi belgeler. Buna rağmen, kimliğin geçerliliğini “hangi ölçekte hangi güç ve tanınma üretildiği” sorusuyla sıkılaştıran bir çerçeve sınırlıdır. Yeni nesil filozof ve bilim insanları değişimin unsurlarına parçalı biçimde vakıftır; sentez ise zayıftır. Üretici çift köklülük, mevcut birikimi reddetmeden tamamlayıcı bir işlev üstlenir.
Zemini biraz daha değerlendirelim.
Yeni nesil filozof ve bilim insanları, böylesi bir değişime kısmen ve parçalı biçimde vakıftır; ancak üretici çift köklülüğün tarif ettiği sentezi (merkezi süreklilik ile küresel etkileşim kapasitesinin birbirinin koşulu olarak kurulması, geçerliliğin güç ve tanınma üzerinden sıkılaştırılması) bütünlüklü olarak kavramış değildir.
Felsefe ve sosyal bilimlerde ilgili parçalar mevcuttur, fakat bunlar genellikle ayrı literatürlerde kalır ve stratejik-üretken bir kimlik-güç ilişkisi olarak sıkılaştırılmaz.
Felsefede mevcut yakınlıklar:
• Kökü olan kozmopolitizm (Appiah ve sonrasındaki tartışmalar): Kimliğin hem yerel/kökene bağlı hem de evrensel etik yükümlülüklere açık olabileceğini savunur. Bu, merkezi süreklilik ile küresel ölçeği bir arada düşünmeye en yakın normatif çerçevelerden biridir. Ancak güç, tanınma ve ölçekler arası üretken etkileşim boyutu ikincil kalır; daha çok etik ve kültürel çoğulculuk üzerinden ilerler.
• Çok ölçekli ve postnasyonel kimlik tartışmaları: Bazı çağdaş siyaset felsefecileri ve eleştirel teorisyenler (örneğin çok ölçekli vatandaşlık, “ölçek, scale” ve “yeniden ölçeklendirme, rescaling” üzerine çalışanlar) kimliğin tek bir ölçeğe indirgenemeyeceğini vurgular. Deleuze ve Guattari etkisindeki rizomatik okumalar da süreklilik yerine bağlantı ve kaçış çizgilerini öne çıkarır. Bunlar küresel kökleşmenin hareketliliğini yakalar; fakat merkezi sürekliliğin hâlâ güç üretebileceğini ve bunun küresel kapasiteyle karşılıklı koşul olabileceğini yeterince işlemez.
• Teknoloji ve insan sonrası felsefe: Yeni nesil filozofların önemli kısmı (AI, platform kapitalizmi, algoritmik yönetişim, antroposen üzerine çalışanlar) güç ve ölçek değişimini yoğun biçimde ele alır. Ancak odak genellikle teknolojik aracılık, yeni ontolojiler veya eşitsizlik üzerinedir. “Kökleşmek” gibi yer-bağlı süreklilik ile yenilik/değer üretiminin eklemlenmesi daha az merkezîdir.
Öyleyse felsefede parçalar vardır; fakat bunlar çoğu zaman ya normatif (nasıl yaşamalıyız) ya da eleştirel-yıkıcı (mevcut yapıları sorgulama) kalır. Üretici çift köklülüğün önerdiği gibi, süreklilik ile etkileşim kapasitesini birbirinin koşulu olarak kuran ve bunu güç/tanınma ölçütüyle sınayan bir sentez sınırlıdır.
Bilim insanlarında (özellikle sosyal bilimler) durum:
Sosyal bilimciler, filozoflardan daha ampirik ve dolayısıyla değişime daha yakındır.
• Göç, diaspora ve transnasyonalizm çalışmaları: Bu alan, bireylerin ve grupların birden fazla yerde kök ifade edebildiğini, değer transferi yapabildiğini ve hem köken hem varış yerini etkileyebildiğini uzun süredir belgeler. Çift köklülük fikrine en yakın ampirik zemin buradadır.
• Küreselleşme, ağ ve çok ölçekli yönetişim araştırmaları: Ölçekler arası etkileşim, “ölçek sıçraması, scale jumping”, küresel ağların yerel sonuçları ve tersi yoğun biçimde çalışılır. Güç ve tanınmanın artık tek bir merkezden üretilmediği kabul edilir. (Siyasi coğrafya ile mekânsal sosyolojide ölçek sıçraması, bireylerin, toplumsal grupların veya hareketlerin kendi sınırlarını aşmak ve daha geniş bir güç dengesini etkilemek amacıyla yerel bir meseleyi bölgesel, ulusal ya da küresel bir düzeye taşıması stratejisidir.)
• Bilim ve teknoloji çalışmaları (STS) ile yenilik sosyolojisi: Elon Musk tipi aktörlerin, platformların ve küresel yenilik ekosistemlerinin nasıl yeni güç merkezleri yarattığı analiz edilir. Ancak bu çalışmalar genellikle teknoloji ve sermaye odaklıdır; kimlik ve süreklilik boyutu ikincil kalır.
Yine de bu literatürler, değişimi büyük ölçüde “betimler”. Üretici çift köklülüğün yaptığı gibi, hangi koşullarda merkezi süreklilik ile küresel kapasitenin birbirini güçlendirdiğini, hangilerinde kopukluk veya seçici elitizm ürettiğini sistematik bir kavramsal çerçeveye oturtmazlar. Ayrıca güç ölçütünün hem analitik hem de normatif sınırları (kohezyon, anlam, negatif dışsallıklar) yeterince içselleştirilmez.
Durum:
Bu durumda yeni nesil filozof ve bilim insanları, küreselleşmenin kimlik ve güç ilişkilerini dönüştürdüğünü, tek ölçekli kök salmanın yetersiz kaldığını ve çoklu bağların önem kazandığını bilir. Transnasyonal pratikler, diaspora ağları, platform güçleri ve çok ölçekli yönetişim üzerine ciddi bir birikim vardır. Ancak:
• Sentez zayıftır: Merkezi süreklilik genellikle ya savunulacak bir değer ya da aşılması gereken bir engel olarak görülür; küresel etkileşim kapasitesiyle karşılıklı koşul olarak kurulması nadirdir.
• Güç ve tanınma boyutu ya fazla araçsal ya da fazla eleştirel kalır; üretken çift köklülüğün önerdiği dengeli sıkılaştırma azdır.
• Stratejik ve politik uyanış boyutları (hangi ülke/bakış daha adaptif, politikacılar neden kavramakta zorlanır) felsefe ve ana akım sosyal bilimde ikincil kalır; daha çok siyaset bilimi veya stratejik çalışmalarda parçalı biçimde görünür.
Dolayısıyla duruma vakıflık “parçalı ve dağınıktır”. Değişimin unsurları bilinir; fakat bu unsurların “üretici çift köklülük” gibi bir kavramsal bütünlük içinde, güç-tanınma ölçütüyle ve süreklilik kaybı riskiyle birlikte ele alınması henüz yaygın değildir. Bu da tartışmanın özgünlük potansiyelini destekler: mevcut birikimi sentezleyen ve sıkılaştıran bir çerçeve hâlâ üretilebilir durumdadır.
Kavramın tanımı ve mekanizması
“Üretici çift köklülük”, bir aktörün hem doğduğu/güçlendiği yerdeki sürekliliği (merkezi kökleşme) hem de değer ürettiği veya yenilik yarattığı yerdeki etkileşim kapasitesini (küresel kökleşme) aynı anda işletebilmesidir. Güç, tek bir kökten değil, bu iki ölçeğin birbirini besleyebilme biçiminden doğar. Merkez, küresel ölçekte üretilen tanınma ve değeri kendi sürekliliğine eklediğinde güçlenir; küresel kökleşen, merkezi reddetmeden orada ürettiği etkileşimi sürdürülebilir kıldığında hem kendi hem de merkezin kapasitesi artar.
Geçerlilik ölçütü performansa (değer ve güç üretmeye) dayalıdır: tarif edilen kök, başkaları tarafından tanınan ve etkileşime girilen bir güç üretebiliyor mu? Bu ölçüt saf köken iddiasını ve saf yer-körlüğünü dışlar. Ancak araçsal değildir. Üretilen güç yerel kohezyonu veya sürekliliği aşındırıyorsa, kısa vadeli tanınma uzun vadeli kırılganlık doğurur. Küresel kökleşme kapasitesi sınıf ve ağ erişimine bağlı kaldığı sürece, çift köklülük seçici elit pratiğine dönüşebilir. Yavaşlatıcı unsurlar bağlamsal olarak değerlendirilir: bazıları kohezyon üretir, bazıları etkileşimi engeller. Kopukluk olmadan kaynaştırma, merkezi sürekliliği küresel etkileşim kapasitesinin koşulu hâline getirmekle mümkündür.
Sınır örnekleri ve ülke tipleri
Yeni nesil küresel güç ve değer üreten aktörler (Musk gibi), küresel kökleşmenin yoğun biçimini temsil eder. Doğdukları yerden koparak değer ürettikleri yerde kök ifade eder, mevcut sistem sınırlarını aşan güç ve tanınma üretirler. Çerçevedeki geçerlilik ölçütünü uç noktada karşılarlar. Ancak merkezi süreklilik boyutu zayıf kaldığı için üretici çift köklülüğün tam karşılığı değildirler. Onlar, kavramın hem doğrulayıcısı hem de sınır testidir: “üretici” sıfatı yalnızca yüksek güç üretmekle değil, ölçekler arası karşılıklı besleme kapasitesiyle tanımlanmalıdır.
Daha adaptif ülke tipleri, yönetilen çift köklülüğü kurabilenlerdir. Singapur, İsrail ve Güney Kore tipi örnekler güçlü ama esnek merkez ile yüksek transfer kapasitesini (diaspora, seçici göç, uluslararası ağlar) birleştirir. Güç hem yerel kökten hem de dışarıda üretilen değerin geri transferinden doğar. Saf merkezi kapanma ölçeği küçültür; kökü zayıflatan saf açılım ise kohezyon kaybı üretir.
Siyasi bakış düzeyinde en işlevsel olan, stratejik çift köklülük veya üretici ulusal realizmdir. Bu bakış, merkezi sürekliliği inkâr etmez; ancak onu tek meşruiyet kaynağı yapmaz. Küresel etkileşim kapasitesini “yabancılaşma” değil, ölçek genişletme olarak okur. Kısa vadeli seçim karşıtlıklarından (yerli-yabancı, muhafazakâr-liberal) uzak durarak, hangi kök salma biçiminin somut güç, istihdam ve tanınma ürettiğini ölçer. Politikacıların bu değişimi kavraması, teşvik yapısının kısmen değişmesine, somut modellerin görünür kılınmasına ve kamuoyu baskısının yön değiştirmesine bağlıdır. Aksi hâlde konformist dil egemenliğini sürdürür.
Konformizm, ileri ve hızlı hareket kabiliyeti olan, adaptif kapasitesi yüksek kültürlere nazaran, bu özellikleri yönüyle daha geride olan kültürlerde (veya ülkelerde) daha fazla görülür. Çünkü güçlü küresel etki üreten isimlerden yoksunluk onların dinamizmine engeldir. Sonuçta konformizm bir kolaycılık ve faydacılık konusudur.
Hâlbuki yeni bir sistem, düzen, felsefe, ekonomi, yaşam biçimi, teknolojik örgü ve sonuçta siyaset ve dünya biçimi önerenler kimlik tartışmalarının çok üzerinde konumlanırlar. Politikanın onları anlamalarıyla da pek ilgilenmezler, işlerine bakıp değer ve güç üretmelerine devam ederler.
Ya değer ve güç üretmeyen, siyasete yaslanan, konformist, göçmen, yozlaşmış, kolaycı, işgalci, faydacı, kök salmayı derinleştirmek yerine kökü bozanlar nasıl değerlendirilmeliler? Bu, gayet tehlikeli bir sosyolojik durumun tarifidir, aynı zamanda siyasal zemini de bozan husustur.
Sonuç
Üretici çift köklülük, kimlik-güç ilişkisini çok ölçekli ve üretken bir biçimde yeniden tarif eder. Merkezi süreklilik ile küresel etkileşim kapasitesini birbirinin koşulu olarak kurması, hem arborescent kapanmayı hem de rizomatik kök tanımazlığı aşar. Mevcut felsefe ve sosyal bilim birikiminin parçalı kaldığı noktada tamamlayıcı bir işlev üstlenir. Kavram, güç ve tanınma ölçütünü merkeze alarak analitik sıkılık sağlar; süreklilik ve negatif dışsallıkları dengeleyici olarak tutarak indirgemeciliği sınırlar. İleri geliştirme için mekanizmaların (transfer biçimleri, kurumsal düzenlemeler, teşvik yapıları) daha sıkı tanımlanması, karşılaştırmalı örneklerin başarısızlık koşullarıyla birlikte ele alınması ve ölçülebilir ayırt etme kriterlerinin geliştirilmesi gerekir. Bu zemin sağlandığında, üretici çift köklülük hem sosyal değişim analizine hem de stratejik düşünceye özgün bir katkı sunabilir.
Kaynaklar:
Appadurai, A. (1996). Modernity at Large. University of Minnesota Press. Appiah, K. A. (2006). Cosmopolitanism. W. W. Norton. Brenner, N. (2004). New State Spaces. Oxford University Press. Deleuze, G., & Guattari, F. (1987). A Thousand Plateaus. University of Minnesota Press. Giddens, A. (1990). The Consequences of Modernity. Stanford University Press. Vertovec, S. (2009). Transnationalism. Routledge.
*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.





