Karar
Haber akışına dön

Utanç, Görme, Başkası Ve İç Ben

Utanç, Görme, Başkası Ve İç Ben

José Saramago’nun “Körlük”üdür beni utanç kavramını düşünmeye götüren.

Bu romanda körler, tecrit edildikleri akıl hastanesinde -ki bir tür esir kampıdır- kör olmadan önce yapmadıkları, yaptıklarında utandıkları bir şeyi yapmaya başlarlar: Dışkılarını açığa, koridorlara, rastgele yaparlar. Oysa bu, tıpkı mahrem yerlerin görünmesi gibi hemen bütün insanlar tarafından utanılacak bir harekettir. Onları, daha önce utandıkları bir hareketi yapmaya, dolayısıyla utanç perdesini atmaya iten sebep neydi?.. Sebebi körlüktür!.. İlki, kör oldukları için tuvaletlerini yapamamaları, hatta tuvaletlerin yetersizliği, dolayısıyla zorunluluk, ikincisi ise ‘kendilerini, yaptıklarını hiç kimsenin göremeyeceği’ duygusu.

O hâlde utanç, öncelikle görülme ve bilinmenin doğurduğu bir ruhsal durumdur. Ama sadece gözle ilgili değil! İşitilmek de utanca neden olabilir. Söylenmemesi gereken kötü bir sözün ya da mahrem bir bilginin, diğer(ler)i tarafından duyulması da söyleyeni utandırır. O hâlde utanmanın ilk iki şartı şudur: İnsanlık, toplum veya bireyin kendi tarafından yapılmaması gerektiğine inanılan bir hareket veya söz olacak. Ama burada küçük bir sorun vardır. Yapılmaması gereken hareket veya söz’ü kim veya ne belirler? Nedir yapılmaması gereken hareketler? Doğuştan beri var olan ‘yasak’lar ya da ‘kurallar’ mıdır? Kanaatime göre bazıları insanın yaradılışından beri var olanlardır. Örneğin yasak meyveyi yedikten sonra Adem ile Havva’nın mahrem yerlerini örtmeleri… Başlangıçta birbirlerini görmezken çıplaktırlar ancak yasağı ihlâl ettikten ve görmeye başladıktan sonra, bundan utanç duyup mahrem yerlerini incir yapraklarıyla örterler. Tevrat’taki “Tekvin” bölümünde böyle geçer. O hâlde mahrem yerleri örtmek, ilk insandan beri gelen bir varoluşsal tepkidir, açmak ise vericidir. Ancak yine ‘görülme’ye bağlı. Burada bir şey daha eklemek gerekiyor. Utanç duyulan hareketlerin kimisi evrensel ve doğuştan geliyor, ama kimisi sonradan öğrenilen, kültürlere göre de değişkenlik gösteren hareket ve sözlerdir; yani kimi hareketler bir kültürde utanma nedeni olurken, başka bir kültürde utanç nedeni olmayabilir.

Utanç için gerekli olan bir diğer şart ‘başka’sıdır. Yapılmaması gereken hareketi veya söylenmemesi gereken sözü ‘başka’sının ‘görme’si ya da ‘duyma’sı, bunun failde yarattığı/ yaratacağı korku ve iç ezikliği, bir tür ‘kendinden hoşnutsuzluk’ hâlidir utanç. Hatta ruhsal anlamda, kişinin kendi kendine verdiği bir ‘ceza’dır, çünkü bir ‘sıkıntı’ya, ‘bunaltı’ya neden olur ve ileri dereceye ulaşırsa intihara yol açar. Burada asıl tartışılması gereken şey utanmak için mutlaka somut bir ‘başka’sının olmasının gerekip gerekmediğidir. Hayır!.. İnsanda Yunus’un “Bir ben vardır bende benden içeri” dediği üzere bir de ‘iç ses’, ‘iç göz’ ‘iç ben’ vardır. O iç ben, görünen benle zaman zaman konuşur, bir tür ‘iç muhasebe’ yapar. Ona ‘vicdanın sesi’ ya da ‘vicdanın gözü’ diyebiliriz. Bu iç ben, yaptıklarımızı gözetler, söylediklerimizi kaydeder. Bir tür içerideki ‘uyarı mekanizması’dır. Dolayısıyla utanç için gereken ‘başka’sının olma şartını söz konusu ‘iç ben’ de sağlar. O hâlde utanma duygusu içimizdeki ben’in bakışı ve duyuşundan da kaynaklanır. Ama bu iç ben’in gözü kapatılırsa, yani kör edilirse veya sesi kısılırsa, sağırlaştırılırsa utanma duygusu olabildiğince zayıflayabilir. Nitekim Saramago’nun “Körlük”ünde dışkı ihlâlinin toplu olarak yapılması da utanç duygusunu zayıflatmaktadır. Bu durumda kişi, kendini ruhen rahatlatacak, utanmayı bertaraf edecek ‘kolektif bir onay’ merci bulmuştur. Bir tür kendini kandırma, kolektif körlük hâli…

Burada değinilmesi gereken bir başka konu, yine ‘başka’sı olarak Tanrı’nın her şeyi göreceği, duyacağı ve bileceği inancıdır. Söz konusu iman da insanı, utanmasını gerektirecek söz ve davranışları yapmaktan alıkoyar.

Utanma, insanda bir kontrol, önceden engelleme, uyarma görevi görür. Bu duygu, değerlerden ve inançlardan beslenir ve güçlü olduğu nispette iradeyi pekiştirir. Utanmada önemli olan insanı ‘başkaları’nın görüp görmediği değil bence, içimizdeki ‘ben’in görmesi, duyması ve bir iç uyarı sisteminin hayat boyunca çalışması… Saramago’nun “Körlük”ünde asıl bu iç uyarı, iç göz sistemi bozuluyor, ama yazar o ‘iç göz’ün ne kadar farkında, bu ruhsal ben’e ne kadar inanıyor, bu tartışılır.

Uygarlığın sorunu da bu: Gözü, görmeyi, görünmeyi yalnızca fiziksel bir yaşam ihtiyacı olarak görmeleri, içerideki gözü kapatmaları. İmaj devrindeyiz, nasıl olduğunun değil, nasıl göründüğünün öne çıktığı bir devirde. İç göz olsaydı, utanç olurdu. Utanmanın kalktığı bir toplumda iç göz kör olmuştur, ondandır.

Okumaya devam et

Pusholder

Senin gündemin

Okuma seçenekleri

Push AIÖzet

PusholderKaynakta oku
karar.com