Yeni Şafak
Haber akışına dön

Vicdanları Rahatlatmak Yetmez, Piyasaları İkna Etmek Gerek!

Vicdanları Rahatlatmak Yetmez, Piyasaları İkna Etmek Gerek!

Adaletin tecellisi yaralanan vicdanları onarabilir; fakat sarsılan güveni yeniden inşa etmek, suçluları cezalandırmaktan çok daha fazlasını gerektirir. Zira vicdan geçmişte yaşananların hesabını sorarken, yatırımcı gelecekte yaşanabileceklerin teminatını arar.

Yakın zamanda yaşadığımız fon krizi, yalnızca vatandaşların birikimlerini değil, toplumun adalet duygusunu da yaraladı. Yılların emeğiyle oluşturulan tasarrufların haksız kazançlara dönüşmesi, ekonomik olduğu kadar vicdani bir meseledir.

Ancak önümüzde birbirini tamamlayan iki sorumluluk bulunuyor: Adaleti tesis etmek ve güveni yeniden inşa etmek.

ADALET SAĞLANMADAN VİCDANLAR RAHATLAMAZ

Vicdanları rahatlatmanın yolu bellidir. Suça karışanların tespit edilmesi, hukuk önünde hesap vermeleri ve haksız kazançların mümkün olduğunca mağdurlara iade edilmesi gerekir.

Fakat suçluların cezalandırılması, piyasaların yeniden güven duyması için tek başına yeterli değildir.

Piyasa derken yalnızca borsayı veya yatırım fonlarını kastetmiyorum. Sanayiciden esnafa, yatırımcıdan tasarruf sahibine kadar ekonomik hayatın tamamından söz ediyorum.

Bu kesimlerin asıl beklentisi, benzer hadiselerin bir daha yaşanmayacağına inanmaktır.

Çünkü güven, kişilerin iyi niyetine değil, kurumların sağlamlığına dayanmalıdır.

YATIRIM VERİLERI ZATEN BİZE BİR MESAJ VERİYORDU

Üstelik fon krizi, yatırım ortamına ilişkin güven tartışmalarının başlangıcı da değildi.

Merkez Bankası’nın Ağustos 2026 verilerine göre, gayrimenkul dâhil son on iki aylık doğrudan yatırımlar dengemiz yaklaşık 946 milyon dolar net çıkış verdi.

Başka bir ifadeyle, Türkiye’den yurt dışına yönelen doğrudan yatırımlar, ülkemize gelen doğrudan yatırımları aşmıştı.

Elbette şirketlerimizin yurt dışında büyümesi başlı başına olumsuz değildir. Ancak yeni yatırımlara ihtiyaç duyduğumuz bir dönemde bu dengenin negatife dönmesi ciddi biçimde sorgulanmalıdır.

Daha fon krizi yaşanmadan yatırımcıların ve yatırım akımlarının verdiği mesajı doğru okumak zorundayız.

İşte bu nedenle mesele, yalnızca suçluları cezalandırmak değil; yerli ve yabancı yatırımcıya güven verecek kurumsal yapıyı güçlendirmektir.

MİLYARLARI DENETLEYENLERİN MAAŞINI DA KONUŞMALIYIZ

Kanaatimce bu dönüşümün en önemli ayaklarından biri, kamuda kapsamlı bir ücret ve insan kaynağı reformudur.

Somut bir örnek verelim.

Bugün bir bekçinin aylık maaşı yaklaşık 73 bin lira iken, yıllarını mesleğe vermiş 4. sınıf bir emniyet müdürünün maaşı yaklaşık 111 bin lira. Yani aradaki fark yalnızca bir buçuk kat.

Mesele bekçinin maaşının yüksekliği değil, üstlenilen sorumluluk ile elde edilen gelir arasındaki ilişkinin yeterince kurulamamasıdır.

Benzer soruyu milyarlarca liralık işlemleri inceleyen SPK denetçileri ve diğer düzenleyici kurumların uzmanları için de sormalıyız.

Milyarların kaderini belirleyen kararların altında imzası bulunan insanlardan büyük sorumluluk beklerken, onlara nasıl bir karşılık sunuyoruz?

Elbette yüksek maaş dürüstlüğün garantisi değildir. Ancak nitelikli insanları kamuya çekmek ve orada tutmak için liyakat kadar rekabetçi ücretler de gereklidir.

Üstelik ücret reformu tek başına yeterli değildir. Atamalarda liyakat, kararlarda şeffaflık, denetimde bağımsızlık ve hesap verebilirlik birlikte güçlendirilmelidir.

KİŞİLERE DEĞİL, KURUMLARA GÜVEN

Kurumsal güvenin nasıl tesis edileceği aslında bir bilinmez değil. Dünyada kabul görmüş kurumsal yönetim ilkeleri; liyakat, şeffaflık, hesap verebilirlik, bağımsız denetim ve yetki-sorumluluk dengesi üzerine inşa edilmiştir.

Asıl mesele bu ilkeleri mevzuatta sıralamak değil, tavizsiz biçimde uygulamaktır. Kişisel takdir alanlarının daraltılması, karar süreçlerinin izlenebilir ve denetlenebilir hale getirilmesi, çıkar gruplarının etkisini sınırlayan kurumsal güvencelerin oluşturulması gerekir.

Bunun tamamlayıcısı ise etkin bir suç ve ceza dengesidir. Hukuka aykırı davranışın tespit edilme ihtimali yüksek, yaptırımı caydırıcı, haksız kazancın elde tutulması ise imkânsız olmalıdır. Böylece hukuka uygun davranmak yalnızca ahlaki bir tercih değil, sistemin doğal ve rasyonel sonucu haline gelir.

İşi yapanlar görevlerini hakkıyla yerine getirirken, denetleyenler de denetimi sıradan bir bürokratik işlem değil, milletin emanetini koruyan kutsal bir vazife olarak görsün.

Dürüst insanlara ihtiyaç duyduğumuz kadar, yanlış yapmayı zorlaştıran ve yapılan yanlışı erkenden ortaya çıkaran kurumlara da ihtiyacımız var.

Çünkü güçlü devlet, yalnızca suç işlendikten sonra cezalandıran değil, suçun işlenmesini önleyecek mekanizmaları da kurabilen devlettir.

Vicdanlar adaletle rahatlar, piyasalar ise ancak kurumsal güvenle ikna olur.

Bugün suçluları bulmak geçmişe karşı sorumluluğumuzdur. Aynı yanlışların bir daha yaşanmayacağı düzeni kurmak ise geleceğe karşı borcumuzdur.

Bir ülkenin gerçek ekonomik gücü, yalnızca sahip olduğu yatırımların büyüklüğüyle değil, yatırımcıya güven veren kurumlarının kalitesiyle ölçülür.

Okumaya devam et

Pusholder

Senin gündemin

Okuma seçenekleri

Push AIÖzet

PusholderKaynakta oku
yenisafak.com