Yapay zekâ korkusu giderek yayılıyor.
Yapay Zekâdan Korkma, Doğal Zekâdan Kork

Tamamen denetimden çıkıp büyük savaşlara ve felaketlere yol açabileceğini ciddi ciddi iddia edenler var.
Katılmıyorum bu görüşlere.
Yapay zekâdan değil doğal zekâdan korkmak gerekir.
Elinde milyonlarca insanın kanı olan Alman diktatör Adolf Hitler yapay zekâlı mıydı?
İtalyan diktatör Benito Mussolini halkına yıllarca yapay zekâyla mı zulmetti?
Rus diktatör Joseph Stalin kıyımlarla dolu uzun iktidar yıllarında yapay zekâdan mı yararlandı?
Bu liste Irak diktatörü Saddam Hüseyin, Romanya diktatörü Nikolay Çavuşesku, Libyalı diktatör Muammer Kaddafi ve daha pek çok benzeri isimle uzatılabilir.
Sonuç olarak söyleyeceğim şudur:
+++++++
FRANSA’DAKİ OLAYLAR YA DA TORUNLARIN ÖFKESİ
Fransa geçtiğimiz günlerde büyük olaylarla sarsıldı.
Araçlar yakıldı, binalar basıldı, mağazalar yağmalandı.
Polisle göstericiler arasında sık sık arbede yaşandı, karşılıklı olarak göz yaşartıcı gazlar ile molotof kokteylleri fırlatıldı.
Binlerce kişi gözaltına alındı, bazı kentlerde sokağa çıkma yasağı ilan edildi.
Önümüzdeki günlerin ne getireceği belirsiz.
Olan biteni anarşik olay sınıfına oturtamıyor, “torunların öfkesi” diye tanımlıyorum ben.
Yani, yüzyıllar boyunca Fransızlar tarafından işgal edilip sömürülen ülkelerden Fransa’ya göç eden ailelerin torunlarının öfkesiydi aslında olanlar.
O torunlar ki, doğru düzgün eğitim alamıyorlar bir...
Ya hiç iş bulamıyorlar ya da buldukları işlerde geçimlerini sağlayacak kadar gelir elde edemiyorlar iki...
Kentlerin varoşlarında zar zor sürdürüyorlar hayatlarını üç...
Fransa şimdiye kadar 72 ülkeyi ya doğrudan ya da himaye görüntüsü vererek sömürdü.
Cezayir, Gabon, Moritanya, Senegal, Gine, Fildişi Sahili, Kongo, Mali, Madagaskar, Benin, Burkina Faso, Togo, Çad, Nijer,
Hindiçin, Laos, Kamboçya, Yeni Kaledonya, Fransız Polonezyası, Tunus, Fas bu ülkelerden bazılarıydı.
Halen Afrika’da 54 ülkenin 27’sinin resmi dilinin Fransızca olduğunu belirtirsem konu daha iyi anlaşılır sanırım.
Biz de Fransızlardan az çekmedik doğrusu.
Osmanlı’nın sonunu getiren ayaklanmalarda birçok ülkenin yanı sıra Fransa’nın da parmak izleri vardı.
Birinci Dünya Savaşı’nda Osmanlı’nın düştüğü zayıf durumu fırsat bilip ülkemizi işgal edenler arasında Fransızlar da yer almıştı.
Gaziantep, Kahramanmaraş, Şanlıurfa, Hatay, Adana gibi kentlerimiz Fransızların kontrolüne geçmişti.
İstanbul’u İngilizlerle birlikte işgal edenler de Fransızlardı.
Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün liderliğinde Kurtuluş Savaşı vermeseydik birçok ilimiz Fransa’nın egemenliği altına girecekti.
Bugüne dönelim tekrar...
Akla şu soru gelebilir:
Fransa içine düştüğü vahim tablodan kurtulabilir mi?
Elbette kurtulabilir.
Her fırsatta insan haklarından söz eden Fransız yöneticiler, sömürgelerinden gelip yerleşenlerin sayıları milyonlarla ifade edilen torunlarına şefkatle sarılırsa, isteklerini dikkate alırsa ortalık bir daha karışmamak üzere yatışır.
Son söz:
Fransa deyince aklımıza tarihteki sabıkaları ve bugün içine düştüğü zor durum değil de Victor Hugo, Honore de Balzac, Gustave Flaubert, Voltaire, Albert Camus, Jean Paul Sartre, Stendhal, Emile Zola, Moliere gibi yazarları, Louis Pasteur, Marie Curie, Rene Descartes gibi bilim insanları, Alain Delon, Brigitte Bardot, Catherine Deneuve gibi sinema oyuncuları gelseydi keşke.
“MAHVOLOJİ BÖLÜMÜNÜ BİTİRDİM”
Sosyal medyada zaman zaman zekice paylaşımlara da rastlanıyor.
Örneğin bir kadın şunları yazmış:
“Bugün iş görüşmesine gittim.
Üniversitede ne okuduğumu sordular.
Yanıtım şöyle oldu:
Mahvoloji, kahroloji, sinirkoloji bölümlerini birincilikte bitirdim.
Yüksek lisansımı sabıroloji bölümünde yaptıktan sonra doktoramı takmamoloji bölümünde tamamlayacağım.”



