Eskiden, fikir , ifâde ve toplanma hürriyetine dâir talepler berâber telâffuz edilirdi. Bunun mantığı da yerli yerindeydi. Arkasındaki varsayım, ifâdenin bir âlet, fikrin ise esas olduğu yolundaydı. Günümüzde bu denklem bozulmuş görünüyor. Fikir hürriyetinden bahseden yok. Sâdece ifâde ve toplanma hürriyetinden dem vuruluyor. Buradan da anlaşılabiliyor ki , artık ifâde bağımlı bir değer olmaktan çıkıp bağımsızlığını kazandı ve tek başına bir eğer değer hâline geldi. İfâdelerin arkasında fikir filân aranmıyor. Muhteviyâtın eridiği ve herşeyin dışavurumculuğun mevzuu hâline geldiği , dışavurumculuğun tek katmanlı bir gerçekliğe evrildiği asrî zamanlara da bu yakışır. Anlayabildiğim kadarıyla, sistem işi çözmüş; bildik şekilde çalışmaya devâm ediyor. Bastırmak ve susturmak ;tahmin edilenin aksine fikirleri yok etmiyor. Tam aksine, belki de fikirlerin, her zaman olmasa bile derinleşmesine; en azından katmanlaşmasına ve çeşitlenmesine sebebiyet veriyor. Fikirler zâten , eğer yolunu bulduysa, baskılardan âzâde kendi kendisini şekillendiriyor. Baskılar olsa olsa onların büyüsünü ve tesirini kuvvetlendiriyor. Bu da eksiyetlerin, belli bir mütefekkir ekâliyetin ürettiği fikirler etrâfında toplanmasına hizmet ediyor. (Aydınlatan-Aydınlanan münâsebeti). - Eğer ifâdeler fikirlerden kopartılır; “kendisi için “ hâle getirebilirse, fikirler ,varsa bile boşluğa düşer. Zamân içinde varlığı ve tesirleri erimeye başlar Sistem bence bunu, Soğuk Savaş’ın bittiği günlerde anladı ve icâbını yaptı. “Özgürleşme” esrikliği içinde, Soğuk Savaş’ın tekmil baraj kapakları açıldı. O günlerin ihtiraslı “Açık Toplum” dâvetlerini, “Her şey konuşulsun, konuşulmayan hiçbir şey kalmasın” kampanyalarını ,yaşı yetenler hemen hatırlayacaktır.
Yeni Dünyânın Eşiğinde Zihin Hâllerimiz

Liberal dalganın 1990’lardaki o “muhteşem yükselişi” biraz da ,yukarıda işâret etmeye gayret ettiğim denklem dönüşümünün vasıtası olarak işledi. Aydın hayâtının varoluşsal bir boyutu olan , bilhassa misyoner aydınların mütemmim cüzü saydığım saflıkları bu oyuna hemen yattı. Baskılar kalkınca otomatik olarak kitleleri etkileme kuvvetlerinin de artacağı zanneden bir saflıktı bu.
Sürgünde olanlar ricat etti kolları sıvadı. Kalemler ve kâğıtlar hazır edildi. Yeni dünyânın potansiyelleri çok vâitkârdı. Evet, ortada bâzı “ufak” meseleler yok değildi. Zamânın rûhu değişmişti. Eski formüllerin ve reçetelerin yenilenmesi lâzım geliyordu. Yorgundular; ama heyecanları diriydi. Herkes kendi meşrebince o kuvvetli liberal rüzgârı arkasına aldı ve yelkenlerini şişirmeye başladı.
Hesap edemedikleri bir şey vardı. Artık, kalem,kâğıt, daktilo ve boyalarından mürekkepten müteşekkil malzeme eskisi kadar kifâyet etmiyordu. Adına bilgisayar denilen yeni bir icat devreye giriyordu. Ama olsundu. Hatta belki de böylesi daha evlâydı. Entelektüel ürünlerin üretimini ve kitlelere ulaşmasını kolaylaştırıyordu. Kalemler, kâğıtlar ve daktilolar, haklarında yazılan vedâ; hatta mersiye yazılarıyla masalardan uzaklaştırıldı; vitrinlere ,çekmecelere sürgün edildi.
Soğuk Savaş sonrasında yaşanan görsel medya devrimi yeni kültürel süreçlerin mecrâsını meydana getirdi. Artık gazeteler ele ele vermiş seviyelerini her gün biraz daha düşürüyordu. Eski günlerin o lânetlenen ve “boyalı basın” olarak bilinen tabloid gazeteciliği hızla tırmanıyordu. O günlerde bunlar birkaç tâneydi ve isim isim bilinirlerdi. Ama artık, necip matbuat dünyâmız yavaş yavaş topyekûn o hâllere düşüyordu. Aydınlatmacı aydınlarımız ya o seviyelere uygun kendi seviye ayarlamalarını yapacak ve ancak bu sûrette oralarda tutunabilecekler; yâhut o mecrâları terk edeceklerdi. İkincisi kollarının kanatlarının kopması mânâsına gelirdi. Pek çoğu ilk yolu seçti. Konuşur gibi yazmaya dayanan, ” Hayâta dâir “başlığı altında iri iri lâflar yumurtladıkları , üslup denemelerinde bulundukları ,yanıp sönen janjanlı yazılar yazmaya başladılar. Berbat bir denemecilikti bu ve o türü zamân içinde çürüttü. (Artık Türk denemeciliği yerlerde sürünüyor). Konuşur gibi yazmak eylemi entelektüel yapıları hızla bencilleştirdi ve entelektüel narsisizmi doğurdu. (Starlaşan entelektüeller). Bu da, aydınlatan-aydınlanan denklemin bozulmasına el verdi. Sâdece kendisine küfür edilmesinden ve nefret nesnesi olmaktan beslenen yazarlar bile türedi. Bağımsız dergicilik bir ara patlasa da, tabloidleşen gazetelerin verdiği kültür ekleriyle o da geriledi. Hâsılı , süreçler, aydınları , daha çok yazıp daha az düşünmeye, hattâ daha az yazıp daha çok konuşmaya; nihâyet daha fazla aktüel tepkiler verip, dışarıda kabaran tepki dalgaları üzerinde surf yapmaya sevk etti. 1990’ların panel enflasyonu bunun bileşkesi olarak düşünülebilir. Artık , en baskın mecrâ oydu. Görsel medya, memleketin tanınmış aydınlarını karşısına dizen ve onları yeri geldiğinde halk adına paylayan, hemen tamâmı kompleksli, kifâyetsiz birer yarı aydın olan anchormanlerin maestroluğunda duruma vaziyet etti. Kifâyetsiz bir anchorman yeri geliyor ,onları stüdyodan bile kovabiliyordu. Aslanların fârelere boğdurulduğu berbat günlerdi bunlar. Neticede aydınların saygınlıkları hâk ile yeksân oldu. Bu hâdiselerin hâricinde kalanlar ise içinde kireçlendikleri hücrelerine çekilip birer kelaynak kuşuna döndüler.
Umberto Eco gibi düşüünenler haklıydı. Bir şeyin tesirini mi yok etmek istiyorsunuz, onu bastırmak hatâ olur. Tam aksine onu nicelik denizine atın. Çoğaltın ki değeri azalsın ve gözden düşsün. Herkesin engellenmeden konuştuğu yerde hiçbir şey duyulmaz zâten. Herkesin yazar (Author) olduğu, yazar-okur ilişkisi söner ve okumak mânâsını kaybeder. En son sosyal medyanın yükselişi de bunu doğurdu. Sayısız kitabın engellenmeden basıldığı bir dünyâda kitlesel cehâlet akıbettir. Bugün entelektüel dünyâ , sosyal medya dükalıklarının gûya bonkörce dağıtıldığı ; lâkin aba altından sopa gösterildiği - o meş’um kapatma tehditleri- bir mecrâda kendisine yer arıyor. Buralarda yaşananların ise teşhirci entelektüel otoerotizm showları veyâ orjilerden-ikincisi pandemide yoğunlaştı- ibâret olduğu söylenebilir.
Hamiş: Fikirsiz kalabalıkların sokağa döküldüğü ne idüğü belirsiz, yeni bir dünyânın eşiğinde zihin dünyâmızın hâl-i perişânı maalesef hiç de iç açıcı değil.
Başlıklar :


