Oyuncu, şair Nihat Abi’yi (Ziyalan) düşününce birlikte yediğimiz yemekler geliyor aklıma. Balığı ne kadar sevdiği, yemek üzerine konuşmalarımız, uzayan sohbetlerimiz... Sonra yapamadığım o ziyaret. Şimdi hangi hatıraya dönsem bir yerde ona takılıyorum. Gidecektim. Gidemedim.
Yeşilçam’ın En Güzel Kötü Adamı

Nihat Ziyalan’ı kaybettik. Benim Avustralya’dan çok sevdiğim Nihat Abimi. Bu yazıyı yazarken bile adının yanına geçmiş zaman koymakta zorlanıyorum. Sidney’e döndüğümde yine görüşebilecek gibiyiz.
Türkiye onu Yeşilçam filmlerindeki kötü adam rolleriyle tanıdı. Sidney’de Türk toplumunun çok sevdiği bir büyüğümüzdü. Adana’nın sıcaklığını yanında getirmişti. İnsanı sahiplenen, yanında rahat ettiren bir yakınlığı vardı. Perdede onca kötücül rolü oynayan adamın hayatta bu kadar sevilmesi, oyunculuğunun da kendisinin de hakkını veriyor aslında.
1936’da Adana’da doğmuştu. Adana Şehir Tiyatrosu’ndan Ankara Sanat Tiyatrosu’na uzanan oyunculuk yolunu, çocukluk arkadaşı Yılmaz Güney’in teşvikiyle sinemaya çevirmişti. Yılmaz Güney’le, Tuncel Kurtiz’le dostlukları vardı. Nihat Abi’yle sohbet ederken benim filmlerden, kitaplardan bildiğim insanların onun hayatındaki yerini dinlerdim. O döneme böyle yakından bakabilmek çok kıymetliydi.
Benim onunla hatıralarımda yemek hep var. Yemeyi severdi, yemekten konuşmayı da. Bir şef için pişirdiğini seven bir insanı sofrada görmenin ayrı bir mutluluğu vardır. Nihat Abi aldığı keyfi belli ederdi. Onunla aynı sofraya oturmak hoşuma giderdi.
Efendy’nin en önemli destekçilerindendi. Avustralya’da restoran açıp kendi mutfağınızı anlatmaya çalışırken size inanan bir büyüğünüzün olması güç veriyor. Nihat Abi’nin desteğinde o yakınlığı hep hissettim. Yaptığımız işi sahiplenmesi, bunca yıl sonra bile içimi ısıtıyor.
Yemeğin şiirini de yazmıştı
Yıllar önce yazdığı ‘Efendy’ şiirini yeniden okudum. 75’inci doğum gününde ailesiyle Balmain’deki restoranıma gelmişler. Fırından çıkan ekmeği, mezeleri, uzun süre pişen eti, pişmaniyenin üstündeki Maraş dondurmasını yazmış. Fenerbahçeliliğimi de unutmamış, mutfakta tattığım yemeklerin gövdeme etkisini de... Okurken gülümsetti beni. Şair gözü, şeflerin pek üstünde durmak istemediği ayrıntıyı da yakalamış.
Bir restoran hakkında zamanla pek çok yazı birikiyor. Nihat Abi’nin şiirini okurken kendi yaptığımız yemekleri, onun ailesiyle geçirdiği bir doğum gününün içinde gördüm. İnsan bunu kolay unutmuyor. Benim için Efendy’nin en güzel hatıralarından biri olarak kalacak.
1980’de Avustralya’ya yerleştikten sonra Türkçe yazmayı sürdürdü. Şiir, öykü, roman... Memleketten o kadar uzakta, kendi diliyle çalışmaya devam etmenin onu ayakta tuttuğunu anlatırdı. Sidney’de kurduğu hayatın içinde Türkçeye hep yer vardı.
Onu anlıyorum. Ben de Avustralya’da yemek pişirirken memleketle bağımı korudum. Bildiğim tatları anlatmaya, insanlara sevdirmeye çalıştım. Nihat Abi, Türkçe yazmaya devam etti. Yıllar aktı gitti; hayatımızın büyük bir kısmı dünyanın öbür ucunda geçti ama o bağ bizimle kaldı. Onun yazdıklarında Adana’nın, eski dostlarının, geride bıraktığı yılların yeri vardı. Ben de mutfakta kendimi memlekete yakın hissederdim.
Beraber olmayı severdi...
Kızı Dilvin Yasa, SBS (Avustralya merkezli kamu yayın kuruluşu Special Broadcasting Service) için yazdığı bir yazıda babasıyla ilişkisini, yazmanın ve yemeğin etrafında anlatıyor. Pandemide buluşamadıkları günlerde telefonda, yeniden bir araya gelince yiyecekleri yemekleri planlamışlar. Listeye yenilerini ekleyip durmuşlar. O listeyi düşünüyorum şimdi. Buluşmayı beklerken yemekten konuşmalarını... Nihat Abi’nin yemeği ve beraber olmayı ne kadar sevdiğini görüyorum orada da.
Dilvin, Hamsi Taverna hakkında yazmak için geldiğinde babasının rahatsız olduğunu öğrendim. Ziyaretine gidecektim. Sonra işler, yolculuklar, yetiştirilecek şeyler araya girdi. Erteledim. Bugün bunları yazarken kendime hak verecek bir gerekçe bulamıyorum. Hepsi gerçekti, hepsi vardı. Ama ben Nihat Abi’yi görmeye gidemedim. Bunu da olduğundan hafif anlatmak istemiyorum. Bir sonraki gidişimde uğrayabileceğimi sandım. Biraz daha rahat bir zamanda oturur, uzun uzun konuşuruz diye düşündüm. Şimdi o zamanı bulsam da ziyaretine gidememek ağır geliyor.
Büyüklerimize vefayı geciktirmeyelim derken önce kendime söylüyorum. Aramak, yanlarına gitmek, bir yemek boyunca beraber oturmak için hayatımızın sakinleşmesini beklemeyelim. Ben bekledim. Keşke o yoğunluğun içinde bir vakit ayırsaydım. Keşke bir kez daha aynı sofraya otursaydık.
Nihat Abi, şiirini saklayacağım. Efendy’ye verdiğin desteği, sohbetlerimizi, birlikte yediğimiz yemekleri hatırlayacağım. Adana’dan Sidney’e taşıdığın o sıcaklığı da. Yazdıklarını yeniden okudukça seni, Türkçeye ve memlekete bağlılığını düşüneceğim. Seni görmeye gidememiş olmanın burukluğu da bunlarla birlikte kalacak.
Sofrada bir yerin hep var.



