Geçtiğimiz yıllarda Antalya Film Festivali ve başka festivallerden ödülle dönen Tavşan İmparatorluğu filmi bu sıralar dijitalde yayında. Film başlangıçta bize baba-oğul anlatısı sunsa da aslında derinlemesine bir sistem eleştirisi olarak da okunabilir. Annesini yeni kaybettiğini bildiğimiz on iki yaşındaki Musa, babasıyla hayatını devam ettiriyor. Musa, babasının engelli maaşı alabilmek için gönderdiği bir okulda okuyor, zaman zaman engelli taklidi yapması beklenen Musa ise bu çarpıklığın çocukça da olsa bilincinde.
Yoksulluğun Trajedisi: Tavşan İmparatorluğu

Burada parantez açılması gereken, derin yoksulluk belki de. Yoksulluğun sürüklediği çıkışsızlıkta, baba Bako, yolu böyle buluyor. Bu belki de içinde yaşadığımız sistemin bize dayattığı gerçekliğin de bir izdüşümü. Baba oğul olarak, fazlaca dramdan ve gerilimden beslenen bir hikâye değil belki de, iki oluşun da ortak noktası; yoksulluk. Yoksulluğun nesilden nesile geçişinin yarattığı imkânsızlıklar üzerine düşünürken bir metaforlar ağında ilerliyor film. Renk olarak koyu kahvenin de ağır basması, sadece sonunda ırmağı görmemiz, sonunun umut taşıması açısından anlamlı olsa da filmin anlatım diliyle uyumlu karamsar bir havası var. Yoksulluğu filmin her anında bulmak mümkün. Okul müdürünün çocuklara maaş bağlanması için engelli taklidi yaptırması, tavşanların vahşi bir yarışa sokulması, aynı zamanda köpeklerin de paralı yarış unsuru olması da bize toplumsal gerçekliğin çürümüşlüğü açısından bir şeyler söylüyor. Musa ise burada otoriteyle mücadele hâlindeki bir çocuk, okuldaki duruma karşı çıkan, tavşanları kurtarıp onları yaşatmaya çalışan, içindeki çocuksu coşkusunu âşık olduğu kızda ortaya çıkaran filmimizin karşı kahramanı. Musa’nın kendince bu ayaklanması aslında günümüzde de olduğu gibi hiçbir şeyi değiştirmiyor, ne yoksullukta bir soluk alınıyor film boyunca ne de vahşi yarışlara engel olunabiliyor ama Musa orada bir umut, gelecek hayali olarak beliriyor. Babanın zaman zaman baskıcı ruh hâli ve Musa’yı bu hayata zorunlu tutması da aslında yoksulluğun aile gibi temel kurumlarda açtığı yarığın da bir tezahürü. Baba buna mahkûm ama babanın kusuru, asla sistemi sorgulamıyor, gönüllü oluyor ve kendinden sonraki nesle aktarılması için aracı oluyor. Burada umut olarak gördüğümüz Musa ise bir sıkışmışlığın içinde film boyunca, vicdanı ve zihni onu bir şeyleri sorgulamaya ve yanlışı düzeltmeye yönlendirse de elinden daha fazlası gelmiyor. Çareyi orayı terk etmekte buluyor ama umutla, yeni bir gelecek hayaliyle. Tavşanlarla ve sevdiği kızla. Filmin böyle bir sonla bitmesi bize yaşanan olumsuzluklar karşısında henüz hayatta olanlar olarak sözümüzün bitmediği, direnmek ve karşı çıkmak dışında başka gerçeklerin de üretilebileceği noktasında bir umut taşıyor. Ama yaşanan gerçeklik o kadar karamsar ki biz umuda ihtiyaç duysak bile film sonunda sarılamıyoruz, buruk bir tat. Bu hâliyle Tavşan İmparatorluğu, birçok kişi tarafından farklı boyutlarıyla ele alınabilecek bir anlatı biçimi sunuyor ama temel çıkış noktası yaşanan yoksulluğun temsili üzerine. İzlemeye ve kendi anlamlarınızı üretmeye değer bir yapım.




