BirGün
Haber akışına dön

Z Kuşağı İsyanı

Z Kuşağı İsyanı

Nepal, Bangladeş, Sri Lanka, Kenya gibi Küresel Güney ülkelerinden kıvılcım alan, şimdi de tüm Avrupa’yı etkisi altına alan bir Z kuşağı isyanından söz ediliyor. En son Almanya’da doğrudan kendini Z kuşağı olarak adlandırılan bir gençlik hareketinin öncülük ettiği gösterilere başta Berlin ülkenin belli başlı tüm kentlerinde on binlerce kişi katıldı. Eğitime ayrılan bütçenin yetersizliği, zorunlu askerliğin yeniden dayatılması ve ekolojik kaygılar yürüyüşlerin ana temasıydı.

KUŞAK ANALİZLERİ PAZARLAMA TEMELLİDİR

Aslında kuşaklar üzerinden yapılan analizler Marksist teoride yer almaz. Sınıf, toplumsal cinsiyet, ırk üzerinden yapılan okumalar tercih edilir. Zaten kuşak temelli bir kurgu pazarlamacılar üzerinden geliştirilmiş; belli yaş gruplarının tüketim tercihlerinin, harcama ve tasarruf alışkanlıklarının araştırılması amaçlanmıştı. En yaygın kullanılan patlama kuşağı (baby boomer) kavramı 2. Dünya Savaşı sonrası doğum oranlarındaki hızlanmadan kaynaklanmış, 1946-1964 yılları arasında doğanları kapsamıştı. Daha sonra da X kuşağı, milenyum kuşağı kavramları devreye sokulmuştu. Bugüne damgasını vuran Z kuşağı ise 1997-2012 yılları arasında doğanları kapsıyor.

Yalnız belli bir zaman aralığında doğanlar içinde bulundukları ekonomik, politik, toplumsal ve ideolojik koşulların da bir ürünü oldukları için, kuşak temelli analizleri peşinen yadsımak da doğru olmaz. Gençlik insanların haksızlıklara, adaletsizliklere karşı en duyarlı olduğu, ekonomik çıkarlarının eylemliliklerini sınırlamadığı, vicdanlarının sesine göre harekete geçebildikleri bir dönem kabul edilir. George Bernard Shaw’a atfedilen, “Yirmisinde komünist olmayanın kalbi, kırkında komünist olanın aklı yoktur” klişesi bu varsayıma dayanır. Gerçekten de gerek dünyada gerekse Türkiye’de 68’liler onu izleyen 78’liler hareketi daha özgür ve daha eşit bir ülke ve dünya talebiyle geniş bir perspektiften hareket etmişti.

2007-2008 Küresel Krizi’ne kadar iniş çıkışlarla da olsa, kapitalist metropollerde her kuşak kendinden öncekilerden daha yüksek bir refah düzeyini yakalayabilmişti. Ama bugünün gençlerinin gelecek kaygıları öne çıkıyor; ebeveynlerinin yaşam standartlarını yakalayamayacakları, bir ev, bir araba sahibi olmak asgari konforuna dahi erişemeyecekleri korkusunu yaşıyorlar. Bu ruh hali kendini bir yandan günlük tüketime ağırlık vermek, esanslı kahveler, matcha latteler yudumlayıp, magnolyalar kaşıklayarak, dövme yaptırarak, kas geliştirerek rahatlamak; “kendime zaman ayırıyorum” diye avunmakla gösteriyor. Bir yandan da bu küçük hoşluklarla yetinmeyip, bugün gözlemlediğimiz gibi, mevcut koşullara teslim olmak yerine isyan etmekle, itiraz yükseltmekle, talepkâr olmakla, bunların birikimi sonucu patlak veren gençlik isyanlarıyla açığa çıkıyor.

Z KUŞAĞI İSYANLARI HER COĞRAFYADA

Z kuşağı isyanları Küresel Güney’de daha çok yolsuzluklara, demokrasi açığına, baskılara tepki şeklinde kendini gösteriyor. Böylelikle 2024’te Bangladeş’te, 2025’te Nepal’de iktidarların devrilmesini sağladı. Peru ve Meksika’da gelir dağılımı bozukluklarına karşı eylemlerle Latin Amerika’da karşılık buldu. Filipinler’de yolsuzluklara ve politik kokuşmuşluğa karşı protestolar öne çıktı. Bugün de Hindistan’da kendilerine “Hamam Böceği” ve “Parazit” sıfatını yakıştıran adalet bakanına tepki sonucu bu sıfatları ironik biçimde sahiplenerek, eğitim koşullarının iyileştirilmesi, ayrıcalıkların ortadan kaldırılması talebiyle ivmelenen hareket, şimdi seçim yasası değişikliği ve ekonomik reform mücadelesine odaklanmış durumda.

Avrupa’da ise Fransa’dan yükselen öğrenci isyanı, Belçika ve İtalya’da benzer eğitim eksenli taleplerle protestoları tetikledi. İspanya ve Portekiz’de barınma sorunu temelli bir gündemden yola çıktı. Arnavutluk’ta Flamingo Devrimi adını alan hareket, Trump’ın damadı Jared Kushner’in lüks tatil köyü projesini protestoyla başladı. Zamanla hem ekolojik duyarlılıkları içeren hem de mevcut hükümetin istifası talebi üzerinden demokratik, ABD’nin Arnavutluk’tan elini çekmesi çağrısıyla anti-emperyalist bir içerik kazanan bir içeriğe sahip oldu. Sırbistan’da ise geniş bir perspektifle yola çıkan; emperyal güçlerin lityum madenciliği ve doğal kaynak sömürüsüne tepkiden, sağlık ve eğitim hizmetlerinin iyileştirilmesine, yolsuzlukların üzerine gidilmesine uzanan bir programla seçimlere giden Öğrenci Listesi, Avrupa’da iktidara gelen ilk gençlik hareketi özelliğiyle sürece damga vurdu.

Nasıl finansal krizleri bulaşıcıysa, isyan dalgasının da bulaşıcı olma potansiyeli var. Gençlerin yaktığı çoban ateşinin, başta işçiler, kamu çalışanları; feminist, iklim savunucusu, ırkçılık karşıtı sosyal hareketlerle bütünleşip, ülkelerindeki dengeleri değiştirmelerini temenni edebiliriz. Bu toplumsal huzursuzlukların sorumlusu olarak göçmenleri, mültecileri, LGBTQ’ları, teknokratları işaret eden; sınıfsal çelişkileri görmezden gelen, emperyalizmle sorunu bulunmayan, emek kesimini etnik, dini eksenler üzerinden bölen, Avrupa’daki aşırı sağcı, sağ popülist, faşizme meyilli hareketlerin püskürtülmesi, geriletilmesi açısından da böyle bir birliktelik büyük anlam taşıyacaktır.

BİZİM GENÇLERE PROTESTO YASAK

Gelelim Türkiye’ye; yandaş kanallar Avrupa karışıyor, dış güçlerin başı dertte motivasyonuyla gençlik isyanlarını büyük bir hazla ekranlara taşıyorlar. Ama Türkiye’ye gelince iş değişiyor. Nitekim Tayyip Erdoğan, “Avrupa’nın kimi ülkelerinde yaşanan olaylardan cesaret alarak benzer bir teşebbüsün hayalini kuranlar varsa şunu bilsinler ki Türkiye sokakta bulunmamıştır, sokağa teslim edilecek bir ülke de değildir” diyerek gençliğe tehdit savurmayı ihmal etmiyor.

Elbette gençlik ne zaman, hangi dürtülerle harekete geçeceğini kendi bilir. Onlara bir telkinde bulunmak biz kıdemli kuşaklara düşmez. Ancak 2013 Gezi isyanına gençlerin damga vurduğunu biliyoruz. 19 Mart 2025’te Ekrem İmamoğlu’nun gözaltına alındığı gün Saraçhane’de barikatı İstanbul Üniversitesi öğrencilerinin kırdığını da unutmadık. Yine 25 Mart 2025 günü Maçka Parkı’ndan Şişli Belediyesine on binlerce gencin yürüyüşünün uzun yıllardır tanık olduğumuz en görkemli eylemlerden biri olarak kayda geçtiğinin de farkındayız.

Bugün geriye bakınca, 50 yıl önce benim gibi üniversitede olan gençlerin sahip olduğu maddi koşulların bugünkü kuşaklardan esirgendiğini görmek gerçekten üzücü. O dönemlerde üniversiteye adım atabilmiş bir genç, sadece KYK’dan aldığı çok düşük faizli krediyle yurt ücretini ödeyebilir, beslenme masraflarını karşılayabilir, ODTÜ’de okuyan bir öğrenci para ödemeden otobüsle kentin istediği noktalarına gidebilirdi. Zaten okulu bitirince iş bulabilme kaygımız da yoktu. Kariyer planı gibi kavramlarla da işimiz olmazdı. O günlerde bizim isyanımız, kendi gündelik sorunlarımıza çözüm aramaktan öteye, halkımızın ağır baskı ve sömürü koşullarından kurtulması, emperyalizmin ülkemiz üzerindeki planlarının boşa çıkarılması içindi. Hâlbuki bugünün üniversiteli gençlerinin çok ciddi geçinme ve barınma sorunları da eksik değil.

Mensup olduğum 78 kuşağının abartılı bir güzellemesini yapmak istemem. Ama bugün emekli örgütlenmelerine, muhalefetin düzenlediği mitinglere, sol partilerin sebatkar kadrolarına, siyasi konferans ve panellerin katılımcılarına bakınca hep bizim kuşağın temsilcileri öne çıkıyor. Her ne kadar vaat ettiği devrimi gerçekleştiremese de, bugün hala geleceğe yönelik umudunu koruyan, politik düzlemde bunun gereğini sağlık koşullarının elverdiği ölçüde yerine getirme sorumluluğu duyanlar yine bizim 78’liler. Gelgelelim doğanın kanunları bu misyonun daha uzun süreler sürdürülmesine olanak tanımayacak. O nedenle gençlere güvenmekten, düzeni değiştirme misyonunu onlara devretmekten başka çaremiz bulunmuyor.

Okumaya devam et

Pusholder

Senin gündemin

Okuma seçenekleri

Push AIÖzet

PusholderKaynakta oku
birgun.net