GZT
Haber akışına dön

Zohran Mamdani: İYİ Müslüman Mı, İYİ Siyasetçi Mi?

Zohran Mamdani: İYİ Müslüman Mı, İYİ Siyasetçi Mi?

Bir önceki sayıda Amerika'yı, insanların “rüya” diye tabir ettiği ama aslında dijital duvarlarla çevrelenmiş bir hapishane olarak tanımlamıştık. Festinger ve Carlsmith'in mandal deneyinde 20 dolar alan, “Para için yalan söyledim,” derken 1 dolar alanın yalana kendisinin inanmaya başladığını hatırlayın. Trump'ı da o mekanizmanın bir dişlisi olarak ele almış, Adelson'ın bağışlarının neyi satın aldığını konuşmuştuk. Peki Mamdani, bu mekanizmanın neresinde yer alıyor?

Kendi yalanına inanmak

Festinger'in deneyinden 19 yıl sonra iki psikolog Tory Higgins ve William Rholes, bilişsel çelişkinin bir başka yüzünü keşfetti. Deneklere bir kişi hakkında bilgi verildi; sonra bu kişiyi, o kişiyi sevdiği söylenen ya da sevmediği söylenen bir dinleyiciye anlatmaları istendi.

Sonuç tahmin edilebilirdi: Herkes, mesajını dinleyicisine göre ayarladı. Asıl çarpıcı olan sonrasıydı. Aradan zaman geçtikten sonra deneklerin kendi hafızaları da anlattıkları yöne kaydı. Yani insan, dinleyicisine göre söylediği şeye bir süre sonra kendisi de inanıyordu. Literatüre bu, “saying is believing” (söylemek inanmaktır) etkisi olarak geçti.

Festinger, bize yalanı kimin savunacağını gösterdi; Higgins ise o savunmanın kime karşı yapıldığına göre şekil değiştirdiğini. Birincisi Trump'ın hikâyesiydi. İkincisi ise bu sayının konusu: Başkan olabilmek için iki tarafa da yaranmak zorunda kalan bir adam.

Uganda'dan New York'a

Mamdani, Uganda'nın Kampala şehrinde doğdu; yedi yaşında, babası sayesinde New York'a geldi. Babası Mahmood Mamdani, Columbia Üniversitesinde postkolonyal çalışmaların önde gelen isimlerinden. “Good Muslim, Bad Muslim” kitabında Batı'nın, Müslümanları aksi ispat edilmedikçe suçlu saydığı; Amerika'yı sevenlerin iyi, sevmeyenlerin kötü kabul edildiği düzeni eleştirdi.

Oğlu da aslında bu çizgide ilerliyor ama bazı feragat etmek zorunda. 4 Kasım 2025'te seçildi, 1 Ocak 2026'da göreve başladı; Trump'ın İslam ibaresi içeren her şeyi terör ilan ettiği bir dönemde, New York belediye başkanlığı yapıyor. Peki ama ona kimler oy verdi?

Mamdani, kendini Şii Müslüman olarak tanımlıyor ve siyasi hayatında kendine şiar edindiği, amcası tarafından söylenen bir mottosu var: “İnancını kendine sakla!” Bu cümle, yazının geri kalanında anlatacaklarımızın temelini oluşturacak. Çünkü neyi saklayıp neyi söylediği düşüncesi burada ortaya çıkacak.

Neyi saklamadı?

İsrail meselesinde Mamdani'nin sicili, Trump'ın tam tersi. Ne bir bağışçısı var ne bir ticari bağı. Daha eyalet meclisi üyesiyken Mayıs 2023'te, “Not on our dime!” teklifini sundu. New York'ta kayıtlı hayır kurumları üzerinden İsrail yerleşimlerine akan parayı kesmek istiyordu. Kendi ifadesiyle yılda en az 60 milyon dolardan söz ediyoruz. Peki, ne oldu? Teklif, kendi partisinden 66 milletvekilinin imzasıyla gömüldü. Meclis Başkanı Heastie, “Başlamadan bitti!” deyip teklifi oylamaya bile almadı.

Gazze konusunda da susmadı. 13 Ekim 2023'te, daha kara harekâtı başlamamışken, “Bir soykırımın eşiğindeyiz,” dedi. İki yıl sonra başkan koltuğunda, aynı kelimeyi kullanmaya devam etti. İsrail'in var olma hakkı sorulduğunda verdiği cevap da hep aynı oldu: Tanıyor, ama “Yahudi Devleti” nitelemesini reddediyor. Gerekçesi şu: “Din ya da başka bir temelde vatandaşlık hiyerarşisi kuran hiçbir devleti desteklemekte rahat değilim.”

Bunun bedelini de ödedi. Göreve başladığı ilk gün, Adams'ın İsrail boykotunu yasaklayan emrini iptal etti. İsrail Dışişleri buna, “Açık ateşe dökülen antisemit benzin,” dedi. Temmuz 2026'da Ben-Gvir'in şehre geleceği konuşulunca tavrı netti: “Ayağını New York'a atarsa tutuklanacak.” Ben-Gvir, gelmedi.

Peki, neyi sakladı?

Ama aynı adam, üç konuda geri adım attı: Birincisi polis. 2020'de “NYPD (New York Polis Departmanı); ırkçı, queer karşıtı, kamu güvenliği için tehdit” diye yazıyordu. 2023'te daha da ileri gitti: “NYPD'nin postalı boynunuzdayken o postalın bağcığını İsrail ordusu bağlamıştır.” Kampanyada bu dili bıraktı, polis bütçesine dokunmayacağını söyledi, Fox News'te polislerden özür diledi. Değişimi, “olgunlaşmak” diye açıkladı.

İkincisi, “globalize the intifada”. Haziran 2025'te kınamayı reddetti, ifadeyi “Filistin hakları için umutsuz bir eşitlik arzusu” diye savundu. Bir ay sonra Yahudi cemaat temsilcileriyle görüşmelerin ardından, artık bu ifadeyi “caydıracağını” söyledi. Kınamadı ama savunmayı da bıraktı.

Üçüncüsü Netanyahu. Aralık 2024'te net konuşmuştu: “Belediye başkanı olarak New York, Netanyahu'yu tutuklar!” Seçilince yineledi. Sonra 22 Temmuz 2026'da geri adım geldi: Şehrin böyle bir yetkisi yoktu. Vaadin yerini bir çağrı aldı; federal hükûmet ICC'ye katılsın, kararı kendisi uygulasın. Sertliği duruyordu; Netanyahu hâlâ “savaş suçlusu” ve “korkunç bir soykırımın mimarı”ydı. Ama bir şeyler, onu geri adım atmaya itti.

İki tarafın da gönlü olsun!

Higgins'in deneyi, asıl burada işliyor. Mamdani'nin seçmenleri, Amerikan siyasetinde pek görülmeyen bir bileşim: Bir yanda muhafazakâr Müslüman göçmenler, diğer yanda şehrin LGBT ve sol tabanı. Peki aynı adam, ikisini birden nasıl idare ediyor?

LGBT sicili tartışmasız güçlü. Eyalet meclisindeki ilk döneminde trans kadınları hedef alan “Walking While Trans” yasağının kaldırılmasını destekledi, Gender Recognition Act'e eş-sponsor oldu. Kampanyada 65 milyon dolarlık bütçe, bir LGBTQIA+ ofisi ve şehri “sığınak” ilan etme sözü verdi. Göreve gelir gelmez, ofisi kurdu.

Aynı adam, 18 Ekim 2025'te Brooklyn'de İmam Siraj Wahhaj'la cuma namazı kıldı ve onu “ülkenin önde gelen Müslüman liderlerinden” diye tanıttı. Wahhaj'ın bir vaazında eş cinselliği “bu toplumun hastalığı” diye nitelediği biliniyordu. Üç ay öncesinde ise Uganda'da, Entebbe Havalimanı'nda, ülkenin eş cinsellik karşıtı yasasının mimarlarından Rebecca Kadaga ile fotoğraf çektirmişti. Ortaya çıkınca cevabı hazırdı: “Kim olduğunu bilseydim çektirmezdim.”

Wahhaj eleştirisine verdiği yanıt ise doğrudan duvara dokunuyordu: Aynı imam, Bloomberg ile de görüşmüştü, de Blasio ile de; Adams'la birlikte kampanya bile yapmıştı. Bu, ancak bir Müslüman aday kazanmaya yaklaştığında ulusal mesele oldu. İtirazın haklı tarafı var. Ama sorun ortadan kalkmıyor: Aynı hafta içinde hem “Gays for Zohran” mitinginde hem o camide bulunmak, iki dinleyiciye iki farklı cümle kurmayı gerektiriyor.

Fox News, bu ağı “God Squad” başlığıyla işledi; Mamdani'yi destekleyen 110'u aşkın örgütün, Wahhaj tartışması patlayınca hızla bir savunma protestosu örgütlediğini yazdı. Kaynak partizan ama altını çizdiği ayrıntı önemli: Mamdani'nin Khoja Şii geçmişi, müttefiklerinin çoğunu oluşturan katı Sünni çevrelerden belirgin biçimde ayrışıyor. Yani ortak zemin, dinî değil; siyasi.

Kimlik mi, içtihat mı?

Buraya kadar anlattıklarımız, bir soruyu kaçınılmaz kılıyor: İsrail karşısında taviz vermeyen bir Müslüman, aynı anda nasıl LGBT mitinglerinde konuşabiliyor? Birincisi, bunun Amerikan solunda tutunmanın bedeli olduğu. New York'ta LGBT desteği, zaten bir giriş bileti. Bir Müslüman adayın “İslamcı” damgasından kaçmak için bunu fazladan vurgulaması da anlaşılır. Ama bu görüşün açıklayamadığı bir şey var. Mamdani'nin sicili, başkanlık hırsından önce başlıyor. 2021'de meclise girdiği ilk oturumda, trans kadınları hedef alan yasağın kaldırılmasına çalıştı. Queens'in 36. bölgesi, güvenli bir demokrat bölgeydi; orada bu kadar ileri gitmesi gerekmiyordu. Üstelik bu tez çürütülemez: Destek verse “zorunluydu”, vermese “riyakâr” denecekti.

İkincisi, rakiplerinin tezi. Cuomo, açıkça söyledi: Mamdani bir “aktör”dü, “kurban rolü oynuyor ama aslında fail o”ydu. Bunun da zaafı var. Riyakâr bir siyasetçi, kaybettiren pozisyonları terk eder. Mamdani terk etmedi. Bağış teklifi, kendi partisi tarafından gömüldü. “Soykırım” nitelemesini, ulusal bir saldırı dalgası altında sürdürdü; göreve gelir gelmez İsrail Dışişleri'ni karşısına aldı. Hiçbiri, oy kazandırmıyor.

Üçüncüsü ve bize en tutarlı görüneni ise şu: Mamdani'nin siyasi cümlelerinin tek bir kaynağı var ve o kaynak fıkıh değil. İsrail'i reddederken kullandığı gerekçeye dikkat edin: “Yahudi Devleti” olduğu için değil, “din ya da başka bir temelde vatandaşlık hiyerarşisi kurduğu” için. Uganda'yı eleştirirken de aynı yerden konuşuyor: Siyasetinin temelini “evrensel insan hakları inancı” olarak tarif ediyor. Aynı ilke, iki ayrı dosyada aynı sonucu üretiyor.

Bu okumayı sağdan gelen bir analiz de doğruluyor. Muhafazakâr AEI'den Timothy Carney, Mamdani'yi anlamak için onun İslam'ı bir inanç olarak değil; bir mazlumiyet nişanı ve güçlüye karşı direniş kaynağı olarak taşıdığını varsaymak gerektiğini yazıyor. Yani ortada çelişki değil, sıralama var. İslam, ona kimliğini veriyor. Sosyalizm ise içtihadını.

Duvarın ikinci yüzü

Amerikan sağı, Mamdani'yi aynı anda iki şeyle suçluyor: Hem “radikal İslamcı” hem “radikal LGBT devrimcisi”. İkisi, aynı anda doğru olamaz. Ama asıl mesele de bu. Duvar, Mamdani'ye bakıp ne gördüğüne karar vermiyor; hangi cümleyi kime satacağına karar veriyor.

Geçen sayıda, Trump'ın siyasete ticaret gibi yaklaştığını söylemiştik. Mamdani için bunu söyleyemeyiz. Ne bağışçısı var ne ticari ilişkisi; üstelik aldığı tavırların çoğu, ona kaybettiriyor. Onun geri adımları çıkardan değil, iktidarın kendisinden geliyor. Muhalefette tutulan cümle, yönetime gelince uygulanabilirliğini kaybediyor.

Belki kutupların gerçek farkı burada. Trump'ın tutarlılığı, çıkarına bağlı olduğu için sarsılmıyor. Mamdani'ninki ilkeye bağlı olduğu için sınanabiliyor. Duvar birincisini besliyor, ikincisini ise eğip büküyor.

Ne var ki eğilmek, kırılmak değil. Amerika'nın en büyük şehrinin başındaki adam, hâlâ “soykırım” kelimesini çekinmeden kullanabiliyor.

Bir sonraki sayıda ise bir cümlenin milyonlarca insana aynı anda nasıl satıldığını, kimin hangi ekranda ne gördüğüne kimin karar verdiğini konuşacağız. Çünkü duvarı ören el, artık bir insana bile ait değil.

Bu yazının başlığı yazardan bağımsız editoryal olarak hazırlanmıştır.

Başlıklar :

Okumaya devam et

Pusholder

Senin gündemin

Okuma seçenekleri

Push AIÖzet

PusholderKaynakta oku
gzt.com