Bir önceki yazımda Lihtenştayn'ı anlatmıştım. Aslında Zürih diye başladığım bu yolculukta orası benim için otele giriş saatime kadar değerlendirebileceğim günü birlik bir ani gezi olmuş ve çok da güzel olmuştu. Bugün size ne çok kalabalık ne de çok sessiz olan Limmat Gölü kenarında esen serin rüzgâr, tramvayların hafif sesi, temiz taş sokaklarıyla anılan Zürih'ten bahsedeceğim. Öncelikle oteller ve yeme içme dahil oldukça pahalı bir şehir. Diğer Avrupa ülkelerinde 13-15 Euro'ya yiyebileceğiniz bir pizza burada karşınıza 22 Euro olarak çıkıyor. Oteli Bahnhofstrasse merkezine yakın bir yerde tuttum ulaşım bu bölgede oldukça kolay çünkü havalimanından bu bölgeye doğrudan tren geliyor. Burası zaten Bahnhofstrasse Zürih'in merkezi tren istasyonunun bulunduğu yer. Havalimanından indiğinizde terminalin alt katında tren istasyonu var. Zürich HB yönüne binerek şehir merkezine kolaylıkla ulaşabilirsiniz. Şehri yürüyerek Google Maps kullanarak gezmenizi tavsiye ederim. Oldukça keyifli doğru rota oluşturuyor.
Alışveriş tutkunu ve düzenli cadde meraklısıysanız Bahnhofstrasse size göre. Burası dünyanın en ünlü caddelerinden biri. Zürih’in kalbi burada atıyor. Lüks mağazaların sıralandığı bu geniş cadde yalnızca alışveriş için değil, şehri anlamak için de güzel bir başlangıç noktası. Tramvayların sessizce akıp gittiği cadde boyunca yürürken bir yandan Zürih’in düzenini, bir yandan da İsviçrelilerin sade ama zarif tarzını hissediyorsunuz.
Bahnhofstrasse’den sola kıvrılıp birkaç adım attığınızda kendinizi Zürih’in Orta Çağ’dan kalan hikâyelerinde buluyorsunuz. Altstadt’ın dar sokakları; renkli binalar, butik kahveciler ve küçük sanat galerileriyle dolu.
Eski şehirde yükselen iki kuleli Grossmünster, Zürih’in en tanınan yapılarından. Kuleye çıkmak biraz efor istiyor ama yukarıdan görünen Zürih Gölü ve çatıların manzarası her adıma değiyor. Efsaneye göre kilisenin kurulduğu yeri şehrin koruyucuları olan Aziz Felix ve Regula seçmiş.
Grossmünster’in tam karşısında yer alan Fraumünster, Marc Chagall’ın yaptığı vitraylarıyla ünlü. İçeri adım atar atmaz mavi, kırmızı ve altın sarısı renklerin büyüsüne kapılıyorsunuz. Bir kiliseden çok bir sanat eseri gibi.
Lindenhof Tepesi eski şehrin en huzurlu noktalarından biri. Ağaçların gölgesine oturup Limmat Nehri’ni, tarihi binaları ve Grossmünster’in kulelerini izleyebilirsiniz. Yerel halk burada satranç oynar, turistler fotoğraf çeker, şehir ise kendi sakin ritminde akmaya devam eder.
Zürih Gölü şehrin en güzel taraflarından biri. Zürihliler güne yüzerek veya göl kenarında kahvelerini içerek başlıyor. Siz de gölde bir tekne turu yapabilir, kuğuları izleyebilir veya hafif müzik eşliğinde kıyıda yürüyüş yapabilirsiniz. Gün batımında ışıkların göle yansıması ise ayrı bir güzellik.
İstersin gemi turlarına da katılabilirsiniz ücreti gemide kredi kartıyla da 15 Euro olarak ödeyebilirsiniz. Seyahat yaklaşık bir buçuk saat sürüyor ve oldukça keyifli. Alplerin harika manzarası eşliğinde geziniyorsunuz.
Sanatseverler için kaçırılmayacak bir durak Kunsthaus. Monet’den Giacometti’ye, Rodin’den çağdaş sanatçılara geniş bir koleksiyonu var. Şehrin kültürel ruhunu anlamanın en iyi yollarından biri.
Zürih’in en iyi panoraması için doğru adres Uetliberg Tepesi. Yaklaşık 20 dakikalık bir tren yolculuğuyla ulaşılıyor. Zirveden şehri, gölü ve hava açıksa Alpler’in beyaz zirvelerini görüyorsunuz. Şehre biraz uzaklaşıp nefes almak için ideal.
Niederdorf eski şehrin doğu yakasındaki bu bölge gündüzleri kafeler ve küçük butikleriyle sevimli, akşamları ise hareketli barlarıyla canlı. Zürih’te hem tarih hem eğlence isteyenler için doğru adres.





