Abdullah Gül anlatıyor: Adalet ve Kalkınma Partisi nasıl kuruldu?

  1. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, İstanbul Ayazağa'daki çalışma ofisinde BBC Türkçe'nin sorularını yanıtladı. Adalet ve Kalkınma Partisi, kuruluşunun 25. yılını kutluyor. Abdullah Gül, partinin kuruluşuna öncülük yapan en önemli isimlerden biri. Gül, AK Parti iktidarının ilk döneminde, Recep Tayyip Erdoğan'ın siyasi yasaklı olması nedeniyle yaklaşık dört ay başbakanlık yaptı. Daha sonra ise dışişleri bakanlığı ve başbakan yardımcılığı ile cumhurbaşkanlığı görevlerinde bulundu. 2014'ten bu yana aktif siyaset içinde yer almayan Gül, partinin kuruluşuyla ilgili bazı anekdotları paylaştı.

Gül, Fazilet Partisi'nde yaşanan ayrışmayı ve yeni bir parti kurma fikrinin nasıl doğduğunu anlattı. "AK Parti'yi çok çalıştık" diyen Gül, hazırladıkları acil eylem planıyla, hükümete geldiklerinde yapacakları her şeyin hazır olduğunu söyledi. Ayrıca partinin ilk zorlu sınavı sayılabilecek 1 Mart tezkeresi sürecinde yaşananları da aktardı.

Son dönemdeki siyasi tartışmalarla ilgili yorum yapmak istemediğini belirten Gül, bununla birlikte partinin tarihini ikiye ayırdı. İkinci dönemde Türkiye'de 15 Temmuz darbe girişimi gibi olağanüstü olaylar yaşandığını hatırlatarak ekledi: "Ümit ediyorum ki bütün bu travmalar, bütün bunlar artık hep atlatılır ve Türkiye tekrar AK Parti'nin o ilk dönemlerindeki, ilk deklare ettiği vizyon çerçevesinde yönetilmeye başlar."

Fazilet Partisi'ndeki ayrışma neden yaşandı?

Adalet ve Kalkınma Partisi'nin kökleri, Milli Görüş hareketine uzanıyor. Bu gelenekten gelen Refah Partisi (RP) 1998 yılında, "laikliğe aykırı fiillerin odağı haline gelmesi" gerekçesiyle Anayasa Mahkemesi tarafından kapatıldı. RP yerine kurulan Fazilet Partisi (FP) de 1999'da bir kapatma davasıyla karşı karşıya kaldı. 2000 yılında, kongreye giden Fazilet Partisi'nde, partide Yenilikçiler ve Gelenekçiler olarak tanımlanan iki kanat ortaya çıktı. Abdullah Gül, "O zaman halk bize Yenilikçiler dedi. Bizim ağabeylerimiz biraz daha statükocu, geleneksel düşünceler içerisinde oldukları için onlara Gelenekçiler ismini koydular" diyor.

Gül, bu iki çizgi arasındaki ayrımı şöyle özetliyor: "Bu süreç içerisinde biz, parti politikalarının değiştirilmesi gerektiğini, partinin daha çağdaş hale gelmesi, daha anlaşılır olması, retorikle ideolojik görüntüden çıkıp daha çok demokrasiyi, hukukun üstünlüğünü, temel insan haklarını esas alan ve yaptıklarıyla halka güven veren bir çizgiye gelmesini savunmaya başladık."

"Böyle bir partide demokratik mücadele ilk defa oldu"

Kongrede Recai Kutan'a karşı Yenilikçiler'in adayı Abdullah Gül'dü. Gül, partide ilk kez böyle bir yarış yaşandığını, bunun çok önemli bir vaka olduğunu belirtiyor: "Bazıları dışarıdan bize İslamcı parti der. Biz hiçbir zaman kendimizi öyle vasıflandırmadık. Ama şu bir gerçek ki daha çok dindar insanların veyahut da dini konulara çok önem veren insanların bir arada olduğu, din özgürlüğüyle ilgili problemleri daima çözmek için uğraşan bir parti olduğumuz için ve politikalarımız da böyle görüldüğü için bu sıfat verildi."

Kutan, o kongrede 112 oy farkla yarışı kazandı. Gül'ün aktardığına göre, ertesi gün gazetelerde Gelenekçiler için "Aritmetik olarak kazandılar ama siyaseten kaybettiler" yorumları yapıldı. 2001'de Fazilet Partisi kapatıldığında Gelenekçilerin adresi FP'nin devamı olarak kurulan Saadet Partisi oldu. Recep Tayyip Erdoğan liderliğindeki Yenilikçiler ise yeni bir parti için kolları sıvadı.

"AK Parti'yi o zaman çok çalıştık"

Abdullah Gül, yeni partiye hazırlık sürecinde çok farklı kişilerle yoğun bir şekilde toplantılar yaptıklarını vurguluyor. Özellikle o günlerde, kendisinin başında olduğu Politika Araştırmaları Merkezi (PAM) ve Beşir Atalay'ın kurduğu Ankara Sosyal Araştırmalar Merkezi'nin (ANAR) çalışmalarına dikkat çekiyor: "Biz iktidara geldiğimizde ne yapacağız? Onun için çok ciddi çalışmalar yaptık. Bunu o zaman acil eylem planı diye ilan ettik."

Gül, partinin o dönemdeki dokümanlarına çok önem verdiğini belirtiyor: "AK Parti'nin kuruluş dokümanlarının hiçbiri sadece aramızdan bir kişinin eline kaleme alıp da yazdığı belgeler değildir. Bunlarla ilgili seminerler, toplantılar, tartışmalar yaptık ve bütün bu belgeleri bunların neticesinde yazdık."

"Milli Görüş'ten kopuldu mu?"

Adalet ve Kalkınma Partisi'nin kurucularının önemli bir bölümü Milli Görüş kökenliydi. Erdoğan, başbakan olduğu 2003 yılında "Milli Görüş elbisesini çıkardık" dedi. Ancak yeni partinin hem ideoloji hem de güncel politika açısından Milli Görüş çizgisiyle bağı, yıllarca tartışma konusu olmaya devam etti. Gül, "Tırnak içinde Milli Görüş elbisesi ne zaman çıkarıldı?" sorumuza yanıt verirken terminoloji nedeniyle "yanlış anlamalar" yaşanabileceği uyarısında bulunuyor.

Gül, görüşlerini şu şekilde paylaşıyor: "Kendimize özgüven sağlamak, yerli milli meselelere sahip çıkmak, körü körüne bir Batı taklitçiliği yapmamak ve Türkiye'deki özgürlüklerin boyutunu hep genişletmek, insanların istediği gibi yaşamalarını sağlamak."

"Demokrasiyi çok öne çıkartmazdık"

Bu dönemde AKP kendisine yeni bir siyasi kimlik de tanımlamış ve programına koymuştu: "Muhafazakâr demokrat." Gül, "bunun tesadüfen başkalarının verdiği bir isim olmadığını, bu ismi kendilerinin seçtiğini" söylüyor. Bu kavramın anlamını sorduğumuz Gül, önce muhafazakârlık anlayışlarını açıyor: "Bizim muhafazakârlığımız statükocu olmak değil. Biz moral değerlere önem veren, inançlarımız, dünyaya bakışımız, geleneklerimiz, tarihe bakışımız, hayat tarzlarımız açılarından baktığınızda muhafazakâr olan, inandığımız gibi yaşamaya gayret sarf eden bir topluluktuk."

Gül, demokrasiyi yorumlarken ise bunun en iyi yönetim şekli olduğunu söylüyor: "Görmemezlik yapamazsınız. Bugünkü dünyada şimdi gerçek ki demokrasi en iyi yönetim şekli. Yanlışlıkları, noksanlıkları bu ayrı, en iyi yönetim şekli."

Açıkçası biz geleneksel olarak demokrasi lafını çok kullanan bir çizgiden gelmedik. Onun yerine sadece milli irade denirdi ama demokrasiyi çok öne çıkartmazdık. Demokrasi sadece tabii seçim de değil. Nedir? Hukukun üstünlüğü var. Nedir? Temel hak ve özgürlüklerin garanti altına alınması var. Nedir? İyi yönetişim şekilleri var.

İktidara gelmeden yurtdışı temasları

Hummalı bir hazırlık sürecinin ardından Adalet ve Kalkınma Partisi, 14 Ağustos 2001'de kuruldu. Erdoğan, aynı gün erken seçim çağrısında bulundu. Parti, henüz iktidara gelmeden Batı'daki temaslarına başladı. Abdullah Gül o günleri şöyle hatırlıyor: "Seçim kampanyamız sırasında o zaman iki arkadaşımızı, Ali Babacan ve Nazım Ekren'i, New York'a ve Londra'ya gönderdim ve oralarda bütün uluslararası finans çevrelerine bu programlarımızı anlatmalarını istedim. Anlattılar."

Erdoğan da ilerleyen dönemde parti lideri olarak ABD Başkanı George W. Bush dahil birçok önemli isimle görüştü. Kamuoyu yoklamaları yeni partinin yükselişini gösteriyordu. Gül, sonuçların yine de sürpriz olduğunu söylüyor: "Seçimi kazandığımızda tabii ki tek başına iktidarımız büyük bir sürpriz oldu, çünkü Anavatan Partisi, Doğru Yol Partisi, Milliyetçi Hareket Partisi seçim barajını geçemediler. Biz ve Cumhuriyet Halk Partisi ile iki partili bir dönem başladı."

"Başbakan kim olacak?"

1997'de okuduğu bir şiir nedeniyle hapis yatan ve siyasi yasaklı olan Erdoğan seçimlere katılamamıştı. 3 Kasım 2002 seçimlerini takip eden BBC Muhabiri Robin Denselow'un kampanya döneminde görüştüğü Gül, "Bir sonraki başbakan kim olacak?" sorusuna gülümseyerek, "İçimizden biri. Tabii ki partiden biri olacak" yanıtını vermişti. Gül, seçimlerden sonra AKP iktidarının ilk başbakanı oldu.

Gül, iktidara geldiklerinde ilk kararın Bakanlar Kurulu'nun üye sayısını, 38'den 23'e indirmek olduğunu belirtiyor. Bunun yanında olağanüstü hâl (OHAL) uygulamasını kaldırdıklarını hatırlatıyor: "Bütün bunlar hep elimizde metin olarak belliydi."

1 Mart tezkeresi: "AK Parti'nin esas yükselişi bu kararla olmuştur"

AKP, henüz iktidarının ilk döneminde Irak Savaşı gündemiyle karşı karşıya kaldı. Gül, devir teslim sürecinde Bülent Ecevit'in de bu konuda uyarılarda bulunduğunu hatırlıyor: "Irak Savaşı ile ilgili bana dikkatli olmam gerektiğini söyledi. O zaman kendilerinin bazı emrivakilerle hep karşı karşıya olduklarını [söyledi]."

Gül, o günleri şöyle hatırlıyor: "Hiç unutmuyorum, BBC, CNN International geldiğinde, 'Halkınız savaşa karşı, nasıl halledeceksin?' diyorlardı. Yani 'meclisten bu izni nasıl çıkartacaksın?' Bunu sorduklarında 'Ben ne emirim, ne sultanım, ne kralım. Ben seçilmiş bir başbakanım. Dolayısıyla bunu meclise getireceğim' diyordum."

Oylama günü milletvekillerini serbest bıraktıklarını anlatıyor Gül: "Meclise getirdiğimizde, son yaptığımız toplantıda, açıkçası milletvekillerine 'Amerikan Kongresi neyse burası da odur' dedim. "Söylediğim şey şuydu: 'Ben mecburum, altında benim imzam var ama siz mecbur değilsiniz. Siz nasıl düşünüyorsanız, neye inanıyorsanız öyle oy kullanın.'"

Oylamada 250 ret, 264 kabul, 19 çekimser oy çıktı. Gerekli 267 salt çoğunluğa ulaşılamadığından tezkere reddedilmiş oldu. Gül, kararın "Türkiye'nin bağımsız olduğunu, başka bir ülkenin kuyruğuna takılıp giden bir ülke olmadığını gösterdiğini" söylüyor: "Nitekim o günün akşamı Rusya Başbakanı [Vladimir] Putin aradı. 'Hepimiz siz oyalıyorsunuz diye düşünüyorduk ama ne kadar saygı duyulacak bir ülke olduğunuzu dünyaya gösterdiniz' dedi."

Gül, tezkere kararının AK Parti için de bir milat olduğu görüşünde: "AK Parti'nin Avrupa'daki ve Arap sokaklarındaki, İslam dünyasındaki esas yıldızının parlaması ve esas yükselişi bu kararla olmuştur."

CHP ve Deniz Baykal'ın hakkını teslim etmek gerekir

Aynı günlerde AKP, Erdoğan'ın siyasi yasağını kaldırmak amacıyla bir Anayasa değişikliği teklifi hazırladı. Teklif 13 Aralık'ta TBMM'de AK Parti ve CHP oylarıyla kabul edildi. Dönemin Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer kararı veto etti. Karar TBMM'ye iade edildikten sonra 437 oyla tekrar kabul edildi. Sezer bu kez değişikliği imzaladı. Böylece Erdoğan'ın siyasi yasağı kalktı. Gül bu süreci anlatırken, "Orada Cumhuriyet Halk Partisi'nin, Deniz Baykal'ın hakkını teslim etmek gerekir. Onlar eğer bu desteği vermeseler o yapılmazdı" diyor.

"Sırt sırta verdik, çalıştık"

Gül, Erdoğan'ın başbakanlığı döneminde de çok yakın çalıştıklarını belirtiyor: "Bu beş yıl içerisinde tabii genel ülke politikalarını, dış politikayı ben şüphesiz ki daha iyi biliyordum. Çünkü Tayyip Bey'in İstanbul'da belediye başkanlığı tecrübesi vardı sadece o zaman. Kabineyi de kendim kurdum doğrusu ve teklif ettim. Tayyip Bey'in sadece bir teklifi oldu. Daha sonra onu da kendisi değiştirdi başbakan olunca. Dolayısıyla kurduğum hükümet çatısı ve program aynı şekilde devam etti. Hiçbir şey olmamış gibi devam ettik. Sırt sırta verdik ve çalıştık."

Gül, 2007'de cumhurbaşkanı olmak için partisinden ayrıldı. 2014 yılında bu koltuğu bıraktıktan sonra aktif siyasete dönmedi. Anayasa Mahkemesi'nin 2007'deki '367 Kararı' neydi? Abdullah Gül, 2014'ten bu yana aktif siyaset içinde değil. 'Ümit ediyorum ki Türkiye tekrar AK Parti'nin o ilk deklare ettiği vizyon çerçevesinde yönetilmeye başlar.'