Bölgesindeki eylemleri, insan hakları ihlalleri, katliamları ve dış siyasetindeki pervasızlığıyla adeta bir “dünya kabadayısı” haline gelen İsrail’e “dur” diyen bir güç yok. Ancak bütün bunlara yazdığı kitaplarla karşı çıkan Yahudi kökenli vicdan sahibi bir siyaset bilimci ve aktivtist var. Norman G. Finkelstein, yeni kitabı “Küstahlığın ötesinde / Antisemitizm Sektörü ve Tarihin Suistimali” ile “İsrail-Filistin çatışması gerçekten çözülemeyecek kadar karmaşık mı; yoksa gerçeğin üstünü örten şey, bu mesele etrafında yapılan tartışmalar mı?” sorusunun cevabını arıyor. İsrail lobisinin yayımını engellemek için büyük çaba sarfettiği kitap TİMAŞ Yayınları tarafından Türk okurlarıyla buluşturuldu. İkinci Dünya Savaşı sırasında Nazi toplama kamplarından sağ kurtulmayı başaran Aşkenaz Yahudisi bir anne babanın çocuğu olan orman G. Finkelstein bugün dünyada İsrail'in işgal ve Filistin politikalarını en sert eleştiren isimlerin başında geliyor. Doktorasını Princeton Üniversitesi'nde siyaset bilimi alanında tamamlayan Finkelstein; Israil-Filistin çatışması, Siyonizm ve Yahudi Soykırımı'nın (Holokost) siyasi amaçlarla kullanılması üzerine yaptığı radikal çalışmalarla tanınan bir yazar. Finkelstein, ünlü "Soykırım Endüstrisi" kitabında dile getirdiği, Nazi zulmünün İsrail devletinin hak ihlallerini örtbas etmek ve bazı kuruluşlara finansal çıkar sağlamak amacıyla sistematik bir propaganda aracına dönüştürüldüğü teziyle tanınıyor. Tavizsiz duruşu ve giriştiği sert polemikler, ABD'deki güçlü Siyonist lobilerin tepkisini çekmiş ve ana akım Amerikan akademisinden büyük ölçüde aforoz edilmiştir. Maruz kaldığı tehditlere ve 2008'den beri İsrail'e girişinin yasaklanmasına rağmen geri adım atmayan Norman G. Finkelstein, “Küstahlığın Ötesinde / Antisemitizm Sektörü ve Tarihin Suistimali” adlı yeni kitabında çağımızın en hararetli siyasi tartışmalarından İsrail-Filistin çatışmasını mercek altına alıyor. Tarihî kayıtları, uluslararası hukuk belgelerini ve önde gelen insan hakları kuruluşlarının raporlarını karşılaştırarak; İsrail’in işgal politikaları, Filistinlilerin maruz kaldığı insan hakları ihlalleri ve İsrail’e yönelik hemen her eleştirinin “antisemitizm” suçlamasıyla karşılanması üzerine kapsamlı ve sert bir sorgulama yapıyor.

Finkelstein’ın bu çalışmalarında gündeme getirdiği “yeni antisemitizm” kavramı dikkat çekiyor. Çünkü Finkelstein, bu kavramın, İsrail politikalarına yapılan her eleştiriyi susturmak için adeta bir kırmızı kart gibi kullanıldığını ve bu kullanışlı kartla muhalif seslerin susturulmaya çalışıldığı tespitini yapıyor.

Finkelstein, Uluslararası Af Örgütü, İnsan Hakları İzleme Örgütü ve B’Tselem gibi kuruluşların bulgularından hareketle İsrail devletinin ve lobisinin eylemlerini madde madde, iddia iddia inceliyor; hedefli öldürmelerden işkence çeşitlerine, ev yıkımlarından idari gözaltılara, yerleşim politikasından Filistinlilerin gündelik hayatını felç eden uygulamalara kadar işgalin en tartışmalı meselelerini ele alıyor.

Konuya ilgi duyanların ve dünya çapında güçlü İsrail propagandasının kaynaklarını merak edenlerin okuması gereken önemli bir çalışma.

TİMAŞ Yayınları

Tel:(0212) 511 24 24

SORULARLA AVRASYA

Araştırmacı yazar Mehmet Ulusoy yeni kitabı “Mitolojik Kökleri ve Simgeleriyle Avrasya Kültürü”nde çarpıcı tespit ve sorularla Avrasya’nın kapılarını aralıyor. Ulusoy’un bu çalışmasında cevabı peşine düştüğü sorular şöyle:

  • Avrasya, neden bir coğrafyadan, küresel bir siyasal tanımlamadan öte, kültürel bir olgu ve kavramdır?

  • Avrasya tanımındaki, onun arkasına gizlenmiş emperyalist amaç ve stratejiler ile antiemperyalist amaç ve stratejiler hangi noktalarda çarpışmaktadır bugün?

  • Bu çarpışma, neden salt siyasal-toplumsal değil de, aynı zamanda kapitalizmi aşan yeni bir toplum, yeni bir dünya ve yeni bir insanlık projesine dayanan derin kültürel-ideolojik bir çarpışmadır?

  • Avrasya'yı asıl belirleyen ortak tarihsel, kültürel kökler olsa da, ortak coğrafyanın da ayrıca belirleyici bir rolü, “coğrafya kaderdir” sözünün bir anlamı yok mudur?

  • Pasifik'ten, Kore ve Çin'den, Atlantik’e, Avrupa uçlarına bu uçsuz bucaksız Sibirya, Turan ve Deşti Kıpçak toprakları, neden bugün Türk, Rus, Fars ve Çin uluslarının ortak kaderini belirleyen bir olgudur?

  • Dünya ekonomik-siyasal güç merkezinin Çin ve Rusya odaklı Asya'ya kaydığı günümüzde ve bütün 21. yüzyıl ve ötesinde, Avrasya'nın tarihsel, toplumsal, kültürel potansiyel dinamikleri insanlığın gelecek umutlarını, ideallerini nasıl ve ne yönde etkileyecektir?

  • Bu etkilemenin en önemli boyutu, hatta temel nedeni, Batı'dan çok çok önce büyük uygarlıklara analık ve beşiklik yapan, insanlık kültürünün doğup, gelişip harmanlandığı derin kültürel kökler olabilir mi?

  • Avrasya, kapitalizmi aşan yeni bir uygarlık, yeni bir dünya umudunun adıdır artık. Bu böyle olması aynı zamanda, yaklaşık 500 yıllık Batı uygarlığının çürümesi ve çöküş içinde olması anlamına gelmiyor mu? Peki Batı neden çürüyüp ve çöküyor? * * Bu bağlamda uygarlıkların yükseliş ve çöküş dinamikleri bize neyi gösteriyor?

  • Avrasya dünyasının siyasal, toplumsal ve kültürel ortak ögelerini ve derinliklerini son üç bin yıldır büyük ölçüde belirleyen Türk-Turan kavimlerinin büyük imparatorluklar kurarak gerçekleştirdiği bu belirleyicilik, bugün bizim için kültürel olarak ne gibi bir anlam taşıyor?

  • Rus, Çin ve Fars kültürlerindeki Turani-Türk etkeninin temel nedeni, neden Bütün Avrasya'yı kucaklayan İskit, Hun, Göktürk ve Moğol adlı yaklaşık iki bin yıl dünya toplumsal ve siyasal oluşumlarını belirleyen büyük imparatorluklardır?

Berfin Yayınları

Tel:(0212) 513 79 00