Prof. Dr. Aylin Ünver Noi, Beykoz Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi ve Bonn Üniversitesi İleri Güvenlik, Strateji ve Entegrasyon Çalışmaları Merkezi (CASSIS) Kıdemli Uzmanı, 29 Aralık’ta ABD Başkanı Donald Trump ile İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu arasında gerçekleşen görüşmeyi değerlendirdi.

Amerika Birleşik Devletleri (ABD), Kasım 2025'te Ulusal Güvenlik Strateji Belgesi'ni ilan etti. Bu belgede her ülke ve konu ne kadar değerli olursa olsun, Amerikan stratejisinin odak noktası olamayacağı vurgulanıyor. Ayrıca, ABD’nin ulusal çıkarlarının korunması gerektiği belirtiliyor. Belge, ABD’nin askeri ve diplomatik gücünün sınırlarının olduğunu da ifade ediyor.

Belgede, ABD'nin temel dış politika çıkarlarının önceliğinin Batı Yarımküre olduğu gözlemleniyor. Güney Amerika, Kanada ve Arktik bölgelerinde ABD karşıtı yönetimlerin değiştirilmesi ve bu ülkelerin ABD’nin bir parçası haline getirilmesi hedefleniyor. Bu yaklaşım, ABD’nin çeşitli tehditlerden korunmasını amaçlıyor.

ABD-İsrail ilişkisi tarihsel bir ittifak üzerine kurulu ve 29 Aralık 2025'te Trump ve Netanyahu Mar-a-Lago'da görüştü. Bu görüşme sırasında, Gazze, Lübnan, Suriye, İran ve Türkiye gibi konular üzerinde duruldu. İsrail’in, Hamas ve Hizbullah’ın silahsızlandırılması konusundaki isteği, Trump’ın barış planlarıyla çelişiyor. Trump, Hamas'a yönelik sert ifadeler kullanarak, silahsızlanma talebinde bulundu.

Toplantıda, Trump'ın Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara ile ilişkileri iyileştirme çabası, İsrail’in görüşlerinden farklılık gösteriyor. Ayrıca, Trump’ın İran’ın nükleer programına karşı zafer açıklaması, İran ile yeni bir savaş başlatma isteği olmadığını gösteriyor.

Türkiye ile ilgili olarak, İsrail’in Hamas ile Türkiye arasındaki ilişkinin sorun yaratacağı yönündeki endişeleri dile getirildi. Trump, Türkiye ile ilişkilerin önemine değinerek, Türk askerinin Gazze'deki Uluslararası İstikrar Gücü'nde yer almasını istemediğini belirtti.

Sonuç olarak, Trump’ın Orta Doğu’da barışı sağlama çabaları ve ABD’nin dış politika öncelikleri, İsrail’in tutumlarıyla çelişiyor. ABD, güvenilir tedarik zincirlerini sürdürme ve müttefiklerine kendi sorunlarıyla başa çıkma konusunda daha fazla sorumluluk almalarını vurguluyor.