Kendi hayatlarının içinde hiç var olamadıklarının farkında bile olmayan insanlar, kendilerini yok edecek en saçma ihtimallerden bile ölesiye korkuyor.
Kıyamet senaryolarından çekilen filmlerin hemen hepsinde insanoğlu yakayı bir şekilde kurtarıyor. Bunun en önemli sebebi o hikayelerin devam filmlerinin çekilme ihtimalidir.
“Kıyamet iyi insanların üstüne kopmaz” diyerek kendilerini temize çıkaranlar muhtemel ki ceplerinden birinde açık tarihli iyi hal kağıdı taşıyorlar.
Soren Kierkegaard, ‘Kahkaha Benden Yana’ kitabında şöyle çok değişik bir kıyamet tarifi yapıyor: “Bir tiyatronun kulisinde yangın çıkmıştı. Bir soytarı sahneye çıkıp seyircileri durumdan haberdar etti. Herkes şaka yaptığını zannetti, sahnede büyük bir alkış koptu; soytarı yine aynı şeyi tekrarladı; alkışlar daha da arttı. Ben dünyanın işte böyle, söylenenin bir şaka olduğunu sanan cin fikirli şaka severlerin sıradan alkışları altında yerle bir olacağını düşünüyorum.”
“Bana sanki kıyamet çok yaklaşmış gibi geliyor” dedi dik saçlı olan. “Bana da biz kıyamete çok yaklaşmışız gibi geliyor” dedi umarsızca pek saçı olmayan.
İnsanlar geçmiş ve gelecek zaman ile uğraşmaktan şimdiki zamana bir türlü gelemiyor.
Ânın dışında bir zaman yoktur, öncenin ve sonranın halleri bu gerçeğe gözlerimizi kapattığımızda ortaya çıkar.
Dönerek devir alan şeylere belli bir süre dikkatle bakan insanlar hipnoz etkisi altına girebilir. Akrep ve yelkovana çok kapılmamak lazım!
Üç beş dakika geri kaldığını farkedip koşarak telaşla diğer saatlere yetişmeye çalışan bir saat gördünüz mü hiç?
Eskiden kurmalı saatler vardı, şimdi saatlerin kurduğu insanlar var!
Ne kadar doğru bir hayat yaşadığınızı, zamanın içine ne koyduğunuza bakarak anlayabilirsiniz.
“Bir insanın ne kadar iyi bir insan olduğu ile ilgili bir kanaate varmak gerektiğinde, onun diğer insan ve canlılara acı vermemek için ne kadar çaba harcadığına bakmalıyız. İnsan, diğer insan ve canlılara ne derece az acı veriyorsa, onları acılardan ne derece uzak tutuyorsa, kendisi de o derece iyi bir insandır” diyor Arthur Schopenhauer, ‘Merhamet’ isimli kitabında.
“Şunu aklım almıyor pek: Kırk yıl günahlar içinde yaşayan biri kelime-i şehadet getirdiğinde kırk yıl ibadet eden biriyle aynı imana sahip olabiliyor!” dedi yanındakine. “Kırk yıl etrafına günahlardan duvarlar ören birinin Allah’ı bulabilmesi kolay mı sanıyorsun!” dedi gülümseyerek yanındaki.
Sigorta şirketleri hâlâ iman sigortası yapmaya başlamadı mı?
Hidayet Allah’tandır; dilediğine dilediği zaman verir, dilediğinden de istediği zaman geri alır. Kim imanının cakasını satıyorsa, kendine dikkat etsin!
Kibir bir ayyaşın etrafında dolaştığından çok daha fazla alnı secdede olanların etrafında dolaşır.
Kıyameti algılamakta güçlük çeken tekno nesillere, dünyanın şarjının bitmesi şeklinde bir izahat yapılabilir belki.
Meczuba, “Düğmen koptu kopacak!” dediler, yüzlerine dik dik bakıp, “Kıyamet koptu kopacak!” deyiverdi.



