İstanbul

"Teşkilat" dizisinin Beykoz'daki setinde AA muhabirine açıklamada bulunan sanatçı, 35 yılı aşkın oyunculuk tecrübesini, vizyona girmeye hazırlanan "Al Beni Baba" filmini, yapay zekanın sanattaki yeri ve yaşamının bilinmeyenlerini anlattı. Nasıl gidiyor çekimleriniz? Önce atmosferinden bahsedelim.

Aslında biz çalışarak çok fazla zaman harcamıyoruz. Oyunculardan bahsediyorum ya da ben öyle düşünüyorum. Çünkü "3, 2, 1 kayıt" ile "stop" arasıdır bizim çalışmamız. O zaman oynuyoruz. Aslında çok zevkli olan kısmı kayıt. "Stop" diyene kadar çok zevkli çalışmak ama bizim çalışmamız o değil, bizim çalışmamız "3, 2, 1 kayıt" denene kadar gelen kısım. Tabii oraya gelene kadarki asıl çalışma beklemek. Işık kuruluyor vesaire. İşimizin doğasında var. Biz ekmeğimizin parasını bekleyerek kazanırız.

Meslekte başlangıçtan bu yana toplam zamanınız 40 yıl olmuştur değil mi? Çok oluyor, bilmiyorum ki. Ama bizim zamanımızda böyle karavanlar yoktu. Kasa koyuyorlardı, üstüne ayna koyuyorlardı. Sokakta, kahvenin önünde bir yerde kasanın üstüne, tabure diye oturuyorduk. Sokakta, karda kışta, orada makyajımızı yapıyorlardı.

Yani, şimdi karavan da var, şımarmayalım değil mi? Yaklaşık 150 ülkeye satıyoruz dizilerimizi. Çok ciddi rakamlar. Gerçekten çok iyi.

"Yapay zeka insanın gözündeki duyguyu veremez"

Yapay zekanın genç oyuncuların kariyerini tehdit etmesi gibi bir durum söz konusu olur mu sizce? Yok ben öyle düşünmüyorum. Duyguları yok eder mi ya da birebir taklit eder mi? Bence o dediklerin olmayacak, çünkü hiçbir yapay zeka insanın gözündeki duyguyu, ifadeyi veremez, anlatamaz. O gerçeklik ölçülebilir mi? Bütün vücut hareketlerini, bedenini çok iyi oynar, her türlü olur falan ama zannetmiyorum, yapay zeka istediği kadar görüntü üretsin, bizim gözümüzdeki kalbimizden geliyor. Onun kalbi yok. Yapay zekanın kalbi var mı? Yok. Sadece zeka var.

"Teşkilat"taki Ejder karakteri soğuk ama aynı zamanda da keyifli bir karakter. Ejder karakteri zorluyor mu? Öncelikle meslek hayatımda her zaman rolün küçüğü, büyüğü yoktur diye düşündüm. Dolayısıyla oynadığım her rol benim için zordur. Ejder de zor, diğerleri de zordu ama aralarında diğerlerinden daha zor olanlar oldu.

Alzheimerli anneniz ve demanslı babanız için her şeyi bırakıp, bu duygusal yükü üstlenip onlarla ilgilenerek bu süreci yaşamanız da çok zordu gözlemlediğim kadarıyla? Zor bir hastalık yaşadı annem. Allah kimseye vermesin. Olana da yardım etsin. Alzheimer çok zor bir hastalıkmış. Annem o yüzden öldü.
Sizi unuttu mu bu hastalık sürecinde? Unuttu canım, unutmaz mı? O çok acıydı.

Türkiye Alzheimer Derneğine insanların daha çok ilgi göstermesini isterim. Dilerim buradan birileri duyuyorsa bizi eğer... Çünkü yaşlıların hastalığı gibi görünen ama aslında gerçekten çok zor bir şey. Evdeki çocukları da bütün aileyi, bütün sülaleyi, her şeyi etkileyen bir rahatsızlık. Çok bakıma muhtaç bir hastalık bu.

O yüzden ben ne yaptım biliyor musunuz? Bize hakaret ediyorlar ya internetten, bir sürü küfür ediyorlar. Avukatım Batuhan Demircan ile konuştum. Onun fikriyle bana hakaret edenlerin listesi çıktı internetten. Hepsine dava açtık. 200-300, rakamı tam bilmiyorum, avukatım biliyor. Ben daha davaları açmaya başladığım gün avukatıma, "Benim banka hesabıma gelmeyecek bu tazminatlar." dedim. O bana gelen tazminatlar olduğu gibi Alzheimer Derneğine gidiyor. Ben bana yapılan küfürlerin hepsini sevaba çevirdim böylece.

"Genç arkadaşlarıma disiplin öneriyorum"

Kendinizi izlerken eleştirir misiniz? Nasıl eleştirmem? Tabii ki eleştiriyorum. Zaten daha çok eleştiriyorum, iyi bir şey söylediğim çok az oluyor. Benim işimin sonu yok. Hayranlarınıza, genç oyunculara, topluma iletmek istediğiniz mesajınız var mı? Benim mesleğimi yapan genç arkadaşlarıma disiplin öneriyorum. Bizim mesleğimiz faşizan bir iş. Çok birbirine bağlı herkes. Bize çay getiren arkadaşımız da yapımcı kadar değerli. Disiplin, çalışmak ve gözlemlemek çok önemli bence bizim mesleğimizde.