Son 22 yazımın tamamı fon skandalı üzerine… Yirmi iki!

Milletin parasını kim çaldı, kim sustu... Eriyen birikimler, boşalan fonlar…

Yazdıkça ruhum karardı, gerginlikten sırtım taş kesti... Nefes almam lazımdı... Kapadokya’ya geldim.

Uçhisar’da yeni açılan Fortuna of Cappadocia’da kalıyorum…

Adını görünce şansın böylesi diyorsun… Fortuna, Roma’nın şans tanrıçası... İngilizcedeki "fortune" oradan gelir; hem şans demek hem servet!

Yahu 22 yazıdır "Bu insanların serveti nereye gitti" diye soran adam, soluğu servet tanrıçasının evinde alıyor. Kader insanla bu kadar mı dalga geçer. Kahpe kader!


Şimdi köşede otel ve SPA yazısı görünce ne diyeceksiniz biliyorum…

“Vay arkadaş… Yıllarca faturayı, kazığı yazan Muratoğlu da davet gazeteciliğine teslim olup otel reklamına mı başladı?”

Şüphelenmekte yerden göğe kadar haklısınız... Ama o kadar da değil! Otel yönetiminin bu satırlardan haberi bile yok. Okumazlarsa da olmayacak!


İşini kötü yapanları, liyakatsizleri yazarken elim tutulmuyor da, işini güzel yapanları görünce neden susayım? Susarsam haksızlık olur.

Benim için otel, binası değil insanı kadardır... Genelde oteli hatırlar, bize iyi gelen insanı unuturuz. Ben unutmayacağım!


Genel müdür Erdem Bey… Katar’dan transfer ettiler. Otelin havasını müdürü kurar; buradaki havaya bakınca bu transferin hakkını teslim etmek lazım…

Zira gerçek kalite, rütbesi küçük çalışandan anlaşılır. İçerideki yolları golf arabası kısaltıyor. Gecenin köründe dur şunu ben kullanayım dedim, bayağı bir gittim. Batuhan yürüyerek yetişip, “Murat Bey bırakın ben kullanayım” dedi! Galiba biraz yavaş kullanıyorum…

Turist balona biner, fotoğrafını çeker, gider. Onu bir gece daha tutan peri bacası değil, çalışanların samimiyetidir.


Gelelim bu yazıyı yazdıran asıl olaya… SPA…

Şahsen "SPA" denince burun kıvıran biriyim. Çoğu otelde bodruma bir buhar odası, iki mermer koyup "wellness" tabelası asarlar.. Rutubet ve klordan nefesin daralır.

Ta ki buradaki kapıdan girene kadar…

Bin metrekareyi aşan alan, Çırağan Sarayı’ndan Vakko Nişantaşı’na kadar en üst düzey merkezleri işleten Sanitas Spa’ya emanet…

Markanın sahibi Şebnem Hanım da bizzat işinin başında; buranın sorumlusu Emre Bey ile birlikte saat gibi işleyen sessiz bir profesyonellik kurdular. Orada zaman biraz daha uzasın istiyorsunuz. Bitmesin!


Hamam mı? Abartmıyorum… Öyle bir kese-köpük faslı var ki, bunca yıl kendi yaptığım banyolara itiraz dilekçesi gibi! “Galiba yıkanmanın da ayrı tahsili var” diyorsunuz.

Ardından ballı maske sürüyorlar. Memlekette onca tatsızlığın arasında biraz tatlanmak fena olmuyor…

Sonra masaj... Benim şansıma terapistlerden Marine düştü. Adını özellikle yazıyorum. Ekonomi yazarının sözlüğünde "gevşeme" tek yerde geçer; Para politikasında!

Marine o sözlüğe yepyeni bir madde ekledi.


Her şeyin altında çapanoğlu aramaya öyle alıştık ki, keyfi unuttuk! İnsan arada bir kendi yakasını da bırakmalı...

Dokunduğu an hangi kuluncun hangi SPK bülteninden kaldığını şıp diye anladı... Yılların piyasa stresini bir saatte sırtımdan söktü aldı.

Şans tanrıçasının evinde, Marine’in ellerindeki şey şans değil, saf zanaat…


Tanrıça Fortuna’nın bir de meşhur çarkı vardır. Döner… Bugün tepede olanı yarın aşağı indirir... Bunu 22 yazıdır fon yazan birinden iyi kim bilebilir? Yakında iktidar da öğrenecek!

O yüzden Erdem Bey, Emre Bey, Marine ve Batu’ya dostane bir tembihim var;

Bu yazıya fazla takılmayın. Türkiye’de yeni açılan her iyi yer ilk aylarında parlar, sonra şımarır… Asıl sınav ikinci yıldadır…

Seneye yine geleceğim… Çizgiyi bozarsanız, onu da ilk ben yazarım! ***

Bir sonraki yazıda fonlara dönüyorum... Ben feleğin tekerine çomak sokarım. Ama bu defa yüzüm gülerken, sırtımdaki o yükten de eser yokken! Korkun benden!