Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara ile terör örgütü SDG elebaşı Mazlum Abdi arasında imzalanan ve kamuoyuna bir uzlaşı rüyası olarak sunulan mutabakat, aradan geçen 8 aylık süreye rağmen sahadaki gerçeklik karşısında erimiş durumda. Anlaşma, Kuzeydoğu Suriye'deki sınır kapıları, havaalanları, petrol ve gaz sahalarının devlet yönetimine devri ile askeri entegrasyonu öngörse de, pratikte bu taahhütlerin hiçbiri hayata geçirilmiş değil. SDG içinden yükselen "savaş hazırlıkları" söylemleri ve Şam yönetiminin görüşmeleri askıya alması ise bölgeyi yeni bir çatışma sarmalının eşiğine getirmiş durumda.
Atabay; "Bir başka dikkat çekici nokta ise SDG’nin geleceğiyle ilgili. Görünen o ki, 'SDG’nin silahsızlandırılması' artık gündemden tamamen düşmüş durumda. Tüm bu adımların arkasında sadece Washington’un değil, Londra’da etkin."
PETROLE ÇÖKTÜLER
ABD-İsrail ittifakı, sahada Hermon, El-Tanf, Deyrizor hattında kalıcı bir güvenlik ve ekonomi kuşağı inşa etmeye devam ederken, kuzeydeki petrol sahalarına ilişkin planlar, emperyal stratejiye ışık tutuyor. Mutabakatın belki de en hayati maddelerinden biri olan ve SDG kontrolündeki petrol sahalarının Şam yönetimine devrini öngören maddeye rağmen, enerji yataklarının olduğu sahalarda ABD'nin kontrolü genişlemeye devam ediyor. SDG'nin Rumeylan, El-Omar gibi birçok kritik sahayı işletmeye devam ettiği uluslararası haber ajansları tarafından raporlanırken, bu durum Şam'ın zaten kırılgan olan ekonomik yetkinliğini daha da zayıflatıyor.
SUYUN HAKİMİYETİ
ABD, İsrail, İngiltere, SDG işbirliğinde benzer strateji su kaynakları üzerinden de ilerliyor. Tişrin Barajı'nın kontrol ve işletmesinin Şam yönetimine devri askıya alınırken, SDG unsurları da bölgedeki varlık ve fiili kontrollerini sürdürüyorlar. Barajın herhangi bir çatışmada hedef haline gelmesi veya fiziksel hasar görmesi ise yalnızca bölge halkı için aynı zamanda su akışı ve enerji güvenliği açısından hem Türkiye hem de Irak'ı da doğrudan etkileyecek bir krize dönüşmesinden endişe ediliyor.
ÖZERKLİK STRATEJİSİ
Mutabakatın en hassas konusu olan terör örgütü SDG'ye bağlı on binlerce milisin Suriye ordusuna entegrasyonu ise kelimenin tam anlamıyla rafa kalkmış vaziyette. Terör örgütü elebaşları, "3 tümen, 2 alay" gibi bir formattan bahsetseler de, bu yapılanmanın merkezi ordunun bir parçası olmaktan ziyade, yasal bir zırh altında özerk bir güç olarak kalacağı ortaya çıkmış durumda. Analistler ise SDG'nin mutabakatı uygulamama stratejisinin arkasında; ABD ve İsrail'in enerji ve güvenlik koridorunu korumak; kendi özerk yapısını kalıcı hale getirmek olduğunu belirtiyorlar.
SDG'NİN SAVAŞ HAZIRLIĞI
Öte yandan terör örgütü YPG'nin sözde yöneticilerinden Sipan Hamo ise yaptığı son açıklamada, bu karanlık stratejiyi doğrular nitelikte. Şam merkezi yönetimi ile müzakerelerin tıkandığını, SDG’nin "savaş hazırlıklarını" önceliklendirdiğini ve anlaşmanın imzalanmasından bu yana "tek bir somut adım" göremediklerini açıklayan terörist Hamo, SDG'nin masadan çekildiğini ve savaş pozisyonuna geçtiğini ilan etti.
İSRAİL'İN GÜVENLİĞİ
Son dönemdeki en çarpıcı gelişmelerden biri de ABD'nin Şam'a oldukça yakın bir bölge olan El-Sin'de yeni bir hava üssü kurma hazırlığı içinde olması. Analistlere göre El-Sin planı; El-Tanf üssü ile başkent arasındaki hattı kontrol etme ve İsrail'in Golan Tepeleri'nden Dürzi bölgesine uzanan bir "tampon bölge" oluşturma amacını taşıyor.
Uluslararası İlişkiler Uzmanı Prof. Dr. Hasan Köni, Suriye'nin güneyinden kuzeyine uzanan kesintisiz bir 'güvenlik koridoru' oluşturulduğunu belirtirken, "Koridorun amacı, İsrail'in güvenliğini garantilemek, Suriye'nin önemli kaynakları üzerinde kontrol sağlamak" diyor.
ABD YERLEŞİYOR
Sahadaki karmaşık tablonun arka planına ışık tutan Güvenlik Uzmanı Ünal Atabay ise, şu uyarıları sıralıyor: "ABD'nin uzun zamandır bölgede uyguladığı 'vekalet stratejisi' modelinde, İngiliz istihbaratının saha planlaması, taktik geliştirme ve bilgi akışı konularında kritik bir işlev gördüğü anlaşılıyor. ABD'nin El-Sin'de kuracağı üssün amacı yalnızca askeri bir varlık göstermek değil; İsrail’in Golan Tepeleri’nden Dürzi bölgesine uzanan bir 'silahtan arındırılmış bölge' oluşturup, bu hattı fiilen denetlemek."
EMPERYALİST KORİDOR
"Bu tabloya El Tanf üssü ve SDG bölgesi de eklendiğinde, ABD’nin Suriye’nin güneyinden kuzeyine uzanan bir 'koridor güvenliği' hattı oluşturduğu görülüyor. Bu hattın iki ucu; güneyde Dürzi bölgesi, kuzeyde ise SDG kontrol alanları. Bu da şu anlama geliyor: ABD, Dürzi ve SDG bölgelerini fiilen koruma altına alıyor.





