1. yüzyılın ikinci yarısının tarihi büyük ölçüde Asya’da yazıldı. ABD, II. Dünya Savaşı sonrası elde ettiği hegemonya ile meşgulken, Asya’da geleceğin temelleri sessizce atılıyordu. Bugün Çin, Japonya ve Güney Kore sırasıyla dünyanın en büyük birinci, üçüncü ve beşinci sanayi ekonomilerini temsil ediyor. Bu ülkelerin fabrikaları adeta dünyanın “sanayi kalbi” konumunda. Ancak bu “kalp”, ABD ve İsrail’in saldırıları sonrası İran’ın Hürmüz Boğazı’nı kapatmasıyla “kalp krizi” riskiyle karşı karşıya.

Dünyanın fabrikası tehlikede
Çin’in tükettiği ham petrolün yarısı ve doğal gazın dörtte biri Basra Körfezi’nden geliyor. Ancak Orta Doğu’daki uzun süreli ve yüksek yoğunluklu bir savaşın Çin üzerindeki etkisi yalnızca enerjiyle sınırlı değil. “Yeni İpek Yolu” girişimi de kara ve deniz koridorlarının kapanması halinde başarısızlığa uğrayabilir.
Çin üretimi için en büyük pazar olan Avrupa’ya ulaşım da zorlaşabilir. 2022’den bu yana Rusya üzerinden geçen güzergâhlar zaten zayıflamıştı ve alternatif olarak Orta Doğu rotalarına yönelinmişti. Ancak bu yolların da İran’dan geçmesi gerekiyor. Öte yandan Yemen kıyılarındaki Husiler, Kızıldeniz’deki ticareti ciddi şekilde sekteye uğrattı.

Xi Jinping yönetiminin önemli ekonomik projelerinden biri olan “petroyuan” da risk altında. Çin’in önemli destekçilerinden Venezuela’nın artık Washington’un etkisi altında olması ve İran, Suudi Arabistan ile Irak gibi petrol üreticilerinin çatışma ortamında bulunması bu sistemi zora sokuyor.
Buna rağmen Pekin, sakin bir görüntü vermeye çalışıyor. Çin, yıllardır dünyanın en büyük stratejik petrol rezervlerinden birini oluşturdu. Yaklaşık 1,3 milyar varillik bu stok, ülke ekonomisini 100 gün boyunca besleyebilecek kapasitede. Ayrıca rafine petrol ihracatının kısıtlanması ve savaş öncesinde artan ithalat ve üretim de bu tamponu güçlendirdi.

Bu koşullarda Çin’in stratejisi üç yöne kayıyor: kuzey, doğu ve güneybatı. En belirgin seçenek Rusya. Ukrayna savaşı sonrası derinleşen enerji ilişkileri, Rusya’yı Çin için önemli bir kaynak haline getirdi. Aynı zamanda Çin gemilerinin Arktik rotasında daha rahat hareket etmesi de mümkün hale geldi.
Ancak tek alternatif Rusya değil. Afrika ve Latin Amerika da doğal kaynak zenginliği, gelişmekte olan ekonomileri ve Avrupa’ya ulaşan ticaret yolları nedeniyle Çin için öncelikli bölgeler haline geliyor.

Güney Kore: enerji krizi ve güvenlik riski
Güney Kore için tablo oldukça karamsar. Ülkenin ithal ettiği petrolün %70’i ve doğal gazın %30’u Basra Körfezi’nden geliyor. Buna ek olarak won’un dolar karşısında değer kaybetmesi de durumu ağırlaştırıyor.
Seul yönetimi bu nedenle tasarruf kampanyası başlattı: kısa mesafelerde araba kullanmamak, duş süresini kısaltmak ve gece cihaz şarjından kaçınmak gibi önlemler önerildi. Ayrıca yakıt fiyatlarına tavan getirildi ve ekonomiyi desteklemek için 16,5 milyar dolarlık bütçe açıklandı.
Ancak sorun sadece enerji değil. ABD, savaş nedeniyle THAAD ve Patriot gibi hava savunma sistemlerini Güney Kore’den Orta Doğu’ya kaydırdı. Bu da ülkenin güvenlik şemsiyesini zayıflattı.
Bu nedenle Seul, nükleer enerjiye yöneliyor. Halihazırda 26 reaktörü bulunan ülke, üretimi artırarak enerji bağımlılığını azaltmak istiyor. Ancak bu tercih yeni jeopolitik sorunlar da doğuruyor. Güney Kore’nin başlıca uranyum tedarikçisi Rusya. Alternatif olarak Avustralya, Kanada ya da Orta Asya seçenekleri değerlendiriliyor.

Japonya: kriz ve jeopolitik baskı
Japonya’nın tükettiği petrolün %93’ü Orta Doğu’dan geliyor. Bu nedenle hükümet, çöküşü önlemek için 80 milyon varillik stratejik rezervi piyasaya sürdü. Bu miktar yaklaşık 45 günlük ihtiyacı karşılıyor.
Ayrıca yakıt fiyatlarını litre başına 1,10 doların altında tutmak için sübvansiyonlar getirildi ve kömürle enerji üretimi geçici olarak artırıldı.
Ancak savaş, Japonya için zaten zor bir dönemde geldi. Enflasyon iç tüketimi düşürürken, yen değer kaybediyor ve Çin rekabeti ihracatı zayıflatıyor. Buna bir de hızla yaşlanan nüfus ekleniyor.
Başbakan Sanae Takaichi’nin Çin’e karşı sert söylemi de gerilimi artırıyor. Tayvan konusundaki tutumu nedeniyle Pekin ile ilişkiler gerilirken, Çin Japonya’ya nadir toprak elementleri ihracatını kısıtladı.
ABD ise Japonya’yı Orta Doğu’daki askeri operasyonlara çekmeye çalışırken, aynı zamanda kendisini Japonya’nın yeni enerji tedarikçisi olarak konumlandırmaya çalışıyor.
Bu tablo karşısında Japonya için tek çıkış yolu güney yönü olarak görülüyor. Güneydoğu Asya ve Okyanusya’nın doğal kaynakları, ülke için hayati önem taşıyor. Bu nedenle Tokyo, Filipinler gibi ülkelerle ilişkilerini güçlendiriyor.
Sonuç olarak Japonya; Malezya, Brunei, Endonezya, Myanmar, Avustralya ve Papua Yeni Gine gibi kaynak zengini ülkeler üzerinde etkisini artırmak için yoğun bir rekabete girmek zorunda kalacak.

İran savaşı en çok 3 bin kilometre uzaklıktaki bu ülkeyi vurdu: Dört eşzamanlı şok!