Prof. Dr. Uğur Batı Independent Türkçe için Ressam Daniela Jáuregui Servin ile konuştu
29 Ekim'de İki Saat Dilimi Arasında: Ressam Daniela Jáuregui Servin

Ben Profesör Doktor Uğur Batı. Karar Bilimi Uzmanıyım ve burada sanat, kültür, ikna, idealar ve düşünce patlamaları kaleme alıyorum. O zaman daha sorulurken cevaplanamayan soruların köşesine hoş geldiniz.
Saatime bakıyorum: sabahın onu. Balkondan gelen ışık masanın üzerine düşmüş, çayım hâlâ sıcak. Tam bu anda, on bin kilometreden fazla uzakta, Meksika'nın Yucatán Yarımadası'nda, Quintana Roo'da saat gecenin ikisi. Orada ormanlar karanlık. Kireçtaşının içine oyulmuş derin su kuyuları, Mayaların "cenote" dediği kutsal gözeler, yıldızların altında sessizce parlıyor. Bir jaguar belki şu an bir ağacın dalında uyanık. Kıyıdaki mercan resiflerinin üzerinden ılık bir dalga geçiyor. Aynı dünyada, aynı saniyede, 8 saat arayla yaşayan iki yer. Ben sabahın başlangıcındayım, onlar gecenin en derin yerinde. Bu yazı, o 2 saat dilimi arasında gidip gelen bir ressam hakkında: Daniela Jáuregui Servin.
Daniela bu hafta saatini İstanbul'a göre ayarladı. Medicana Eğitim Grubu MBA Okulları'nın Cumhuriyet'in 103. yılında düzenlediği 4. Cumhuriyet Yüzyılı Uluslararası Sanat Çalıştayı'na katılmak için Meksika'dan geldi. 24–29 Ekim tarihleri arasında Fişekhane'de toplanan çalıştayda Türkiye, İspanya, Mısır, Meksika, Slovakya, Çin, Azerbaycan, Karadağ, Ukrayna ve Belarus'tan 25 sanatçı "Nutuk'tan İlhamla: Fikri Hür İzler" temasıyla bir araya geliyor. Latin Amerika'nın bu buluşmadaki sesi Daniela.
MBA Okulları'nın ortaokul ve lise öğrencileri 6 gün boyunca bu sanatçılarla aynı atölyeyi paylaşacak, tuval boyayacak, heykel biçimlendirecek ve sonunda Cumhuriyet'in 103. yılına özel ortak bir sanat manifestosu yazacaklar. Eserler 29 Ekim akşamı bando ve koro eşliğinde açılacak bir sergiyle Fişekhane'de izleyiciyle buluşacak.
Burada dikkatimi çeken şu: Daniela kendi ülkesinde sanatçılara ev sahipliği yapan bir rezidansın kurucusu. Bu hafta ise misafir olan o. Bana göre bir sanatçının hem ev sahibi hem misafir olmayı bilmesi, kültürler arasında köprü kurabilmesinin en sağlam güvencesi. İstanbullu gençler için ise Maya topraklarından gelen bir ressamla aynı tuvalin başına oturmak, belki de haritada hiç görmedikleri bir dünyanın kapısını aralamak demek.
Meksika'dan Madrid'e, Budapeşte'den Quintana Roo'ya
Daniela Jáuregui Servin 1985'te Meksika'da doğdu. Madrid Complutense Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi'nden mezun oldu, Budapeşte'deki Macar Güzel Sanatlar Üniversitesi'nde de eğitim aldı. Bugün Meksika'da hem ressam hem küratör hem de kültür yöneticisi. Kurucusu olduğu Jaguar Negro Art Residency ve Galería 18 ile bağımsız sanatçıları destekliyor, Quintana Roo Üniversitesi'nde ders veriyor. Eserleri Avrupa'da, Latin Amerika'da ve Asya'da müzelerde sergilendi. Kendini bir tür göçebe olarak tanımlıyor. Küresel ölçekte projeler yürüten, bir ülkeden ötekine taşınan bir sanatçı.
Sanatının kökleri ise çok derinde. Maya kültürüne ve Meksika'nın manevi mirasına dayanan ritüellerden, mitlerden, yerli halkların kozmolojilerinden besleniyor. Kadın figürü, dişil enerji ve tanrıça arketipleri resimlerinin merkezinde duruyor. 2026'daki projelerinde "Kara Madonna" ve "Tanrıça" serileri bunun örnekleri. Doğayla kurduğu ilişki ise manzara resminin çok ötesine geçiyor. Doğal malzemelerle büyük ölçekli enstalasyonlar üretiyor. Son projelerinde iklim krizinin yarattığı melankoliyi, yani "solastalji" denen çevresel yası işliyor. Kanaatimce bu kelime, onun bütün sanatını anlamak için iyi bir anahtar: Evinden hiç ayrılmadığı hâlde evini kaybetmekte olan insanın hüznü.
Jaguarın ve tüylü yılanın dili
Sohbete mitlerden girdim. Mezoamerika'nın tüylü yılan tanrısı Quetzalcoatl, gecenin ve gücün simgesi jaguar, And halklarının toprak ana inancı Pachamama... Bu simgelerin bugünün bir tuvalinde nasıl yaşadığını merak ediyordum. Sordum:
Daniela, yerli kültürlere ve mitolojiye ait bu simgeler senin sürrealist resim dilinde nasıl kurgulanıyor?
Meksika'nın köklü kültürel mirasından ve yerli halkların kozmolojisinden ilham alarak tuvalde "düşsel bir evren" yarattığını söyledi. Bu evrenin yapı taşlarını da sıraladı:
Doğa anayı, doğurganlığı, dönüşümü ve mitolojik figürleri sürrealist ve sembolik bir anlatımla bir araya getiriyorum. Kökler, kimlik ve insan-doğa ilişkisi üzerine çağdaş bir görsel mitoloji kurmaya çalışıyorum.
"Çağdaş bir görsel mitoloji" ifadesi bence çok şey anlatıyor. Daniela mitleri müzeden çıkarıp yeniden dolaşıma sokuyor. Bana kalırsa buradaki asıl mesele şu: Bir mit ancak anlatıldıkça yaşar. Yüzyıllar boyunca Maya ve Aztek mitleri sömürgecilik altında bastırıldı, unutturulmaya çalışıldı. Daniela'nın tuvalinde ise yeniden konuşmaya başlıyorlar. Ama bu kez tapınak duvarlarında değil, bugünün sorularıyla, kimlik, kadın ve iklim sorularıyla birlikte.
Köklere bir şiir
Önümde Daniela'nın bir resmi duruyordu. Tam ortada genç bir kadının yüzü. Saçları sivri yapraklardan bir taç gibi başının çevresine açılmış. Gözleri doğrudan izleyiciye bakıyor. Çevresinde mercanlar, deniz anemonları, nilüfer tohum kapsülleri, pembe ve kırmızı dallar, omzunun yanında 2 küçük kuş. Arka planda turkuaz bir su, mağara gibi açılan bir boşluk. Bir cenote mi, bir mercan resifi mi, yoksa bir rüya mı, karar veremedim. Kadın ile doğa arasındaki sınır ise tamamen erimiş. O kadın sanki bu bahçenin içinde değil, bahçenin ta kendisi.
Bu resmi akılda tutarak "Mujeres Indígenas" (Yerli Kadınlar) ve "Poesía a mis Orígenes" (Kökenlerime Şiir) serilerini sordum:
Bu serilerde öne çıkan kimlik ve doğa temaları teknik ve renk açısından nasıl bir plastik nitelik taşıyor?
Yağlıboya ve akriliği tekstil dokuları ve zengin renk paletleriyle harmanladığını, figüratif anlatımı soyut arka planlarla desteklediğini anlattı. Amacı ise iki yönlü:
Yerli kadın figürlerini, florayı ve sembolik öğeleri odağa alarak hem varoluşsal bir iç yolculuğu hem de kültürel hafızanın ve köklerin korunması fikrini tuvale taşımak istiyorum.
Meseleye buradan baktığımda "korunması" kelimesinin bu resimde iki anlam taşıdığını görüyorum. Bir yanda unutulmaya yüz tutmuş bir kültürün hafızası, öbür yanda ısınan denizlerde rengini kaybeden mercanlar. Daniela'nın tuvalindeki o rengârenk resif, belki de bir gün yalnızca resimlerde kalacak bir dünyanın portresi. Solastalji dediği şey de tam olarak bu. Ve o kadının gözleri bize bakarken sanki şunu soruyor:
Siz neyi koruyorsunuz?
Göçebe bir atölye
Daniela'nın özgeçmişi bir pasaport kadar kalabalık. Meksika'dan İspanya'ya, Macaristan'a, Romanya'daki Lăzarea Sanat Kolonisi'ne uzanan bir yol. Son sorumu bu yolun resmine ne kattığı üzerine sordum:
Küratörlük, kültür yöneticiliği ve uluslararası sanat kolonilerindeki rollerin bireysel üretimine ve disiplinlerarası yaklaşımına nasıl yön veriyor?
Farklı ülkelerdeki rezidans programları, sergiler ve sanat kolonileri aracılığıyla "küresel bir sanat ağının" içinde yer aldığını, bu deneyimleri de kendi atölyesine taşıdığını söyledi:
Farklı kültürlerle diyalog kurarak resim pratiğimi toplumsal bellekle, yerel geleneklerle ve çağdaş sanat disiplinleriyle sürekli etkileşim içinde ve diri tutuyorum.
Bütün bunları yan yana koyduğumda Daniela'nın "göçebe" kimliğiyle "kökler" teması arasında bir çelişki varmış gibi görünüyor.
Bir insan hem bu kadar çok yolculuk yapıp hem de köklerine bu kadar bağlı nasıl kalabilir?
Buradan şunu çıkarıyorum: Kökler, insanı bir yere çivilemez. Onları yanınızda taşırsınız. Daniela da Madrid'e, Budapeşte'ye, Lăzarea'ya ve şimdi İstanbul'a giderken Maya topraklarını, jaguarı, tüylü yılanı ve o kadim kadın yüzlerini yanında getiriyor. Tam da bu nedenle her gittiği yerde hem misafir hem ev sahibi olabiliyor.
Fişekhane'de saat kaç?
29 Ekim akşamı saat 7'yi gösterdiğinde Fişekhane'de bando çalmaya başlayacak. O sırada Quintana Roo'da saat öğleden önce 11 olacak. Güneş tepeye yaklaşırken ormanın içindeki cenote'lerin suyu en parlak turkuazına bürünecek. Daniela'nın öğrencileri belki o saatte üniversitede bir derste olacak.
Bana göre bu çalıştayın en güzel yanı, bu 2 saat dilimini bir süreliğine aynı odaya sığdırması. İstanbullu gençler 6 gün boyunca bir Meksikalı ressamın yanında çalışırken aslında yalnızca boya ve fırça kullanmayı değil, dünyanın başka bir köşesinde aynı anda yaşayan insanları düşünmeyi de öğrenecek. Cumhuriyetin "fikri hür" nesil ideali de belki tam olarak bu: Kendi saat diliminden başını kaldırıp dünyanın geri kalanının saatine de bakabilmek.
Şimdi saatime yeniden bakıyorum. Bu yazıyı bitirirken Quintana Roo'da gece biraz daha ilerledi. Bir jaguar belki uykusuna döndü. Ama İstanbul'da, Fişekhane'de, bir Meksikalı ressamın fırçasında o ormanın renkleri bu hafta bütün gün uyanık kalacak.
Neyse. Bitiriyorum. Bitiyorum!
Başlarken demiştim:
Ben Profesör Doktor Uğur Batı.
Karar Bilimi Uzmanı ve 3 boyutlu düşünce ahtapotuyum.
Ve hepinize şöyle sesleniyorum:
Biz size düşünmeyin demiyoruz, hobi olarak yine düşünün.
Ve büyük düşünün ki seneye de düşünürsünüz!
*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.









