Dünya finans haritasını şekillendiren en büyük iki güç olan ABD ile Çin, üretim ve tüketim kanallarında birbirine tamamen zıt bir yön arayışı sergiliyor. Batı tarafında ABD yüksek borçlanma maliyetlerine karşın teknolojik hamlelerle ayakta kalırken, Doğu tarafında Çin ise yapısal tıkanıklıklar nedeniyle ivme kaybını durdurmakta zorlanıyor.
Dev Ekonomilerde Makro Ayrışma: ABD Teknolojiyle İlerlerken Çin Mülk Krizinin Gölgesinde

ABD’deki teknoloji odaklı büyüme ile Çin’deki durağanlığın yarattığı bu çifte dinamik, uluslararası sermayenin akış yönünü baştan aşağı değiştiriyor. Pasifik’in bir tarafında sermaye harcamaları yüksek teknolojiye akar durumdayken, diğer tarafında sönük seyreden iç talep reel sektörü doğrudan frenliyor. Bu durum, küresel ticaret ağlarının tamamında yeni bir denge noktası aranmasını zorunlu kılıyor.
Teknoloji yatırımları ve güçlü istihdam ABD'yi resesyondan koruyor
ABD ekonomisinde faiz oranlarının yüksek seviyelerde seyretmesinin normal şartlarda ciddi bir duraklama yaratması beklenirken, tam tersi bir tablo göze çarpıyor. Veri merkezleri, yarı iletken imalatı ve dijital altyapı alanlarına aktarılan milyarlarca dolarlık özel sektör bütçeleri, sanayi çarklarının dönmesini sağlıyor.
İstihdam piyasasındaki direncin korunması ve reel gelir seviyelerinin gerilememesi, hanehalkı harcamalarının canlı kalmasında ana faktör işlevi görüyor. Tüketim ayağının çökmemesi sayesinde üretim tarafı ayakta kalırken, durağanlık riskleri de şimdilik tamamen bertaraf edilmiş görünüyor.
Emlakta kan kaybı ve iç pazarda durgunluk sarmalı
Doğu kanadındaki tablonun seyri ise bambaşka bir boyuta işaret ediyor. Uzun yıllar boyunca üretimin ve büyümenin en güçlü sacayaklarından biri görülen emlak pazarındaki değer kayıpları, gayrimenkulü güvenli liman olmaktan çıkarıyor. Cazibesini yitiren mülk alımları ve gerileyen getiri oranları, aileleri finansal varlıklarını koruyabilmek adına farklı sermaye araçlarına sığınmaya zorluyor.
Halkın varlık dağılımında ağırlıklı yer tutan konut fiyatlarındaki gevşeme, birikimlerin fiziki gayrimenkul yerine para piyasası fonlarına ve likit enstrümanlara akmasına yol açıyor. Harcama iştahındaki bu gerileme ve zayıflayan tüketici algısı ise ekonomi yönetiminin sunduğu destek paketlerine rağmen iç pazardaki canlılığın önüne set çekmeye devam ediyor.
Emtia piyasası ve sermaye hareketleri yeniden şekilleniyor
İki dev güç arasındaki bu derin frekans farkı, küresel emtia fiyatlarından döviz kurlarına kadar her alana doğrudan yansıyor. Pasifik ötesindeki güçlü ekonomik aktivite, küresel ölçekte borçlanma maliyetlerinin bir süre daha yüksek kalacağına işaret ederken; Doğu'daki talep daralması sanayi metallerinde ve emtia fiyatlarında yukarı yönlü hareketleri sınırlıyor.
Sermaye grupları, risklerini dağıtmak amacıyla yatırımlarını yüksek getiri sunan teknoloji odaklı pazarlara kaydırırken, hammaddeye dayalı üretim yapan gelişmekte olan pazarlar ise ihracat pazarlarındaki bu dengesizliği yakından izlemek durumunda kalıyor.



