Robert NARAI/Paris
Fransa’da Umut Ve Öfke Günleri

Paris’in merkezindeki Cumhuriyet Anıtı, modern tarih boyunca Fransız solunun bütün büyük seferberliklerine ev sahipliği yapmış bir meydanın üzerinde yükseliyor. Cumhuriyetin simgesi Marianne’ın bronz heykeli, üzerinde Liberté. Égalité. Fraternité. (Özgürlük. Eşitlik. Kardeşlik.) yazan kaidenin üzerinde bir zeytin dalı tutuyor. 17 Ekim’deki kitlesel gösteriler sırasında on binlerce insanın bakışları altında onlarca genç anıta tırmandı. Bazıları Filistin bayrakları ve kızıl bayraklar dalgalandırdı. Eşitlik heykelinin üzerine birisi, çalışmadan yaşayan zenginleri tanımlamak için kullanılan eski bir ifade olan "jeunesse dorée" (altın gençlik) yazmıştı. Marianne’ın üzerine ise "Polis lise öğrencilerini sakat bırakıyor" yazılı dev bir sarı yelek geçirilmişti.
Neredeyse bir aydır Fransa’yı sarsan kitlesel öğrenci isyanı, ülkenin son on yıllarda gördüğü en derin siyasi krizlerden birini yarattı. Özgürlüğü, eşitliği ve kardeşliği temsil ettiğini iddia eden devlet, okullarda daha iyi koşullar talep eden 15-18 yaşlarındaki lise öğrencilerine (lycéens) göz yaşartıcı gaz, plastik mermi ve kitlesel gözaltılarla karşılık verdi.
KUTUPLAŞMA
Banliyölerde yaşayan işçi sınıfı gençlerinin Fransız devletine karşı ilk isyanı bu değil. 2005’te ve ardından 2023’te, gençlerin polis tarafından öldürülmesinin ardından banliyöler işçi hareketinin desteği olmadan ayaklandı. 2005’te solun büyük bölümü isyancıları yalnız bıraktı. 2023’te ise sendika liderleri grev örgütlemek yerine yalnızca açıklamalar yapmakla yetindi.
2026’da değişen şey, gençlerin önceki mücadelelerden dersler çıkarmış olması. Bu isyan bir ayaklanma olarak değil, okullarda başladı ve ilk adımı, öğrencilerin hareketlerini demokratik biçimde yönlendirebilecekleri kitlesel meclisler oluşturmak oldu. Ayrıca daha önce bu kadar belirgin olmayan iki deneyim tarafından şekillendirildi. Bunlardan ilki, bir kuşağa devlet baskısını ve Cumhuriyetin merkezindeki ahlaki boşluğu öğreten Filistin hareketi. İkincisi ise gelecek yılki cumhurbaşkanlığı seçimlerinde iktidara gelmesi halinde bütün işçilerin ve ezilenlerin çıkarları açısından ölümcül bir tehdit oluşturacak faşist Ulusal Birlik partisi.
Faşistlerin öncülük ettiği bir Cumhuriyet tehdidi, öğrenci isyanına aciliyet duygusu ve daha keskin bir siyasi nitelik kazandırıyor. Öğrenciler yalnızca daha iyi bir gelecek talep etmiyor, böyle bir geleceğe sahip olma haklarını da savunuyor. Yıllardır süren kitlesel grevler ise onlara kazanmak için gerekli gücün nerede olduğunu öğretti: Üretimi durdurabilecek işçilerde.
İsyan, kapitalist sınıfın da radikalleşmesine yol açıyor. Martine Orange, Mediapart’ta "İş dünyasını bir şok dalgası sardı" diye yazıyor. Bir yatırım bankacısı Orange’a, "İşe yaramaz, değersiz, beceriksiz bir siyasi sınıfımız var" dedi. "Retailleau, Attal, Philippe, Glucksmann [merkez ve sağın önde gelen siyasetçileri]... Hiçbiri beş para etmez."
Pek çok kapitalist, kârlılığı ve düzeni yeniden tesis edebilecek bir demir yumruk arıyor. Fransa’nın kamu borcu, gayrisafi yurt içi hasılasının yüzde 100’ünün oldukça üzerinde ve egemen sınıf bunun faturasını işçilere ödetmek istiyor. Önce öğrencilerin engellemeye çalıştığı bütçe kesintileri, ardından ücretlere, emekli maaşlarına ve kamu hizmetlerine yönelik yeni saldırılar gündeme gelecek. Bunun için sendikaların ve solun yenilgiye uğratılması gerekecek. Orange, pek çok kapitalistin Marine Le Pen’e (cumhurbaşkanı adayı ve Ulusal Birlik lideri) tam anlamıyla güvenmediğini, ancak "bazılarının özlemini duydukları ‘otoriteyi yeniden tesis edebilecek’ tek kişinin o olduğuna inandığını" belirtiyor.
Faşist Le Pen bu görevi üstlenmeye hazır. Partisi yıllardır büyük sermayenin desteğini kazanmaya çalışıyor ve kendisini düzenin partisi olarak sunuyor. Bir Ulusal Birlik hükümetinin sendikalarla ve solla karşı karşıya gelmek için baskı aygıtını sıfırdan kurmasına gerek kalmayacak. Çünkü merkez zaten bu aygıtı kurmuş durumda: Gösteri yasakları, sol örgütleri feshetme yetkisi, halka karşı kullanılmaları olağanlaştırılmış ve harekete geçirilmeye hazır çevik kuvvet birlikleri ile askerler. Macron şu anda bu aygıtı lise öğrencilerine ve banliyölerdeki gençlere karşı kullanıyor. Le Pen’in cumhurbaşkanlığı döneminde ise aynı aygıt sendikalara ve sola karşı kullanılabilir.
Fransız müesses nizamı, onlarca yıldır seçmenlere Cumhuriyet ile faşist Ulusal Birlik arasında duran tek gücün merkez partilerden oluşan "Cumhuriyetçi Cephe" olduğunu söylüyor. Faşistleri iktidardan uzak tutmanın tek yolunun müesses nizamın adayına oy vermek ve onun kemer sıkma politikalarıyla ırkçılığını kabullenmek olduğunu savunuyorlar. Macron ve müttefikleri, solu kendilerine oy vermeye zorlamak için bu argümanı defalarca kullandı. 2024’te Boyun Eğmeyen Fransa’nın da aralarında bulunduğu sol partilerin oluşturduğu Yeni Halk Cephesi, bu mantığa meydan okuyarak seçimlerde en fazla sandalyeyi kazandı. Ancak Macron, solun hükümet kurmasına izin vermedi. Sözde "Cumhuriyetçi değerlerin" savunucuları, Élysée Sarayı’nın kapılarını faşistlere ardına kadar açıyor.
17 Ekim’i izleyen günlerde Macron hükümeti, resmen ilan etmeden fiilî bir olağanüstü hâl rejimi oluşturmaya girişti. 24 Ekim arifesinde gösteri yasakları neredeyse bütün kentlere yayılmış, hükümet 70 bin polisi, özel kuvvetleri ve zırhlı araçları seferber etmişti.
UMUT GÜNLERİ
17 Ekim’den bu yana öğrenci meclisleri liselerden üniversitelere yayıldı. Bordeaux’da düzenlenen iki kampüs meclisinin her birine yaklaşık bin öğrenci katıldı. Paris bölgesinde ise 32 kampüsten gelen delegeler, 22 ve 29 Ekim’deki eylem günlerine ve 24 Ekim yürüyüşüne katılma, ayrıca 5 Kasım’dan itibaren genel greve hazırlanma kararı aldı.
22 Ekim’de öğrenci meclislerinin ulusal koordinasyonu Paris’te bir eylem günü çağrısı yaptı, ancak polis yürüyüşü sabit bir mitinge dönüştürdü.
Devlet, 22 Ekim’de öğrencilerin yürümesini engelleyebildi. Ancak 24 Ekim’de bunu başaramadı. Yüz binlerce gösterici, büyük bir güç gösterisiyle Macron hükümetinin yıldırma taktiklerine meydan okudu.
24 Ekim, Macron hükümeti için bir aşağılanma, hareket içinse önemli bir zafer oldu. Hükümetin güç gösterisi insanları yıldırmayı amaçlıyordu. Ancak bunun yerine insanları daha da cesaretlendirdi. Macron hükümeti artık aşağıdan yükselen öfkeyi kontrol altında tutup tutamayacağını bilmiyor.
Aynı gün on binlerce kişi, Ulusal Birlik’in Le Pen’in cumhurbaşkanlığı kampanyasını başlatmak üzere yoğun polis koruması altında kongresini düzenlediği Orléans’da faşistlere karşı sokağa çıktı. Beklenenin yaklaşık iki katı olan 30 binden fazla kişi yürüyüşe katıldı: sendikacılar, ırkçılık karşıtı gençler, belgesiz göçmenler, kadın ve LGBT+ örgütleri ile devrimci sol. Bu, faşistlerin devlet iktidarını ele geçirmesini tek başına engellemeye yetmez. Ancak açık bir mesaj verdi: Ulusal Birlik sandıkta kazanıyor olabilir, fakat sokaklara hâkim olamıyor.
ÇÖZÜM SOKAKTA
Macron’un açmazı şu: Öğrencileri sokaklardan uzak tutmak için baskı uygulamaya devam ederse toplumsal bir patlama riskini göze almış olacak. Ancak baskıyı gevşetirse bütçe ve eğitim sistemindeki kriz yeniden gündeme gelecek ve isyan büyümeye devam edecek.
Hareketin de kendi açmazı var. Devlet, çizgiyi aşan herkesi başkalarına ibret olacak şekilde cezalandıracağını gösterdi. Hapis ve sokağa çıkma yasağı tehdidi, pek çok göstericiyi evde tutmaya yetiyor. Öte yandan sendika yönetimleri, işçilerin gücünü harekete geçirebilecek konumda olmalarına rağmen bu gücü temkinli kullanıyor. Sendika liderleri sert açıklamalar yaparken bürokratik biçimde örgütlenen bir günlük greve hazırlanıyor. Bir günlük grev biriken öfkenin boşalmasını sağlayabilir, ancak hükümeti dize getiremez (2023’te sendika liderleri beş ay boyunca birbirinden ayrı on dört günlük grev düzenlemiş, Macron ise bunların sona ermesini beklemekle yetinmişti). Çözüm, milyonlarca işçinin süresiz greve çıkarak üretimi durdurması ve kâr akışını kesmesidir.
Öğrenciler ve işçiler, Cumhuriyetin demir yumruğuna kitlesel eylemlerle meydan okunabileceğini gösterdi. 5 Kasım yaklaşırken bu isyanın ne kadar ileri gideceğini, örgütlü solun öğrencilerin mücadele kararlılığını işyerlerine taşıma ve işçileri grevi tek bir günün ötesine geçirebilecek taban eylemlerine kazandırma becerisi belirleyecek.
Kaynak: redflag.org.au
Çeviren: Yusuf Tuna KOÇ




