Bazı gündüz kuşağı programlarına yansıyan “büyücü/muskacı”, “sahte hoca”, “cinci hoca” gibi kişilere paralarını ve hayatlarını kaptıran insanlarımız düşünüldüğünde, Diyanet İşleri Başkanlığı ve devletimizin bu tür sahtekârlara karşı mücadelede yapması gerekenler noktasında tavsiyeleriniz nelerdir? “Batıl inanç ve sahtekârlığa karşı mücadele birimi” gibi Diyanet bilirkişileri+emniyet iş birliği ile çalışan birimler kurulması faydalı olur mu?
İkinci Soru Büyü Ve Cinler

Cevap
Cinler ve büyünün aklı başında, imanlı, salih amel sahibi ve Allah’ına güvenen insanlara maddi ve manevi zarar veremeyeceği görüşünü tercih ediyorum ve bu konuda birçok yazı yazdım. Siteme bakılırsa bu yazıları bulup okumak mümkündür.
Sahtekâr, soyguncu, büyücü ve cincilerle iki türlü mücadele edilebilir:
1
2
“… falcılık, büyücülük, üfürükçülük ve gaipten haber vermek ya da murada kavuşturmak amacıyla muskacılık gibi eylemler, unvanlar ve sıfatların kullanılması ile bu hizmetlerin yapılması kesinlikle yasaktır.”
“Cezası: Bu kanuna aykırı hareket edenler, en az 3 ay hapis cezası ve adli para cezası ile cezalandırılır. Ayrıca bu kanun kapsamında verilen hapis cezaları için Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması (HAGB) hükümleri uygulanmamaktadır.”
Bu cezanın da artırılması uygun olur.
Aşağıda, Din İşleri Yüksek Kurulu’nun cin ve büyü konularındaki görüş ve uyarılarından iki örnek sunacağım.
Şu halde kanun var, devlet engellemekle görevli, Diyanet de gerekli açıklamaları yapmış; geriye bir birimin, diğer hurafeler yanında ve öncelikle bu konu ile meşgul olması kalıyor; bu yapılırsa elbette faydalı olacaktır.
Cinler
“Cinler de insanlar gibi sorumlu varlıklar olarak yaratılmışlardır (ez-Zâriyât, 51/56). Allah’a inanıp O’na ibadet eden, iyi amel sahibi olan cinler olduğu gibi insanlara zarar vermek isteyen ve onları iman ve güzel amelden alıkoymaya çalışan kâfir cinler de vardır. Kur’ân-ı Kerîm’de insan ve cinlerin şeytanlarından söz edilir: “İşte böylece biz her peygambere insan ve cin şeytanlarını düşman kıldık. Bunlar aldatmak için birbirlerine yaldızlı laflar fısıldarlar. Rabbin dileseydi bunu yapamazlardı. O hâlde onları iftiralarıyla baş başa bırak” (el-En‘âm, 6/112). Bu âyette işaret edildiği üzere şeytan işi amel işleyen cinlere şeytan denmektedir. Şeytanların başı olan İblis’in cinlerden olduğu Kehf sûresinin 50. âyetinde şöyle ifade edilir: “Hani biz meleklere, ‘Âdem için saygı ile eğilin’ demiştik de İblis’ten başka hepsi saygı ile eğilmişlerdi. İblis ise cinlerdendi de Rabbinin emri dışına çıktı. Şimdi siz, beni bırakıp da İblis’i ve neslini, kendinize dostlar mı ediniyorsunuz? Hâlbuki onlar sizin için birer düşmandır. Bu, zalimler için ne kötü bir bedeldir!”
“Genel olarak Kur’ân-ı Kerîm’e, özel olarak da meallerini zikrettiğimiz iki âyete bakıldığında şeytanların ve dolayısıyla cinlerin kötülerinin insanlara zarar vermek istemeleri öncelikle inanç ve amel bakımındandır. Zira Kur’ân’a ve Hz. Peygamber’in (s.a.s.) açıklamalarına göre şeytan ve şeytan işi ameller işleyen cinlerin düşmanlığı ancak insanları aldatmak ve kötülüğe teşvik etmek suretiyle olmakta, maddî ve fizikî bir zarar vermeden söz edilmemektedir. Bunun için Yüce Allah, “Şeytanın adımlarını izlemeyin. Çünkü o, size apaçık bir düşmandır” (el-Bakara, 2/208) buyurmuştur. Burada şeytanın adımlarını izlememekten maksadın şeytanların ve cinlerin vesvesesine kapılarak kötü ameller işlememek olduğu açıktır. Cin sûresinin 6. âyetinde şöyle buyrulmaktadır: “Doğrusu insanlardan bazı kimseler, cinlerden bazılarına sığınırlardı da cinler onların taşkınlıklarını artırırlardı.” Bu âyette açıklandığı üzere cinlerin insanlara zarar vermesi Yüce Allah’ın açık ikazına rağmen insanların cinlere sığınıp onlarla iletişim kurma ve medet umma hevesleri yüzündendir. Bunun için Felak ve Nâs sûrelerinde bu duruma işaret edilerek insanların, cinlerin ve her türlü yaratığın şerrinden ve vesvesesinden her şeyin Rabbi olan Yüce Allah’a sığınmaları teşvik edilmiştir. Bu demektir ki gerçekten Allah’a iman edenler üzerinde şeytanların ve cinlerin hâkimiyeti, bir baskı kurması ve zarar vermesi söz konusu değildir. Şeytanın ve cinlerden şeytanların hâkimiyeti ve zararı sadece onu dost edinenler ve Allah’a ortak koşanlar için söz konusudur (bk. en-Nahl, 16/99-100).
“Bu bakımdan müminlerin cin ve insan şeytanların her türlü şerrinden ve zarar vermesinden Allah’a (c.c.) sığınması ve onlardan korkmaması gerekir. Onlara hiçbir şekilde meyletmeyen ve irâdesini sadece hak ve hakikat doğrultusunda kullanan kimseler cin ve şeytanlardan gelebilecek her türlü etki ve zarardan korunmuş olurlar.”
Büyü
Kurul, büyü hakkında da güzel ve etkili açıklamalar yapmıştır ve bunlardan birinin sonuç kısmı şöyledir:
“Sonuç olarak müminlerin sihir veya büyü kapsamında değerlendirilecek her türlü davranıştan özenle kaçınması ve bu tür işlerle meşgul olanlara asla itibar etmemesi, sihirbazların, cinci ve üfürükçülerin tuzağına düşmemesi gerekir. Sihre maruz kaldığını düşünen kişiler, çare olarak alacakları tıbbi destek yanında, Hz. Peygamber’in (s.a.s.) öğrettiği dualarla Allah’a (c.c.) sığınmalıdır.”
Başlıklar :




